<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894</id><updated>2011-12-11T20:02:36.456+02:00</updated><title type='text'>Nutopia</title><subtitle type='html'>home, home again.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>252</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7086164216708736314</id><published>2011-12-11T19:57:00.002+02:00</published><updated>2011-12-11T20:02:36.474+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>vay anasını.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;vay anasını yani. ne kadar kelime varmış burada. ne kadar kelime dokunulmadan bırakılmış peydahlandıktan sonra. ne kadar garip ve yapay geliyor tekrar buraya yazmak. aydınlık bir odada, hayatımın nispeten bir hayli aydınlık bir zamanında en karanlığımı anlattığım yere bir şeyler dökmeye çalışmak ne acayip geliyor. anlatabilecek miyim bilmiyorum. kelimeler daha net canlanıyorlar kafamda. kelimeler bana kendilerini getirmiyorlar, ben onları arayıp buluyorum sanki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir müzik mi gerekiyordu illa ki buraya dönmek için? buraya bir şeyler anlatmak için illa geçmişe dönüp yazdığım her şeyi didik didik ettikten sonra daha fazlasını döşemediğim için utanmam mı gerekiyordu? çok garip bu. bu yazma biçimi, bu ifade, bu anlatım, bu özlem geçmişe duyulan ve bu seçim kelimeler arasında yapılan. eskisi kadar otantik olur mu bilmiyorum. eskisinden çok daha duyarlı olduğu kesin. kendimi kapatmadan yaptığım her şey gibi, eskisinden çok daha fazla hisseden bir şey olduğu kesin. hissettiği şey eskisi kadar yarım değil sadece. eskisi kadar yeşil değil. anlatabileceğimin en fazlası bu galiba.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;altı yıldır buralardayım. bu kelimelerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. bu sayfalara bir dert dökmeye çalışıyorum. altı yıldır bir veya öteki şekilde bir dert beyan etmeye çalışıyorum. ne acayip. arada ne yaptığımı ve bunu neden yaptığımı unutmam ama yapabildiğimi hiç unutmamam ne acayip. bileklerimin uzun süredir bu pozisyonda oturup bir şeyler yazmaya çabalamamış olmaktan deli gibi ağrıyor olmaları da, tek kelimeyle, biraz fazla kullanmanın da şerefine, ne kadar garip.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey iyi. her şey yolunda. merak etmeyin beni. herkes iyi davranıyor son zamanlarda.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7086164216708736314?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7086164216708736314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7086164216708736314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7086164216708736314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7086164216708736314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2011/12/vay-anasn.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3171770804768179001</id><published>2011-07-27T02:51:00.002+03:00</published><updated>2011-07-27T02:58:25.343+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>gece geç saatler. bayadır dokunmamıştım nutopia'ya. ne tahrik etti peki beni yeniden? paketin kıyısında köşesinde kalmış bir iki sigara, zihnin ucunda berisinde sıkışmış bir kendini ifade etme isteği, gecenin bu saatinde güneşin doğuşuna yaklaşmanın muazzam yalnızlığı ve güzel bir karanlık. bir insanın odasının ne kadar az karanlık olduğunu daha karanlık bir odada yatmaya çalışınca fark etmesi ne acayip. metafor yapmıyorum, gerçekten. şu an evde bulunmayan ev arkadaşımın odasında yatmaya çalışınca fark ettim bunu. amy winehouse'a falan bağlamayacağım, oda hakikaten karanlıktı ve ben içerisinde uyumaya çabalarken fark ettim bunu.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güzel birkaç kelime geçesim var kayda. ses çıkar mı çıkmaz mı bilmiyorum, nedense uzun zamandır yaptığım her şeyin herkese ulaşan bir sesi olması konusunda dayanılmaz bir dürtüm var. ton bakımından değil, yükseklik olsa olsa. herkesi korkutan bir bağırma da değil, saygı içerisinde büyüyen bir korku değil amacım, herkesin duyabileceği bir ses, sanki herkesin evinde benim mikrofonuma bağlı bir hoparlör varmış gibi. bak. ne kadar güzel bir imge benimkisi. ne kadar güzel bir imge iki sigara nefesi arasında yarattığım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;chrome ya da blogspot devamlı kelimelerimin altını çiziyor. sana mı inat yapacağım chrome veya blogspot, çiz çizebildiğin kadar. benden daha kelime çıkmaz zaten gecenin bu saatinde. bir sigara bir de sigarayla başlayan nereden geldiği bilinmez bir karın ağrısı yeter bana. daha uyunacak, sabah beklenecek. en pis hisler gecenin bu saatinde karın ağrısıyla geliyorlarmış ya hani. öyle bir şey işte.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3171770804768179001?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3171770804768179001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3171770804768179001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3171770804768179001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3171770804768179001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2011/07/gece-gec-saatler.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4769982833571671837</id><published>2011-05-04T20:51:00.003+03:00</published><updated>2011-05-04T21:00:59.588+03:00</updated><title type='text'>Arrest this man, he talks in math.</title><content type='html'>aylar olmuş. yıllar belki de. doğru yeri bulmak lazım, doğru pozisyonu, doğru bakışı, doğru sigarayı, müziği, hissi, ışığı. aylar olmuş ben buraya bir şeyler yazmayalı. aylar. oysa ki bir milyon yazı yazdım kafamda. bir milyon kelime vardı söylemek istediğim, kelimelerin ne olduğunu dahi bilmiyordum, hatta belki yoktu kelimeler; hiç olmamışlardı. ama ben onları söylemek istiyordum, karanlık bir odada, kendi kendime kaldığım bir anda, sigaram bir yandan bana cılız bir ateş sunar, radiohead arkada rengini dökerken. saatlerce söylemek, saatlerce anlatmak istiyordum, sonra da ortaya güzel bir şey çıkarmak, yalnız, buruk, ama güzel bir şey. müzikli, biten. sonu olan. sonu yaşanan. özlenen.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kelimeler art arda gelmiş işte. kuş taşa vurmuş, bir şey kopmuş, bir şeyler olmuş, yaratılmış, öldürülmüş. ölüm olmuş, dünyalar düşmüş ayağının dibine, paramparça, dopdolu, rengarenk dünyalar. elinden tutanlar da düşmüş işte, tek tek, yapayalnız. her şey bitmiş değil mi bir şekilde? bitmiş anasını satayım işte. biten o kadar da güzel olmuş ki. kanatlanmış elinden tuttukların; ve o kadar güzelmiş ki o kanatlar, o kadar muhteşem açılmışlar ki seyretmişsin. hayran olmuşsun zaten daha da hayran olduğuna. sevmişsin. daha da parçalı, daha da güzel, daha da senin gibi olmuş. büyü olmuş işte. sihir olmuş oralarda bir yerlerde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;al kelimelerini de. oradan duyduklarını, birinin söylediklerini, bir yerde okuduklarını, bir yere saklayıp sonra çıkartmak için aklına kazıdıklarını çıkar, koy ortaya. onlarla oyna. yarat bir şeyler bir yokluk bir çok şey olsun diye. kullan, çiz, boz ve at sonra birilerinin önüne. biri paylaşsın, biri okusun, biri parçalansın, biri de çıksın sırtına alsın kalanları. her şey yolunu bulsun. her şey sonucuna varsın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4769982833571671837?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4769982833571671837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4769982833571671837' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4769982833571671837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4769982833571671837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2011/05/arrest-this-man-he-talks-in-math.html' title='Arrest this man, he talks in math.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-171546220059794557</id><published>2010-10-29T22:53:00.001+03:00</published><updated>2010-10-29T22:54:26.353+03:00</updated><title type='text'>If you don't believe in happiness, you don't believe in happiness, but if you don't believe in happiness, man you must be down.</title><content type='html'>bir şey var. açıklayamadığın, tam parmağını üzerine doğrultamadığın bir şey var. gecenin bir saatinde karanlık bir müziğin arkandaki varlığı tümüyle anlatmasının getirdiği, belki de anlamsız ve boş bir şey var; bir hayli hem de. sebepsiz mi peki bu? özledik mi bunu? bu sebepsizliği, bu sebepsiz gelen abstrakt üzülmeleri, özledik mi gerçekten? bu seferkiler daha güçlüler gittiklerinde, daha güçlüler yenilirlerken. şarkı aynı, harfler aynı, parmaklar da aşağı yukarı aynı. ne farklı peki? ne değişti bu sefer tüm onların üstüne? neden özlememişiz hiç, aslında deli gibi yokluğunu çeksek de?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hoş bir anı bu, hoş birkaç anın birleşimi, onların sende bıraktığı yankısı, izi. hepsi yalan çünkü, hepsi gelip geçici. senin kelimelerin güzeller belki onları anlatırken, ama sen değilsin. sen yalansın onları yazarken, yaratılmış, özenle beslenmiş ve sadece güzel kelimelere sarmalanıp insanlara sunulabilsinler diye büyütülmüş bir yalanın cismi. bu yüzden sen değilsin arkada kalan, arkada kalan hep dünyanın ne kadar da benim onu almam için bekleyen bir şey olduğunu hatırlatan şarkılar. onlar, onların kelimeleri ve benim onlarla beraber içimden çıkarmam gerekenler. bu sayfalar onları hak ediyor, benim özlediklerimi, benim kaybettiklerimi değil. burası böyle artık. böyle idame ettiriliyor hayat bu taraflarda, bu kelimeler de bunları anlatacak; eğer işlerine gelirse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hem neydi bizim kelimelerden istediğimiz? o şaşkınlık hissiyatı değil miydi? o kafanı geriye çevirip bir saniye boyunca karşındaki kelimenin arkasına gizlenmiş dehaya olan saygıyı beklemiyor muydu bizim yarattıklarımız? niye senelerce ağıdı tutulmamış acıları anlattık o halde? onlar mıydı saygı uyandıracak? onlar mıydı bize istediğimiz dünyayı parmaklarımızın altından yaratıp, özenle besleyip, güzel kelimelere sarmalayıp büyütecek? biz buradayız ya şimdi? burası güzel. burası bayağı güzel.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-171546220059794557?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/171546220059794557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=171546220059794557' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/171546220059794557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/171546220059794557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/10/if-you-dont-believe-in-happiness-you.html' title='If you don&apos;t believe in happiness, you don&apos;t believe in happiness, but if you don&apos;t believe in happiness, man you must be down.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4760960945014846699</id><published>2010-10-15T16:54:00.003+03:00</published><updated>2010-10-15T17:06:16.378+03:00</updated><title type='text'>Tonight's gonna be a good, good night.</title><content type='html'>bitti. kimsiniz, nesiniz, ne arıyorsunuz bu blogda bilmiyorum ama bitti işte. olmuyordu, yürümüyordu, yapamıyorduk bir türlü ve bitti. her şeyin bir sonu olduğunu öğrenmiş olmasam daha da koyardı belki de yerine gelmemiş vaatleri; ama bu haliyle acıtmadan, kanatmadan, sakince bitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle yaşanmamış olsa değersizliğe düşerdim yine, bunlar gelmemiş olsa başıma, tekrar bir masanın altındaydım, kulaklarımda clint'in müziği, aklımda sonradan hatırlanması gerekecek birkaç korkunç kelime. bu son öyle değildi bu sefer. ömrümün tüm sonlarının aksine "where is my boy?" dinlettirdi bana bu; yerindeydi, gerekliydi. bir sürü kelimesi vardı kendini anlatabilmesi için. anlattı da. buldu kendini birkaç tekrarlı sözcükte, öğüttü, barındırdı, saklamadan söyledi. o söyledi ve biz buraya geldik işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir süre, eğer benim hayatı ıskalamamak için sapkın bir kompülsifliğe bürünmeye kararlı tarafım izin verirse elimdekilerle yetinmek istiyorum. onların minneti yetecek uzun bir süre bedenime. sükut, müzik, futbol, odtü, hejanın teyzesinin verdiği lcd ve ailem. bir süre bunlar bana hayli hayli yetecek. yetmediği gün kompülsif ıska karşıtlığını tekrar gözden geçiririz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4760960945014846699?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4760960945014846699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4760960945014846699' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4760960945014846699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4760960945014846699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/10/tonights-gonna-be-good-good-night.html' title='Tonight&apos;s gonna be a good, good night.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2754590479944380399</id><published>2010-09-03T02:32:00.002+03:00</published><updated>2010-09-03T02:34:08.152+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>mutsuzluk; eğer, hani, merak ediyorsan nerelerde olduğumu; ben çok mutlu bir şekilde &lt;a href="http://kaidin.tumblr.com"&gt;şu civarlardayım&lt;/a&gt;, ama lütfen ziyarete gelme. ben pek bir hoşnutum halimden, uzak dur eğer bunu başarabilecek gibi gözüküyorsa iraden.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2754590479944380399?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2754590479944380399/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2754590479944380399' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2754590479944380399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2754590479944380399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/09/mutsuzluk-eger-hani-merak-ediyorsan.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6399621905791506244</id><published>2010-07-25T04:19:00.003+03:00</published><updated>2010-07-25T04:33:07.342+03:00</updated><title type='text'>Running over the same old ground, what have we found?</title><content type='html'>yine uyuyamıyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tam bir sene sonra.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çünkü ne biliyor musunuz? komik bu. dönüp dolaşıp aynı yere gelmiş olmam, aynı yerde koşturup, tam bir sene sonra aynı hikayenin sonuna düşmüş olmam, komik. bilmiyorum ne hissetmem gerektiğini. hangi kelimelerin bedenimi terk edeceğini dahi bilmiyorum bu gece. sadece uyuyamayacağımı biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belki yutarım bu lafımı da. belki bu da gelip keser bedenimi. tanrı yok, bunu yüzde yüz bir kesinlikle biliyorum artık. çünkü eğer tanrı varsa, bizden nefret ediyor, tek tek, tüm yeryüzünde koşturan ölülerden. cenneti cehennemden ayırmayı doğumundan on dokuz sene sonra öğrenmiş bir beden tüm ruhunu gökte var olduğunu bildiğinden emin olduğunu sandığı bir çift göze tek bir dilekle akıtırken kanıksadım o dayanılmaz hiçliği. her şey rastgele bu dünyada, iyi bir çift elin arasından akan imgeler dışında. onlar sabitler. aynı yirmi dakika süren ve bir ay boyunca sizi uyanık tutacağını bildiğiniz bir telefon konuşması gibi. her şey rastgele bu dünyada, kelimeler dışında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu tesadüf mü bilmiyorum, ama sizinle bir şey paylaşmak istiyorum. bu sayfalardan hep ölesiye bir çarpıklık içinden paylaştım en kişisel ölümlerimi ve doğumlarımı, biliyorum. bu sefer korkmuyorum. bu sefer direk söyleyeceğim tam iki senedir söylemeye korktuğum şeyi. tek tek, kelime kelime. "herkes kaçıyor" demiştim, "en sonunda, herkes kaçar". herkes kaçtı bugüne kadar sevgili nutopia okuyucusu. bu şaka veya mizansen değil, kelimelerin güzel bir oyunu da değil. ben on dokuz yıllık hayatımda benim gerçekten yakınıma girmiş dört insanın kaçarak uzaklaştığını gördüm benden. çoğunun sebebini de bilmiyorum üstelik, sebebini bilmemem daha da incitti onları. biri en yakın arkadaşımdı, biri ciddi anlamda ilk aşkım, biri dünya üzerinde her şeyimi körü körüne bilen tek kişi, biri ise belki de son olabilecek o kutsal. hepsini bir şekilde onları hak etmediğimi hatırlata hatırlata uzaklaştırdım etrafımdan. sorun değil bu. anlıyorum bunu şimdi. bir sene olduğu gibi, yine uykusuz kaldığım o bir ay boyunca süren ölümdeki gibi kendimi sevilmeyi hak etmeyen biri olarak görmeyeceğim yeniden. en azından bunu biliyor kelimelerim bu gece, en azından bundan eminler gilmour kulağımda tanrıyı yeniden notalarla tanımlarken. bir şeyden daha eminim; bu dört insan da benim başıma gelmiş en güzel şeylerden biriydi, ve ben hepsini mahvettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;garip bir durum bu sevgili nutopia okuyucusu. bu garip durumu koltuğumun altına alıp devam edeceğim hayatımda bir süre bu bloga yer olmayacak. bir süre kendi kanıma karıştırmam gerekecek mürekkebimi. bir süre, eğer sen izin verirsen, dışarıdan nasıl gözüktüğünü bir daha hiç umursamadan yazacağım yazılarımı. bir süre, tamamen yalnız kalacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ölüm huşuya giden yoldur sevgili nutopia okuyucusu. biliyorum, çünkü var olan tek tanrım söyledi bunu. seni çok seviyorum. iyi geceler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6399621905791506244?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6399621905791506244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6399621905791506244' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6399621905791506244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6399621905791506244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/07/running-over-same-old-ground-what-have.html' title='Running over the same old ground, what have we found?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-362148397178061561</id><published>2010-06-29T02:19:00.002+03:00</published><updated>2010-06-29T02:27:44.803+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>basit bir çocuk bu, elleri kanlı, aklı temiz, beyni boş. her şey ve hiçbir şey kelimeleriyle işi yok hiç çocuğun, onun yolu var, onun yordamı belli. her şeyi düzgün çocuğun, her köşesi yerli yerinde. muazzam kelimelerle idame ettiriyor sadece hayatını, öldürüyor öldürmek istediği yerde; veya yaratıyor, baştan, sıfırdan, daha önce hiç yaratılmamış bir biçimde.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ilerliyor çocuk karanlık bir odada. daha önceden kullanılmış kelimeleri kusuyor onları beklettiği midesinden. kan geliyor ellerine, vuruyor, çırpıyor kanı. kararıyor kan ona değen çoğu şey gibi. yalanlarını söyleyemiyor artık kendine o çocuk; parçalıyor, deşiyor içini. zerrelerini nasıl bulduysa öyle bırakmak istiyor doğdukları yerlere. altından göğsünü paramparça etmek istiyor, öldürmek, yakmak, eritmek; sıfır olmasını, karanlık olmasını arzuluyor deli gibi. her şeyden çok ölmek demek istiyor, ölmek, öldürmek, ölüm gibi olmak, ölüm gibi yaralamak, ölüm gibi parçalamak hayatı. her şeyden sıkılmak istiyor, çok uzun sürmüyor bu isteğinin bahşedilmesi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devam ediyor çocuk karanlık odada ilerlemeye. ne bir duvarı ne de bir kapısı var bu odanın, öylece akıyor karanlığa, öylece devam ediyor. ayaklarını dahi göremiyor çocuk, bütün olamıyor bir türlü. müziği bile eksik değil aslında çocuğun, elleri bile yerinde, kelimeleri de geliyor yavaş yavaş ağ tutmuş zihnine. bütün olamaması önemli değil zaten, olduğu da yeterli dünyanın yeterli kavramına sahip tüm köşelerinde. ama ayakları yok işte yine de o çocuğun. yine de karanlık odalar dışında hiçbir yere basmıyor ayağı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu çocuk, orada, o karanlık odada koşan çocuk, her şeyiyle her şeyden sıkıldığını bağırmak isteyen o kırık şey, o ayaksız; işte o benim. bu gece, çoğu gece olduğu gibi, dün geceden hallice, bir saat öncesinden garip bir düşüş halinde, garip bir çocuğum yine. garip olan her şey gibi sadece kendime aidim ve deli gibi, garip bir şekilde, başkasını istiyorum benim içimde. ama gelmiyor o başkası.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;olsun. burada iyiyiz böyle biz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-362148397178061561?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/362148397178061561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=362148397178061561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/362148397178061561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/362148397178061561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/06/basit-bir-cocuk-bu-elleri-kanl-akl.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1641104508432003438</id><published>2010-06-06T19:11:00.001+03:00</published><updated>2010-06-06T19:11:52.141+03:00</updated><title type='text'>No I don't have a gun.</title><content type='html'>karanlık bir oda, güzel bir müzik, güzel sözleri o güzel müziğin. asla bulunamayan o muazzam kelimeler, onlar, onlar bir yerlerdeler, olmak zorundalar, ben yalnız kalmış olamam yine. başa sarmış olamaz müzik bir sene sonra, tekrar kaybetmiş olamam zorla tekrar kazandığım her şeyi. kelimelerimin arası bu kadar boş olamaz tekrar, bu kadar fazla beyazlık olamaz zihnimin kapkara olması gereken yerlerinde. gözlerim buğulu artık, bir tek ekranı görüyor, kelimelerimi, o muhteşem, o beni ziyaret etmekten ölesiye çekinen, o yalnız kalmaktan korkan kelimeleri. neler oluyor burada, biliyor muyum? bu soru... bu soru demek istiyorum sadece, gerisi yok, ötesi yok bu cümlenin. bu soru, sadece, tüm netliğiyle. neler oluyor, biliyor muyum acaba? takip edebiliyor muyum neler yaptığımı, neler yazdığımı, neleri yazamadığımı. güzel kelimeleri yaratmak istiyorum, bu kadarını biliyorum. ağzımda sigara, kıpkırmızı bir odanın karanlık bir köşesinde, bu kelimelerimi doğurmak istiyorum ölesiye beyaz defterlere. müzikler de olacak kulağımda, yalnızlık öksüren şarkılar, beni gece gece uyandıran, gündüzün bir köründe uykusuz bir rüyaya daldıran şarkılar. bilmiyorum ben ne yapabilirim tüm bunlarla. ellerimde hepsi, ellerimden kayıp gidiyor aynı o müzik gibi. tutulmaz, idare edilemez, barındırılamaz bir şey bu. her şey, herkes kayıyor gözlerimin buğusunda, ölü bir yağmur yağıyor dışarıda, altında ıslanan herkesi canlı hissettirerek. şarkılar bitiyor ve şarkılar başlıyor bu talihli akşamüstünde. bir sene sonra, tam burada, asla olmayı hayal etmeyeceğim bir bedenin içerisinde, tekrar aynı noktadayım ben. olduğum gibi. varlığımın olması gerektiği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki güzeldir her şey. belki çarpık, anlaşılmaz ve ironik bu kader yalnızca güzeldir benim hayatımda. bu kadar basittir belki de şarkılar, bu kadar yalnızdır hepsi. bilmiyorum. tek bildiğim, tüm bu kelimelerde, tüm bu yalanlarda, ölesiye mutlu olduğum. pek fazla olmadığım kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1641104508432003438?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1641104508432003438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1641104508432003438' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1641104508432003438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1641104508432003438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/06/no-i-dont-have-gun.html' title='No I don&apos;t have a gun.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7735679393951819826</id><published>2010-06-01T13:02:00.003+03:00</published><updated>2010-06-01T13:14:00.866+03:00</updated><title type='text'>Send in your skeletons, sing as their bones go marching in.</title><content type='html'>boş sayfalar, önümde duruyorlar hepsi onlara kumanda edebileyim diye, önümde duruyorlar onları kelimelerimle bölebileyim diye, yetişmiyor, yakalayamıyor hızımı parmaklarım, kafam düşünmüyor, gözlerim görmüyor, omuzlarım sevmiyor bunu. kırık ve parçalanmış tarafların değil, tamam ve çözmüş ortanın hikayesi çünkü bu. o böyle yaşıyor hayatı, görüyor, hareket ediyor, yakalıyor ve bırakıyor sonsuzluğun tam ortasına. kelimeleri aynı ötekiyle, kullandığı oyuncakları aynı, sadece anlattıkları farklılaşıyor. bu böyle, bu hep böyleydi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;doğru hamleyi yapamamaktan korkmak diyor kendi kendine aslında, korkmanın sebebini bilmiyor. iyi bir müzik var zihninin en derin karanlıklarına akıp onları yüzeye çıkartan, bunu hissediyor sadece. o iyi şimdilik. o pek fazla şeyi ıskalamıyor. o idare ediyor. sorun öteki kısım. öteki kısmı kaybetmekten korkuyor tüm parçalanmışlığı ve ezilmişliğine rağmen. öteki kısım tekrar aktive olsun diyor kafasında, tekrar alsın kontrolü, ama hak etsin almayı, kimse ona "abi takma kafanı bunlara" diyemesin kullanılmış çizgi roman kelimelerini yeniden dönüştürerek, kimse sırtını sıvazlayamasın, dokunulmaz olsun o, bu kadar büyük bir acı çektiği için korkulsun ondan. gerçek olsun o an ve o yerde, kimse ona geçecek diyemesin. ama o acı yine de, bir şekilde, kendi yöntemleriyle, sessiz ve sakince geçsin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kim olduğunu öğretir acı sana. bunu burada rahatlıkla söyleyebiliyorsam kaybedilebilinecek her şeyi kaybettiğimdendir, sonra da tek tek geri inşa ettiğimden. o yüzden, rahat ol dünya. her şey bir şekilde oluyor. rahat ol.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o gitti mi? o gidip yıktı mı beni? yıkıp parçaladı mı iki ayağımın durduğu çöp birikintisinin içine? anlamadığım kelimelerle anlatamadığım bir acıyı boş sayfalara kusmaya zorladı mı? bırak gitsin. geri dönmesin bir daha asla, kalsın kaldığı yerde, benden uzak, kelimelerime uzak, yalanlarıma uzak. gitsin ve bir daha asla buralarda, benim kendi yaşantımı çizip uzattığım dünyalarda gözükmesin. zor oldu, ama oldu, işte buradayız. hayat öldü, ölüm öldü, arada kalan her şey olmayan hakkın bol dağıttığı rahmetine kavuştu ve en sonunda o gitti. çığlıkları dahi gitti kulağımın önünden. ne demiştik o gece? ne demiştik o talihsiz gece? her şey buraya kadar mı? buradan da ötesi varmış meğerse. buradan da ötesi sessizmiş üstelik. sesi bizmişiz ötesinin. yaz o halde. sonuna kadar, ölene kadar, ölmekten beter olduğun ana kadar, yaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7735679393951819826?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7735679393951819826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7735679393951819826' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7735679393951819826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7735679393951819826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/06/send-in-your-skeletons-sing-as-their.html' title='Send in your skeletons, sing as their bones go marching in.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8430577000564506696</id><published>2010-04-25T22:27:00.002+03:00</published><updated>2010-04-25T22:33:09.921+03:00</updated><title type='text'>In the night I hear them talk the coldest story ever told.</title><content type='html'>&lt;div&gt;karanlıktı oda, tek başınaydı. kalktı, ışığı kapattı. tamamen hiçliğe gömüldü yalnız odası. space'e bastı tembel hareketlerle, kulaklığına uzandı, aldı, geçirdi kafasına. kapkaranlıktı şimdi oda, sadece monitörü vardı, bir de ağzında tuttuğu sigarasını yakmak için ateşe verdiği kibriti. ağzında tutmayı denedi sigarayı, sonra elinde. başaramadı her ikisini de, parmaklarının arasına aldı bir nefes alıp küllerini çöplerini koyduğu çikolata kabının üstüne döktükten sonra. müzik yükseliyordu tembelce taktığı kulaklıklarından. baştan başlayabilseydim, diyordu müzik, tutardım kendimi, bulurdum bir yol. bir nefes aldı sigarasından, ciğerlerine çekti youtube'dan eşliğinde sigara içmenin hayalini kurduğu şarkıyı açarken. yazabildiğine şaşırmakla meşguldü şimdi, bir nefes daha çekti, döktü küllerini yorgun kağıdın üstüne. kolasına uzandı eli, içti, bir nefes daha çekti elindeki sigaradan. şarkının sözleri basitti, biliyordu ama yine de yazmak istiyordu onları buraya, "gece" diyordu şarkı, "duyuyorsun konuştuklarını, duyulmuş en soğuk hikayeyi anlatıyorlar". bir nefes daha çekti sigarasından bunu nasıl yazması gerektiğini düşünerek. "duyuyorsun konuştuklarını" diyordu şarkı, "bu yolda bir yerlerde kalpsiz bir kadına kaptırdı ruhunu". kalpsiz... kalpsiz miydi peki o? tüm yaptıklarına rağmen, tüm çektirdiklerine rağmen, kalpsiz miydi o? söndürdü sigarasını kendini güçsüz hissederek. yine yaşam gidiyordu vücudundan, aynı o gün, o mavi koltukta olduğu gibi. yorgundu. kolları, bacakları, kalbi ve beyni yorgundu bugün. gözlerini kapattı yazmaya devam etmeyi bırakmadan. kelimeleri yoktu, biliyordu bunu, ama yine de devam etti parmakları klavye üzerinde gezinmeye. yorgundu o. tek düşünebildiği, tek yazabildiği şey oydu. bir şarkı daha açtı sıcak bir yaz gününden, her şeyin bittiği, her şeyin bittiği gün orada beliren kızın da onu terk ettiği bir gündü o şarkıyı ilk duyduğu gün. belinde kesici bir ağrı hissetti birden, "cehennemin onuncu halkası belirsizlikmiş" dediğini hatırlıyordu şimdi, "on birincisi ise o belirsizliğin sonu". ne hissettiğini tartmaya çalıştı kafasında, o muydu? o gerçek miydi? otur ve dinle dedi şarkı. koşmak istiyordu oysa ki o, tek başına, tek başına kalabileceği bir yere koşmak istiyordu deliler gibi. deli bir dünyaydı bu, komikti ve üzücüydü. o ise, tüm bu deli dünyanın ortasında, şarkıların bitebildiği, hiçbir şeyin sonsuz olmadığı bir şehirde, sadece yorgundu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8430577000564506696?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8430577000564506696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8430577000564506696' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8430577000564506696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8430577000564506696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/04/in-night-i-hear-them-talk-coldest-story.html' title='In the night I hear them talk the coldest story ever told.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1967666361562146140</id><published>2010-04-19T14:22:00.001+03:00</published><updated>2010-04-19T14:22:45.967+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;b&gt;Nate:&lt;/b&gt; I mean it's hard sometimes. Relationships aren't easy.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Brenda:&lt;/b&gt; Really?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Nate:&lt;/b&gt; You just have to work at it, every day. Can't expect everything to be perfect all the time and can't get shaken when it isn't. And if there's a moment when I feel like I'm in prison, I just have to think about all those moments when it feels safe and remind myself that those moments outweigh the prison moments.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Brenda:&lt;/b&gt; Being alone is the prison. Just thinking about yourself, just being trapped in this fucking vortex of always watching yourself. Which, I suppose, is okay if you're interesting. Truth is, nobody's that interesting.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1967666361562146140?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1967666361562146140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1967666361562146140' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1967666361562146140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1967666361562146140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/04/nate-i-mean-its-hard-sometimes.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8595066845288512212</id><published>2010-04-13T18:47:00.003+03:00</published><updated>2010-04-13T18:54:46.453+03:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler bölüm sekiz</title><content type='html'>gözlerini açtı. bir pencere vardı karşısında, tertemiz bir cam, pespembe bir panjur. gülümseyerek baktı hepsine, ellerini canlı olduğunu hissederek gezindirdi soğuk camın üzerinde, parmak izlerinin soluşunu izledi. gözleri masmavi göğe takıldı birden, karşısındaki ağaçların üzerinde olmak istediğini fark etti. güneşi aradı yeşil gözleri, buldu ve kenetlendi kenetlenmesi imkansız parlak yıldıza. bir kıkırtı kaçırdı dudaklarının arasından, kendini canlı hissediyordu, daha önce hiç hissetmediği kadar. artık beklememesi gerektiğine karar verdi. ve böylece, camın üzerinde olmayan elini beline götürdü, simsiyah bir silah çıkardı, kafasına dayadı ve tetiği çekti. kanı pembe panjura değemeden ölmüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8595066845288512212?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8595066845288512212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8595066845288512212' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8595066845288512212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8595066845288512212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/04/yanls-hikayeler-bolum-sekiz.html' title='yanlış hikayeler bölüm sekiz'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8512308228881598266</id><published>2010-04-03T01:43:00.002+03:00</published><updated>2010-04-03T14:53:42.462+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>herkes kaçar sonunda&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hep kaçtılar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hep kaçacaklar&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8512308228881598266?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8512308228881598266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8512308228881598266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8512308228881598266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8512308228881598266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/04/herkes-kacar-sonunda-hrp-kactlar-hep.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-923475812847428757</id><published>2010-03-25T01:46:00.002+02:00</published><updated>2010-03-25T01:56:56.539+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>işte. işte buradayız yine. yavaşça. sakince. kelimelerimiz var ellerimizde. kırığız yine. parçalandık, acıdık ve kanadık yine, ufacık bir kesikle; ufacık bir yarayla. değersiziz yine. yine üç gün içinde, her şeyi ve hiçbir şeyi elde etitk, kaybettik ve kazandık kendimizce. bu kadar. benden bu kadar artık.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yoruldum, aynı şeyi isteyip, her yarıkta kafamı çevirip içeriye bakmaktan yoruldum. arzulamaktan yoruldum, hayaller kurmaktan, istemekten ve asla ulaşamamaktan. bu hayatın rastgeleliğinden yoruldum, yanlışlığımdan yoruldum, metafizikten, fizikten, anlaşılandan ve anlatılamayandan yoruldum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yoruldum ben. bu kadar. deneyip bulamamak, denemeye ikna etmek, her şeyin ortasında tekrar acımak ve tekrar kanırtılmaktan yoruldum. yeter. dinleyen varsa, umurundaysa yeter. kelimelerimi versinler bana eğer dünyada her şeyden çok istediğimi vermeyeceklerse. veya onları da vermesinler. hiçbir şeyim olmasın bir dağın tepesinde, bir ben olayım, bir de anlamsızlığım, kırıklığım, parçalanmışlığım. bırakın beni. bırakın beni, çünkü yoruldum ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şeyi hatırlıyorum ben. korkmayı, korkarak bilgisayarın başına koşmayı, o başına koştuğum bilgisayarı, oturduğum sandalyeyi, gmail'i açışımı, gelen maillere bakışımı, o tek kelimeyi bekleyişimi. hepsini hatırlıyorum, aynı bugün ne olduysa hatırlayacağım gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeter. yeter, çünkü mecalim kalmadı artık benim yenilmeye. ya bu hayat bana istediğimi verecek, ya da bitecek her şey, bırakacağım, oturacağım bir köşeye ve kapanacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o halde, bu geceyi bitirmek için... no surprises. hadi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-923475812847428757?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/923475812847428757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=923475812847428757' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/923475812847428757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/923475812847428757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/03/iste.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6475004375517397555</id><published>2010-03-05T17:51:00.002+02:00</published><updated>2010-03-05T18:04:53.338+02:00</updated><title type='text'>One day, I am going to grow wings.</title><content type='html'>etrafımda insanlar vardı bugün. kafalarını kaşıyan, suratlarını giden otobüslerin camlarına dayıyan insanlar. bir hayatları vardı bu insanların, bir aşkları, gözyaşları, sevdikleri, sevemedikleri, dokunabildikleri ve dokunmayı aklının ucundan dahi geçirmedikleri. etrafımda insanlar vardı ve öylece duruyordum ben. kelimeler uçuşuyordu kafamda, doğru kelimeler, bazı yerlere sanki hep oradalarmış gibi oturan kelimeler. etrafımda insanlar vardı bugün ve ben ne kadar yazamadığımı keşfettim onlar hayatlarına devam ederlerken.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;doğru kelimeyi bulmanın harika hissiydi benim özlediğim, doğru müziğin arkasına sığınmış binlerce sesin tek bir kelimede doğmasını hissetmekti benim kaybım, yoktum artık ben bu tip kelimelerle var olma işinde, çünkü böyle bir şeydim artık ben, kendimi kaybediyordum debelendikçe. etrafımdaki insanlar yok ediyordu beni, hepsi, sevdiklerim, sevemediklerim, vazgeçmeyi beklediklerim ve vazgeçmekten korktuklarım. kelimelerle yaşayamıyordum çok uzun süredir. doğru kelimeler ne ağzımdan ne de parmaklarımdan akmıyorlardı dünyaya. kekeliyordum belki de yıllardan beri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne eksikti bilmiyorum, şu an ne fazla onu da bilmiyorum. tek bildiğim açık kapıdan gelen rüzgarı hissediyor oluşum şu an. o rüzgar burada şimdi, derimin üzerinde, varoluşumun bir simgesi, yokluğa erişemeyişimin bir kanıtı. o rüzgar, beni şimdi bu dünyaya bağlayan. o rüzgar, kulağımda çalan bu muhteşem şarkıya eriştirmeyen beni.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunu o kadar özlüyorum ki. bunu o kadar seviyorum ki, doğru kelimeleri bulmayı, her şeyi doğru bir biçimde söylemeyi, o hissi, o hissi hissetmeyi. o kadar istiyorum ki bunu asla kaybetmemeyi, iyi bir yazının ardından gelen o tatmini de, iki saniye sonra gelen o utancı da hissetmeyi, yazı kendi kendini yazarken parmaklarınla ona yetişmeye çalışmayı ve arada yapılan hataları yazı sonunda düzelteceğine dair kendi kendine söz vermeyi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;benim için bir yazının başlayışı çok basittir aslında, otururum; oturmayı hissettiysem eğer, oturmam gerektiğini sezdiysem, otururum, ardından beklerim parmaklarımın bana doğru yolu göstermesini. yok olurum yazdıklarımın içinde, bedenim bükülür ve içinden benim olmayacak kadar güzel bir şey çıkar. açık yeşil bir ruhtur bu, yazar, anlatır, bir şeye dokunur ve alır o şeyin bütün elektriğini içine. tek kolu da bir bilgisayar ekranına bağlıdır bu ruhun ve o bilgisayar ekranına akıtır tüm kanını. böyle yazarım ben kendi kelimelerimi. otururum ve gerçeğime dönerim, tüm bu beyaz duvarların arkasında, tüm bu yalanların ve oyunların arkasında açık yeşil bir gerçeklikle kanayan doğmamış bir ölüme veririm elimi. o oynatır. o yazar her şeyi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu kötü bir yazı mesela. ben olmayan. beni hissettirmeyen. benim kelimelerimin o yeşil ruhtan bilgisayara akarken geçtikleri yollardaki döküntülerden esinlenilmiş bir yazı mesela bu, olabileceğinin bir gölgesi. virgülleri, noktaları, sesleri ve tonlamaları yanlış hep. yazamıyorum yani hala ben. anlatamıyorum kendimi. ömrüm boyunca hiç anlatamadığım gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;etrafımda insanlar vardı bugün. 1982 senesinden kalmış otobüslerin unutulmuş senelerden kalma koltuklarında kafalarına parçalanmış tavandan yağmur akan insanlar. tek tek iniyordu yağmur damlaları. tek tek iniyordu ve ben gülümsüyordum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6475004375517397555?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6475004375517397555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6475004375517397555' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6475004375517397555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6475004375517397555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/03/one-day-i-am-going-to-grow-wings.html' title='One day, I am going to grow wings.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6943260349865712915</id><published>2010-02-27T05:12:00.002+02:00</published><updated>2010-02-27T06:09:20.038+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler bölüm yedi</title><content type='html'>babam. bir babam vardı benim, babam; spor efsanesi, babam; milyonların idolü ve babam, benim bu dünyada tutunabileceğim yegane dalım. bir babam vardı benim, ben on dört yaşındayken ölen. gerçek babam değildi o, evlatlıktım ben. henüz daha konuşamıyorken kaybetmiştim gerçek annem ve babamı ve yalnız olan ve yalnızlıktan ölmekte olan babam almıştı beni yanına ve ben ona uğurlu gelmiştim, o vakte kadar kimsenin umursamadığı bir beyzbol oyuncusuydu babam, vasat, önemsiz. çıkışı benimle olmuştu babamın, fakat yaşlıydı, geç başlamıştı hayatına ve bu yüzden erken bitirdi. ben on dört yaşındaydım babam öldüğünde. tek başımaydım. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey bitmiş ve bir daha asla başlamayacak gibiydi babam gittiğinde, ölüydü tüm dünya, rüzgar esmiyordu, yaşam kıpırdamıyordu. okul vardı, devam ediyordu, arkadaşlıklarım, ilk öpücüğüm, ilk aşkım; önemli değildi hiçbiri. biliyordum ki gidecekti hepsi, biliyordum ki terk edeceklerdi beni. ilk öptüğüm çocuk, ilk birlikte olduğum çocuk, ilk defa bana seni seviyorum diyen çocuk ağlayacaktı karşımda ben ona "ama ben seni sevmiyorum" dediğimde. kayıptı ruhum, onu bulup birilerini sevmem imkansızdı. kayıptı kalbim, onun erişebileceği her şeyin kaybolma ihtimali o kadar gerçekti ki çünkü; ona dokunan her şeyin ölme ihtimali o kadar netti ki, bir şeye erişmek, bir şeye dokunmak aptalcaydı. babam ölmüştü. babam ölmüştü ve geri kalan her şeyin yaşıyor olması bir varsanrıdan fazlası değildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;müziğe yeteneği vardı babamın, beni de öyle yetiştirmişti. yürüyemiyorken ksilofon yumrukladığımı söylerdi babam, seslere başka hiçbir şeye olmadığı kadar net tepki verdiğimi. şarkılar söylerdi bana babam, notalar öğretirdi, elimden tutar ve konserlere götürürdü beni. ilk konserimi hatırlıyorum. karanlıktı her yer, tek bir adam vardı her şeyi aydınlatan. elleri kayıtsızca mikrofonu taşıyan ayaklığın üzerine yerleştirilmişti, acı bir kayıtsızlıktı bu, ölmüştü bu adam, hissedebiliyordum ölümünü, duyabiliyordum kulaklarımda. mutsuzluk bu adam için mutluluktan daha gerçek olmuştu ömrü boyunca. simsiyah uzun saçları, kayıtsızlıkla dağılmış sakalları ve siyah yarım çerçeveli bir gözlüğü vardı, gitarı bekliyordu şarkısına başlamak için. "bana pislik yığınını göster" dedi gitar ona işareti verince, "göster, ruh bu üç kaçak yolcuyu alabilsin diye dua edeyim". çarpılmıştım. bunu istiyordum ben, bu netliği, bu ruhu ve bu yıkıntıyı. onu istiyordum ve babam öldükten üç yıl sonra o olmaya başlamıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey o adamın çevresinde ilerliyordu sanki, bir konserde ekipmanlarını taşımış, başka bir tanesinde şarkı listesini seçmeye yardımcı olmuştum. birisi bir başka sefer konser alanını düzenlemede yardımımı istemiş, başka birisi şarkı sözlerimi ona sunmuştu. "kayıp kadın" diyordu şarkı sözleri "tut elimden, tut elimden ki düşmeyeyim mutluluğa". kayıp kadın demişti adam bir gece sonra, iki gece sonra onun arkasında kayıp kadın diyordum ben, üç gece sonra o adamla beraber oluyorduk. "kayıp kadın'ı sen söylemelisin" diyordu bana, "söylemeli ve asla bulamamalısın o kadını. ölmeli o kadın mutluluğun içerisinde. ancak o ölümde tam olan doğabilir çünkü". ben söyleyecektim kayıp kadın'ı. kendi grubum peşinden gelecekti. kendi grubum, kendi şarkılarım, kendi müziklerim ve kendi çalkantılarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çarpık bir kadındım ben. bir adamla tanışmıştım, yaşlı, iyi giyimli bir adamla. evine götürmüştü beni adam, pembe bir yatağı vardı. yavaşça ilerlemiştim adamın titrek kollarına, tüm korkusunu dindirmiştim adamın, kalp ritmini yavaşlatmıştım. kalbinin olduğu yere dokunmuştu göğüslerim ve kollarım almıştı yaşamın tüm hıncını adamın yorgun derisinden. ve bir sonraki sabah kızını görmüştüm boş bir odada. aynı pembe yatakta, yaşlı adam kapalı kapının ardından kalbinin kırılmasını dinlerken çırılçıplak olmuştuk o kızla, her şeyimiz kaybolmuş ve her şeyimiz aynı anda geri gelmişti beraber. ve ben o evi terk etmiştim bir gün sonra, ikisini de yıllar boyunca bir daha görmeyeceğimi bilerek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çarpık bir kadındım ben. rahat bir evim, güzel bir havuzum vardı fakat sokak lambalarının altında yatardım. terk edilmiş olurdu şehir gece, sabahki şehrin koyu sarı bir versiyonu, yalnız, ne istediğini bilen ve olasıya özgür. loş şehre aşık olur, bütün gece kendi kendime konuşurdum. evsizlerle sevişirdim, park banklarından kokain çekerdim ve otobanlarda yürürdüm tüm gece. yaşamaya çalışırdım her gece ve her sabah güneş aynı hayal kırıklığının üzerine doğardı. bir dahaki sefere olacak derdi bana zihnim. inanırdım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çarpık bir kadındım ben. bunu bilirdim, reddetmezdim. öleceğini bilmek gibi bir şeydi bu, kırık, bozuk ve tamir edilemez olduğunu bilmek, özgürleştiriciydi, öğreticiydi, ölümsüzlük bahşediciydi. sonsuz bir oyundu benim oynadığım, amaç kazanmak veya kaybetmek değildi, sadece oynamak istediğim için oynuyordum, oyun devam ettiği sürece neyi kazanıp neyi kaybettiğim önemli değildi. ve bir gün, oyunun kuralları değişti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir konserdeydim ben. loştu sahne, karanlıktı sözlerim ve ben her zamanki kadar çarpıktım. sonra, onu gördüm. yaşlı gözleriyle bana bakıyordu genç kalabalığın arasından, sırıtmıyordu. sahneden indim, ona doğru yürüdüm kızgın seyirci kalabalığının arasından. on binler vardı onunla aramızda, yürüdüm, onlar da açıldılar, ilerledim, onu buldum ve elini tuttum. "ölmüşsün" dedim sakince. "sen öldürdün" dedi. çektim yaşlı ve ihanete uğramış elini, sahne arkasına götürdüm. "seninim o halde bu gece" dedim. çıkardı üzerindeki her şeyi, ben de onu takip ettim. onun değildim, onun olmaya niyetli değildim, onun olup olmamak umurumda değildi. sadece kırık bir adamdı karşımdaki, benim kadar bozulmuştu ve ben onun bir defa daha parçalanmasını seyretmek istiyordum. onunla yattım, ondan hamile kaldım ve onun asla görmediği bir kız doğurdum ondan. grace koydum adını. grace büyüyüp de gördüğüm en zeki insan haline gelirken o ölecekti, kızı da ölecekti. bir şarkı yazacaktım onlarla ilişkim üzerine. "ölümle yattım ben / ardından kızıyla / ölümdü her şeyi bitiren / ölümdü beni iten doğuma". onun adını verecektim şarkıya. grace dinleyip bunun kimin hakkında olduğunu soracaktı. baban hakkında diyecektim. babasını benim kırdığımı söyleyecekti, itiraz etmeyecektim. grace her zaman zekiydi. anlayacaktı söylemediklerimden ne söylemek istediğimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;konserleri kesmiştim grace büyürken, yalnızdım, tek başımaydım. loş ışıklar yoktu artık, grace vardı sadece, kokainim, bacardim, adını bilmediğim aşığım ve şarkılarımdı grace. belki bir tane daha tamamlar beni dedi yine zihnim. benim gibi gerçek anne babasını asla tanıyamamış bir tane. thom dedim ve thom yanımdaydı. öl dedim thom'a, yalnız ol, cesur ol, korkusuz ol ve öl. yalnızd oldu, cesurdu, korkusuzdu ve ölümün ucunda yaşıyordu hayata, benden, grace'den ve tanıdığım diğer herkesten daha hayatta bir şekilde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;oturdum bir gün. yeni bir bilgisayar vardı evde, kitap okumakla geçirdiğim senelerin kendini kusabileceği bir bilgisayar. beyaz bir sayfa açtım kelime işlemcisinde, bekledim. doğru bir kelime gerekiyordu giriş için, doğru bir ilk hamle, doğru yerde, kendi yerinde. başlığa gitti elim. "Jack" dedi başlık. "Babam". Ve o anda, doğru müzik akmaya başladı kulaklarımda, tüm ritmleri ve melodileriyle, kelimeler geldi birden zihnime, o ilk gece, o büyülü gece. sakallı bir adamın boğuk iniltisi, o yenilmişlik, yenilmişliği kabul etmişlik ve müzik. "Jack" diye devam etti başlık, babam, her şeyim, en büyük kaybım. yaşamım. ölümüm. tek aşığım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devamı geldi kelimelerin, kurgularının da, gerçeklerinin de. yazdım, yazdıkça acı çektim, acı çektikçe yazdım. hatırladım yaşamdaki tüm acılarımı, yazmaktı her şey, yazmaktı nefes, yazmaktı ölüm. yazarken ölmekti yazmak, ölüp kelimelerin senin gerçek kalbinle dirilmesine izin vermekti. yazdım ben de böylece, durmadım, vazgeçmedim. grace'in babasını yazdım, onun gerçek kızını. thom'u yazdım. müziği yazdım. en çok da babamı yazdım durmadan. jack'ti her şeyin başlangıç noktası ve her şeyin bitiş çizgisi.  jack. ben dirk'le tanışana kadar her şeyi belirleyen adam.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çarpık bir kadındım ben. bozuktum, yanlış işliyordu kısımlarım. parçalanmasına ramak kalmış bir elektrik şematiği gibiydim, ölümcüldüm, öldürücüydüm ve kendimi yok etmemem için önümdeki tek engel yorgunluğumdu. böyle bir zamanda gördüm dirk'ü. ikimizin de ömrüzün yavaş yürüyüşlerinden birinde, ölümün ensemizde olduğu bir saniyede, bir park yerinde gördüm onu. bir şarkı mırıldanıyordu içinden, "ama ruh bekleyebilir" diyordu şarkı, "seni o kadar hissettim ki bugün". çok iyi bildiğim bir şarkının sonuydu bu. kafasını kaldırdı, ona baktığımı gördü dirk. gözlerimi ayırmadım. öylece durdum karşısında. güneş battı birden, sokak lambaları söndü, araba farları yumdu gözlerini. ben dirk'e doğru, dirk de bana doğru ilerledi her şeyin karanlık ve karanlığın hiçbir şey olduğu o saniyede. elini tuttum dirk'in. "parçalanıyorum" dedim. "biliyorum" dedi. "tam yetmiş sekiz yıldır bir kazayım ben" dedim. "biliyorum" dedi. "korkuyorum" dedim. "buradayım" dedi. oradaydı. o oradaydı ve burada çarpık değildim artık ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son kelimelerim için oturuyorum şimdi eski bilgisayarımın başına. sol kolum ağrıyor son on beş kelimedir. kayıp doğmuş bir kadın için hiç de fena değil diyorum kendi kendime. iki saat önce dirk öldü, bunu biliyorum. biliyorum, çünkü az sonra ben de öleceğim. "seni o kadar hissettim ki bugün" diyor kafamdaki şarkı. ilk konserim, ilk ölümüm ve her şeyim. şimdi buradayız. burada, ölümün bittiği yerde. son ölüm. hazırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dirk. sevgilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;seni seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6943260349865712915?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6943260349865712915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6943260349865712915' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6943260349865712915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6943260349865712915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/02/yanls-hikayeler-bolum-yedi.html' title='yanlış hikayeler bölüm yedi'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1660988993394063443</id><published>2010-02-19T04:51:00.004+02:00</published><updated>2010-02-19T05:02:04.150+02:00</updated><title type='text'>There are some things I'll live without, but I need you tonight.</title><content type='html'>zavallıkelimeleribileyokelindesadecesadecediyebiliyorherşeyinbittiğibusapıkveyanlışülkedeveyazamıyorvesanıyorkisefilolmasılazımyazabilmekiçinveanıyorkiparçalanmasılazımvesanıyorkiherşeyiniyiolmasıiçinaslındaherşeyinkötüolmasılazımvebırakamıyorkendinimüziğieyabancıbubilgisayarayabancıherşeyeyabancıkendineveonuneolursaolsunseveceğinisöyleyenkızavarolacağınıhiçdüşünmediğiamabirşekildeonabahşedilenogüzelliğievebilmiyorohiçbirşeyibilmiyoroyazmayıkaybetmeninnedemekolduğunuzatenbildiğiniveunutuyorvekorkuyorzvallıbirşekildeçünküsanıyorkiherşeybitecekoyazmazsaherşeybitecekvekaranlıkiçerisindetekşeyokalacakvekaranlıkkorkunçolacakaynıküçükkenolduğugibiyazmayıdeniyorbuyüzdenboynusakinveumutlubirşekildegeriyeeğilmişgözlerikapanmışbirşekildebaşkalaşmışbirklaveyedekollarıağrıyoramaookadarkorkuyorkiyazmayadevamediyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;korkuyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1660988993394063443?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1660988993394063443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1660988993394063443' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1660988993394063443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1660988993394063443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/02/there-are-some-things-ill-live-without.html' title='There are some things I&apos;ll live without, but I need you tonight.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3306384849230887252</id><published>2010-02-08T03:13:00.004+02:00</published><updated>2010-02-08T03:28:08.388+02:00</updated><title type='text'>There are two colours in my head.</title><content type='html'>bu blog burada, kelimeleri var, benim de parmaklarım. ne yazacağımı düşünüyorum usulca, kafamda bambaşka şeyler var, ufak korkular, kocaman rüzgarlar. ama bu blog burada. bu beyazlık burada, şimdi ışığı kapatacağımda oluşacak karanlık burada, arkada çalan müzik burada. her şey, bu kırık resimde, yerli yerinde ve her şey bir o kadar değil.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey nasıl yerli yerinde olur bilmiyorum, zira ondan kopuk yaşıyorum hayatı. işin garibi, bu yazının da farkındayım, o yüzden aslında bir yazı değil bu, daha doğrusu, iyi bir yazı değil. sadece belki de yazılmalı düşüncesiyle doğmuş bir şey. güzel kelimeleri yok. muhtemelen hiç olmadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;oysa ki gözlerini açtı o adam. kırmızı beyaz bir yatakta, kolları kırmızı beyaz bir yorganın altında, masmavi parıldayan bir güneşti onu uyandıran. gülümseyerek uyanmıştı hayatında ilk defa. yarım yaşamıştı o hayatını, yarım sabahlardı onunkiler, yarım kelimeler. tamamlanmak ne demek bilmiyordu mavinin kırmızı beyazı aydınlattığı bu sabaha kadar. gülümsedi renksiz tavanına. uyanmak istiyordu bu sabah. uyanmak zorunda olduğu için atmıyordu yorganı üstünden, uyanmak bu sabah yapılması gereken işlerden biri olduğu için basmıyordu çıplak ayaklarını yere, uyanmak ve bugünü yaşamaktan başka dünyada daha fazla istediği hiçbir şey olmadığı içindi hepsi. uyanmak istiyordu, çünkü her şey yerli yerindeydi.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kafamda binlerce şey dolanıyor. dolandı. dolanacak. dolanmakta. dolanıyordu. dolandı. dolanabilir. belki de. belki. belki hiçbir şey yoktur. belki hiçbir şey yoktur içimde, belki de hepsi bir boşluktur, yalandır. ama değil böyle. biliyorum. bir ben varım benim içimde. kocaman. ısısız. renksiz. şekilsiz. onunla konuşuyorum yedi yaşımdan beri. o da yanımdaydı bugün. o da yanımda şimdi, bu gereksiz ve en az onun kadar ısısız, renksiz, şekilsiz kelimelerin gecesinde. hiçbir şey yerli yerinde değil ve ben kırığım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mutlu veya mutsuz olmak değil benim hayatımın amacı. ikisini de olmak istiyorum arayışımın dahilinde. her şeyin ötesinde ve her şeyden önce tamam olmak istiyorum ben. dünyada daha fazla istediğim hiçbir şey yok. dünyada daha gerekli hiçbir şey yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;gözleriyle baktı dünyaya. parlaktı gözleri bu sabah, rahattı, geriye çekilmişti, sakindi. dingindi her şeyiyle, anlamıştı, anlatmasına gerek yoktu. gözleri sessizdi bu sabah, ifadesizdi. gözleri düşünmüyordu. çünkü gözleri her şeyi biliyordu.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu yazı da sonunda gelen değersizlik dalgasına selam olsun o halde.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3306384849230887252?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3306384849230887252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3306384849230887252' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3306384849230887252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3306384849230887252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/02/there-are-two-colours-in-my-head.html' title='There are two colours in my head.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1855805578796969641</id><published>2010-01-18T20:34:00.001+02:00</published><updated>2010-01-28T05:36:55.634+02:00</updated><title type='text'>yerine düşen yapboz parçası</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kıpkırmızı duvarlı bir barın olabildiğine kahverengi taburesinin üstünde oturuyordu adam, bara dayanmış kolları boş içki bardağının etrafında gezinen ellerine uzanıyordu, yanındaki arkadaşı, kahverengi bar taburesi, kırmızı bar duvarları, etrafındaki tüm diğer insanlar, hiçbiri önemli değildi bu gece. Gözleri içkisine kenetlenmişti, kuşkusuz ki yanındaki arkadaşı ona bir şeyler anlatmaktaydı, gününün nasıl geçtiğine dair, işte neler yaşadığına dair ufak hikayeler çıkıyordu ağzından, ama hepsi önemsizdi, bu gece modern dünyanın entrikaları ve bulunmaz definelerin adına çıkılan hazine avları bir anlam ifade etmiyordu. Yavaşça barmenin yeniden doldurduğu içkisini götürdü ağzına, damağını ve nefes borusunu yakan içkiye dayanılmaz bir minnet duydu zihni biraz daha az karmaşıklaşırken. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kafasını kaldırdı, kırmızı duvarlar birbirine karışıyordu etrafında. Etrafına baktı, bir gece baykuşu vardı resimlerden birinde, hayalet gibi gülümsüyordu sanki baykuş, daha dikkatli bir şekilde baktı gözlerini kısarak, şimdi sadece gülümseme gözüküyordu, havada asılıydı gülümseme, arkasındaki baykuş kaybolmuştu. Bakışlarını kayıp baykuştan hala konuşmakta olan arkadaşına çevirdi. &lt;i&gt;“Ne isterdim biliyor musun?”&lt;/i&gt; diye kesti susmaya bu yüzyılda hiç niyeti olmayan arkadaşının sözünü. &lt;i&gt;“Ne?”&lt;/i&gt; diye sordu arkadaşı. &lt;i&gt;“Bir gökkuşağı.” &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunu niye dediğini bilmiyordu, yanından geçmekte olan barmene döndü, eliyle bir tane daha istediğini işaret etti. Barmen onun isteğine itaat ederken günü geçti gözünün önünden, kayıpları, sarsıntıları ve yıkımlarıyla onu bu noktaya yuvarlayan bir gün yaşamıştı bugün, hiç kendinden şimdi olduğu kadar nefret etmemişti, hiç bu kadar yanlış gelmemişti dünyaya, sanki yerinden oynamış bir tablo gibiydi, mantıklı değildi, etrafındaki çizgilere paralel değildi bugün. Tüm bunları bir defa daha boşaltıp doldurulmasını rica ettiği romunun renksizliğinde yıkamak istiyordu, yarın kendini hiç olmadığı kadar berbat hissedeceğini bilerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayağa kalktı. Yürüyüp yürüyemeyeceğini bilmiyordu, sadece ayağa kalkmak istediğini hissetmişti. İçkisini elinden bırakmadan yürümeye başladı, ayakları yalpalıyordu ama o hayatında hiç yürümediği kadar düz bir çizgide yürüdüğünü hissediyordu. Dikkati dağınık değildi, kelimeleri yarım yamalak çıkmıyordu ağzından, dengesi bozulmamıştı. Devam etti yürümeye, ilerledi, bir şey geçti sağından. Kafasını çevirdi, öylece baktı yanından geçene, sonra bir daha ve bir defa daha. Bir saniyeydi belki de normal bir saatin kaydını tuttuğu süre, belki daha azdı. Normal bir insan zihninin notunu tutabileceği en ufak zaman birimiydi geçen, ama yine de, onlar için daha kısaydı. O kadar çabuk olmuştu ki her şey, olmamıştı demek daha kolaydı; sanki onlar birbirlerine bir kere, bir daha ve en sonunda bir defa daha bakmamışlar da, birbirlerini asırlardır tanıyorlarmış gibiydi, her şey olup bitmişti olup bittiğine dair tek bir işaret göstermeden. Bir anda her şey yerli yerine oturmuştu, daha önce hissettiklerini sandıkları her şey sırtlarının tam ortasındaydı şimdi, sımsıcak bir ışıktı bu, etrafı ısıtmıyordu, etrafı aydınlatmıyordu, hissediliyordu sadece. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yanına gitti onun, hiçbir şey söylemedi, yanında yeterince kelime var mıydı ondan da emin değildi. O da açmadı ağzını, elini eline götürdü sadece, avucunu çevirdi, bir kalem çıkardı hiçlikten, adını ve numarasını yazdı adamın eline. Ne adam, ne de o bir şey söylememişlerdi ömürleri boyunca sanki, bundan sonra söylemek de aptallıktı, kelimeler inceliksiz aletlerdi, ucu kesilmiş pompalı tüfekler gibi. Onların yerine barın eski müzik kutusu açtı ağzını, sadece kendi ölümünü tahmin edebilecek bir gitar melodisi yükseldi kırık hoparlörden. Adam da biliyordu, o da. Bu onun en sevdiği şarkıydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;“O kimdi?”&lt;/i&gt; diye sordu arkadaşı, o gittikten dakikalar sonra. &lt;i&gt;“Eksik olandı,”&lt;/i&gt; dedi adam. &lt;i&gt;“artık tamam.”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1855805578796969641?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1855805578796969641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1855805578796969641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1855805578796969641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1855805578796969641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/01/yerine-dusen-yapboz-parcas-muzik.html' title='yerine düşen yapboz parçası'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8629845667198962238</id><published>2010-01-09T04:48:00.002+02:00</published><updated>2010-01-09T05:05:00.375+02:00</updated><title type='text'>Sometimes, I still need you.</title><content type='html'>gece dördü kırk geçiyordu. uyuyordum ben. doğruldum, tek bir şarkı vardı aklımda, &lt;i&gt;"it's been a while and you've found someone better" &lt;/i&gt;diye gidiyordu şarkı. gözlüğüme uzandım, kalktım yatağımdan. oturdum. bir şeyler yazmam gerekiyor diye mırıldanmıştım yataktan kalkarken. ama buradayım şimdi. bu ekranın karşısında, bu sandalyede, bu klavyenin üzerinde. ne hissettiğimi bile bilmiyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;genelde yazı yazmak bir kayıp benim için, ait ve sahip olduğun her şeyin kaybı, onlardan bir kaçış. yok olurum ben yazarken, yazı olurum sadece, yazdıktan sonra yazıyı hatırlamam bile üstelik. bu sefer böyle değil süreç. saat beşe dokuz dakika kalmış ve bir şeyler yazıyorum ben. &lt;i&gt;"i'm sure, i'm sure you've heard it before"&lt;/i&gt; diyor şarkı. ben ne diyeceğimi bilmiyorum bunun üstüne. "en büyük gürültü sessizliktir" saçmalığı değil bu, bu niye önemli, niye söylenmesi gerekir gerçekten bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;saat gecenin beşi. yedi dakika sonra öyle olacak en azından. bir müzik var beni daha önce etkilemediği bir şekilde etkileyen. ee? gerçekten, tüm bu güzel kelimelerin ortasında, o mükemmel alternatifsizliğiyle haşmet sıçan iki harf gelir buraya sadece; "ee?".  bunun için mi kalktım gece saat beşe bilmem kaç umarsız dakika varken sıcak, çarşafsız yatağımdan?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kafamda böyle bir şeyi ne tetiklemiş olabilir diye düşünüyorum, birçok şey geldi başıma bugün, ama hiçbiri beni gece beşte yeni ve çok arzulayarak girdiğim yatağımdan bu kadar kendim olduğum bir yazının başına itebilecek şeyler değillerdi. sorun ne o halde? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;can i make it better,&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;with the lights turned on?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ha. belki budur. dayanılmaz bir nefret. dayanılmaz bir değersizlik. beni bozan tüm insanlar; size selam yolluyorum buradan, onları bozan anneleri, sizi de öpüyorum buradan, annelerinin bozulmasına sebep olan hayat tarzı, sana da lanet gelsin madem bu gece, bir de, tabii ki, bu hayat tarzını yaratan tanrılar var irili ufaklı. hepinize gelsin gecenin beşe iki kalasında kafamın içine çalan bu şarkı; bu kelimeler, bu beyaz sayfa, bu kelime dolu arka plan ve sağda duran siyah ve beyaz john lennon. çünkü hatırlayın tanrılar, o john lennon kırmızı, mor, turuncu ve sarıydı bir zamanlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her neyse. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8629845667198962238?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8629845667198962238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8629845667198962238' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8629845667198962238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8629845667198962238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/01/sometimes-i-still-need-you.html' title='Sometimes, I still need you.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3691331157686282808</id><published>2010-01-05T18:24:00.002+02:00</published><updated>2010-01-05T18:25:09.729+02:00</updated><title type='text'>These girls fall like dominos, dominos.</title><content type='html'>bir önceki girdimle yepyeni bir kepazelik seviyesine erişmiş olan kendimi buradan kutluyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3691331157686282808?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3691331157686282808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3691331157686282808' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3691331157686282808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3691331157686282808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/01/these-girls-fall-like-dominos-dominos.html' title='These girls fall like dominos, dominos.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6233535499864325262</id><published>2010-01-05T01:28:00.006+02:00</published><updated>2010-01-05T01:34:15.229+02:00</updated><title type='text'>No matter what happens now, I shouldn't be afraid, because I know today has been the most perfect day I've ever seen.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;31 aralık 2009 - saat 20.05&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2010. 4 saat var 2010'a şimdi. 31 aralık 2009 gözlerini kapatmak üzere, 1 ocak 2010 olacak 4 saat sonra. 2009 ölüyor. 2009 bitiyor. 2009'un söyleyeceği hiçbir şey yok artık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sene ne yaptım bilmiyorum ben. sene başlarken ölüydüm. 2009'un ilk anlarında how i met your mother seyrediyordum, tucson'da, catalina foothills'in nispeten ufak bir evinde, serin salonun açık kahverengi bir koltuğunda otururken kucağımda şimdiki kelimelerimi dinleyen laptop'um vardı ve how i met your mother seyrediyordum ben. ölmüş müydüm bilmiyorum. var olmuyordum ama. yazamıyordum ve yoktum ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2009'da neler oldu bilmiyorum. aşık olduğumu sandım. kızlar geçti hayatımdan, önemsiz, önemli, önemli olduğunu sandığım kızlar. her şey değişti, her şey başkalaştı. ben mutluydum 2008'da, hayatımın en iyi senesiydi 2008 üstelik. 2009 iyi miydi bilmiyorum. canım acıdı 2009'da. 2009 daha gerçekti benim için. 2009 daha vardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ait olmayı unuttum 2009'da. "evden bir kere uzaklaştığında görüyorsun" demişti garden state'de bir karakter, "bir daha asla ne eve, ne de yeni evine ait olamıyorsun. sonra kendi aileni aramaya başlıyorsun, ait olabileceğin insanı". ait olmayı aradım ben 2009'da. bulamadım. kendime ait olduğumu düşündüm. evim dünyadır belki dedim kullanılmış kelimeleri umursamadan öğüterek. dünyaya da ait olamadım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kimdim ben 2009'da? 2008'deki başarılı editör, her şeyi çözmüş adam, arkadaşlıklarıyla gururlu çocuk, herkesin hayran olabileceği bir okulu kazanmış öğrenci miydim 2009 da yine? biliyor muydum bunları kaybedeceğimi saat 00.00'ı önemsizce vurduğunda?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kimse kutlamamıştı saatin on iki oluşunu. niye kutlasınlardı bilmiyorum, niye kutlamaları gerektiğini de kavrayamıyorum alternatif bir açıklama olarak bana önerilen birkaç kelimenin haricinde. ama çok daha minnetkar hissettiriyor beni şimdi o serin yalnızlık. kucağımdaki laptop sıcak hissettiriyor sadece, o laptoptaki özgürlük. istediğini yap diyor bana internet. istediğin şey ol, istediğin kişiyi yaz ve içine gir. idare edilemez bir yalnızlık. durdurulamaz, iyileştirilemez, panzehiri bulunamaz. çoğu kişinin şu an dahi anlayamadığı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;beni kimse anlamadı 2009'da. iki kişi vardı, iki çok özel kişi. biri kalbimi kırdı, daha önce hiç kimsenin kırmadığı gibi. benim hatamdı. benim naifliğimdi. ve bendim bozulan. çalışan her şeyim yok olmuştu tucson'un üç farklı yerinde, yemek masasının üzerine acemice oturtulmuş bir laptopa bakan bir sandalye, arkasına xbox 360 bağlı bir televizyona doğrultulmuş mavi bir koltuk ve arada bir bir mikrofon ve kulaklık bağlanan ahşap renkli bir odanın asla kapanmayan siyah renkli ev bilgisayarı. üçünden de bir ses ve dünyanın en güzel kızı akmıştı bana. dünyanın en güzel hissiydi uzun süre sonra onu görmek, duraksamak, ne söyleyeceğini bilememek ve birden aslında daha önce hiç gülümsemediğini fark etmek. "sen", demek, "çok güzelsin". ve inanmak buna. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iki çok özel kişiydi bunlar, bir diğeri tam ilkinin öldüğü günlerde okyanusun üzerine meydan okuyan bir uçağın gece eşlikçisiydi hayatımda. hisler vardı, saf, açıklanamayan, mantık yoluyla güçlendirilmemiş hisler. konuştuk sabaha kadar. sonra konuşmaya devam ettik. konuştuk. konuştuk. konuştuk. sadece konuştuk. onu özledim onunla konuşurken. onu görmüyordum çünkü. onu görmediğim için beni sevemiyor dedim. ben de onu sevemiyordum çünkü. minnetti duyduğum. ve minneti aşktan ayıramayan bir beden vardı elimde... minneti aşktan ayırmayı da en iyi kızlar bilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"ne, tahmin edilebilir mi oldum şimdi?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"kötü bir yönde değil."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2009'da öldüm ben. hayatımda yaşamak zorunda olduğum en kötü şeydi 2009. pişman değilim. mutluyum hatta mutsuz olduğum için. gerçek oldum ben 2009'da, 2009 gerçekti benim için. var oldum. var olmayı öğrendim hatta. var olmak üzerine düşündüm. var olan her şeyi kaybettim sonra. tek tek. acı içerisinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2009'un şarkısı tool'un sober'ıydı benim için. death is the road to awe'da vardı elbette, ama o bir senenin olmadı hiçbir zaman, o anlarındı, doğru anların, yalnız anların. ölümcül anların. sober ise 2009'undu. 2009'un hisleriydi sober. &lt;i&gt;"I am just a worthless liar, I am just an imbecile. I will only complicate you. Trust in me and fall as well. I will find a center in you. I will chew it up and leave. Trust me. Trust me"&lt;/i&gt; dedi sober. &lt;i&gt;"Trust me."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2009'un bir şarkıdan başka da ihtiyacı olan hiçbir şey yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elveda 2009. zordun, yıldırdın ve ağlattın beni. parçaladın, derimi kestin, etime indin, kanattın beni, yaraladın, öldüm. hiç olmadığım kadar çıplak kaldım, hiç olmadığım kadar hasara açık hissettim kendimi. arkadaşlarımı yok ettin, değer verdiğim çoğu şeyi aldın elimden. bir sopaya bağlanmış aşk vardı önümde, onu da vermedin asla. kendimden nefret ettim. sevilememekten. sevilemeyeceğini bilmekten. değersiz bir yalancıydım ben 2009'da. bir embesildim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama pişman değilim hala.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iyi ki vardım 2009'da. iyi ki 2009 vardı hayatımda. çünkü öldüm ben. çünkü öldüm ben diyebilmenin keyfine vardım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hiçbir şeye yeniden başlamamıza gerek yok sayın 2010. kendim olmama izin ver yeter. bir de, güzel şarkılar olsun, güzel bir müzik olsun olur mu? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6233535499864325262?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6233535499864325262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6233535499864325262' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6233535499864325262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6233535499864325262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2010/01/no-matter-what-happens-now-i-shouldnt.html' title='No matter what happens now, I shouldn&apos;t be afraid, because I know today has been the most perfect day I&apos;ve ever seen.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3244503150658604812</id><published>2009-12-22T00:38:00.016+02:00</published><updated>2009-12-30T21:27:24.408+02:00</updated><title type='text'>Am I really all the things that are outside of me?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000EE;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;img src="http://www.thedwarf.com.au/var/plain/storage/images/submissions/contrib_content/west_ryder_pauper_lunatic_asylum_kasabian/5095450-3-eng-GB/west_ryder_pauper_lunatic_asylum_kasabian_album.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;10 - Kasabian - West Ryder Pauper Lunatic Asylum&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;West Ryder Pauper Lunatic Asylum bir Kasabian albümü, ilk şarkısı Underdog'ın marşvari elektro-ritmlerinden ilk single'ı Fire'ın asla yılgın olmadan hipnotikleşebilen melodisine kadar hem de. Fakat bir şekilde, West Ryder Pauper Lunatic Asylum Kasabian'ın önceki işlerinden farklı da. Biraz daha organik, biraz daha az mekanik, biraz daha melodik. İnsansı duyguların nefes alması için biraz daha alan var Kasabian'ın üçüncü albümünde, üstelik Kasabian'ı sevme &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;sebeplerimizin hiçbiri de kaybolup gitmemiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://www.metalchroniques.fr/guppy/img/cds/QueensrycheAmericanSoldier.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;9 - Queensryche - American Soldier&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Queensryche aslında hayatıma kendi müziğiyle girmiş bir grup değildi, Take Cover'daki mükemmel yorumlardı beni gruba çeken. O yüzden, American Soldier gelip, beni bulup, bir de sarsınca 2009'un en büyük sürprizlerinden birini yaşadım. Saf bir hikayeydi American Soldier, askeri propagandalardan arındırıp insan yönüyle anlatan, acıyı, itaati ve ölümü asla yargılamadan sorgulayarak irdeleyen bir albümdü. Bu yüzden, sadece bu yüzden, benim için 2009'un en değerli albümlerinden oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.insideoutshop.de/images/PRRAmor.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;8 - Pure Reason Revolution - Amor Vincit Omnia&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;The Dark Third'den sonra Amor Vincit Omnia'yı dinlemek bir hayal kırıklığıydı benim için ilk başta, ağır elektronik tınılar, FIFA 2001 soundtrack'ini andıran melodiler, dans müziğine benzeyen bir iskelet... Ama zaman geçti, ben Amor Vincit Omnia'yı dinlerken buldum kendimi, Deus Ex Machina, Keep Me Sane/Insane, AVO, bu sene dinlediğim birçok albümden daha çok aklımda kalmıştı Pure Reason Revolution'ın ikinci albümü. The Dark Third'den kuşkusuz bir geri adımdı, ama yine de bu objektif bakıldığında en iyilerimden olduğu gerçeğini değiştirmedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.thedwarf.com.au/var/plain/storage/images/submissions/contrib_content/a_woman_a_man_walked_by_pj_harvey_and_john_parish/4876214-2-eng-GB/a_woman_a_man_walked_by_pj_harvey_and_john_parish_album.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;7 - PJ Harvey and John Parish - A Woman A Man Walked By&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bu albümde beni çeken tek bir şey var: Ritm. Sapına kadar, müzikten bile arınabilmiş, melodiden sıyrılmayı melodiyi unutmadan başarabilmiş bir ritm. Bunu tam açıklayabilecek miyim bilmiyorum ama PJ Harvey ve John Parish'in bu işi inanılmaz ritmik, marş vari hatta, hatta belki inandırıcı gelecek derecede ileri gitmeye niyetli. Kabul, bir tat deneysellik, bir tat indie ve bol tatlarda pj harvey de var bu albümde, ama bir de o çiğ, dayanılmaz ritm var. Ve o çiğ, dayanılmaz ritm çok güzel.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/7/7e/LipsDSotM.JPG" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;6 - The Flaming Lips - The Flaming Lips and Stardeath and White Dwarfs with Henry Rollins and Peaches Doing the Dark side of the Moon&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Benim müzik dünyasına dair duyduğum en iyi, en heyecanlandırıcı haberdi belki de bu: "Wayne Coyne The Flaming Lips'in Dark Side of the Moon'un bir cover'ını yapacakmış". Tüm albüm mü? Gerçekten mi? Nasıl heyecanlanmam ki? 22 Aralık'ta çıktı ve benim şahsi listeme kafadan, sevinerek, ayın karanlık yüzünden taklalar atarak girdi bu uzun isimli mükemmel albüm. The Flaming Lips The Flaming Lips gibiydi ve Dark Side Dark Side gibiydi, hiçbiri kendini tamamen kaybetmemiş ama diğerine saygı göstermeyi de unutmamıştı. "Breathe" o halde, "breathe in the air". Embriyonik bir hava ama. Çok güzel embriyonik bir tutulma.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://content.dx3.net/FulWebMain/0003426755.image" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;5 - The xx - xx&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Müzikte minimalizm her zaman aradığım bir şey değildi, ne Suicide bunu yüksek sesle yaptığında ne de The Kills bunu boşluklarla yaptığında sevebilmiştim az müziği. Hep melodi, sözler ve ritmlerdi benim için önemli olan, sezemediğim müzik sanki müzik değildi. Ama ben bu yargılara tutunurken yanımda xx yoktu. The xx'in çıkış albümü, 2009'un muhtemelen en eşsiz albümlerinden biri ve 2010'ların nasıl bir müzik yaratabileceğinin belki de en akla yatkın örneği ve bir şekilde, eğer dinlemediyseniz, dinlenmeyi kesinlikle hak ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://www.bodytonicmusic.com/media/blog-posts/supplementary/Fever-Ray-Fever-Ray-485998_300x300.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;4 - Fever Ray - Fever Ray&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;The Smashing Pumpkins'in Beginning is the End is the Beginning'ini duyduğumdan beri kafamda dolaşan -ve last.fm'in bana armağan ettiği konseptlerden biri olan- bir etiketti "haunting". Perili diyordu sozluk.web.tr haunting için, ama benim için haunting karanlık demekti, peşini bırakmayan, kafanda dönen ve bunların her birini yaptıkça daha da kararan. Fever Ray'in Fever Ray'i böyle bir albümdü işte. Karardı, karardı ve bırakmadı peşimi. The Knife bundan sonra albüm falan çıkarmasın, aslolan parça Karin'miş ya denklemde. Albüm kapağı bile mükemmel yahu, baksanıza?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://www.the-fly.co.uk/upload/images/album_reviews/The-Pain-Of-Being-Pure-At-H.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;3 - The Pains of Being Pure At Heart - The Pains of Being Pure At Heart&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"Sadcore" diye bir tür öngörüyor müzik çevreleri The Pains'e. The National da var diyorlar bu grup içerisinde, ha bir de The xx diyorlar. Biraz da Interpol aslında, çok az Joy Division, çok çok az Radiohead. The Pains of Being Pure At Heart ise tüm bu tanımların içerisinde hüznü ve çocuksuluğuyla oturuyor. Kütüphanede geçen cinsellikle tanışma hikayeleri yazıyor, ufak aşklara kocaman melodiler uyduruyor ve bir şekilde dinletiyor kendini. "Sadcore" değil, "Naif" diyelim aslında biz The Pains'e sayın müzik çevreleri. Naif daha güzel bir kelime. Naif kelimesi kadar güzel bir albüm The Pains'in ilk albümü de.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://besidethequeue.files.wordpress.com/2009/07/dp_packshot.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;2 - Dirty Projectors - Bitte Orca&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bunu söylemek artık ne kadar yakışık alır bilmiyorum ama, ben "deneyselliği seviyorum". Ben tahmin edilememezliği istiyorum müzikte, birden kendimi şaşırmış ve afallamış bulmak istiyorum, bir enerji istiyorum, kırmızı, beyaz ve mavi bir enerji, parlayan, Menomena gibi, Cloud Cult gibi ve bu sene, Dirty Projectors gibi. Bu liste kafamda dönerken sadece birinci değildi yeri kesin olan, Dirty Projectors'un mükemmel tanımlanamazı da tam buradaydı. Bitte Orca kafamda döndü onu dinledikten günler geçtiğinde bile. Menomena 2007'de Friend and Foe ile ne yaptıysa, Cloud Cult Feel Good Ghosts'la 2008'de ne yaptıysa, Dirty Projectors da onu yaptı 2009'da. Gerçi bir grup daha yaptı ama... o biraz ayrı mı sanki? O biraz birinci mi sanki?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://g.imagehost.org/0261/Animal_collective_Merriweather_post_pavilion-2009.jpg" style="text-align: center;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 300px; height: 300px; " border="0" alt="" /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;1 - Animal Collective - Merriweather Post Pavilion&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Üstteki resme dikkatlice bakın. Sonra gözlerinizi oynatın, çevirin, başka bir yere bakın, etrafında devamlı bir şeyler değişsin resmin. Merriweather Post Pavilion bu işte. Tam olarak, her şarkısı, her sözüyle bu. Bu albümü dinlediğim ilk andan itibaren, Fall Be Kind EP'si de dahil olmak üzere bunun 2009'da duyduğum en güzel şeylerden biri olduğunu biliyordum, bu sesti, en güzel, en temel, en öz ve en özde şekliyle, ses. Bazı şarkıların ritmi diğer şarkıların melodisiydi, bazıları sözlüydü, diğerleri dilsizdi. Hepsi sesti. Hiç birini unutmadım. Merriweather Post Pavilion, bu yüzden ben onu dinlediğim ilk andan beri benim için 2009'un en iyi albümüydü. 2010? Buna cevap verecek misin? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3244503150658604812?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3244503150658604812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3244503150658604812' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3244503150658604812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3244503150658604812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/12/am-i-really-all-things-that-are-outside.html' title='Am I really all the things that are outside of me?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4196737354724171895</id><published>2009-12-18T03:17:00.003+02:00</published><updated>2009-12-18T03:38:14.891+02:00</updated><title type='text'>You have not been paying attention, paying attention, paying attention, paying attention.</title><content type='html'>bir bıçak aldı eline. sakindi. ne yapmak istediğini biliyordu. iyice baktı bıçağa, merak etmedi, sormadı, içinden gelen hiçbir şeyi yapmadı o an. öylece duruyordu mavi gözleri kırmızı bıçağa kenetlenmiş bir şekilde. kafasını eğdi. uyumak istiyordu.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nereden gelmişti buraya? planı bu değildi. ölmek istememişti, öldürmek ise hiç yoktu aklında. sadece yaşamak istemişti o, ama şimdi buradaydı, elinde kıpkırmızı bir bıçak ve gözlerinde masmavi bir dinginlikle öylece duruyordu. ölüm ve yaşamın sorduğu tüm soruların telaffuz edilmemiş cevapları bu kırmızı bıçağın arkasındaydı sanki, öyle hissediyordu, eğer biraz daha dikkatli baksaydı, biraz daha dayanabilseydi gözlerini kırpmamaya, her şey daha iyi olacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yorulmuştu. her şeyden, herkesten yorulmuştu o anda. güçlü bir şeyler hissedememek bile yormuştu onu, öylece seyretmek istiyordu kırmızı bıçağı. biraz daha bakmalıydı ona; sanki biraz daha bakarsa gerçek olacaktı o, özlediği her şeyin kokusu yanında olacaktı, omzunda ağlayabilecek biri çıkacaktı bıçaktan, onu anlayacak, onun yalanlarını yarıp içindeki boş, anlamsız ufak cesede dokunabilecekti. bir tek o bıçaktı kurtuluşuyla arasında kalan, o bıçak konuştuğu an, o bıçak söz verdiği her şeyi anlattığı an dünyanın dönüp dönmediği umurunda olmayacaktı. kaçacaktı sahip olduğu her şeyden, kaçacaktı ölümünden, yokluğundan, var oluşundan; kaçacaktı umursama ihtimalinden ve yok olabilmenin dayanılmaz hafifliğinden. sadece bıçağın ağzını açması yetecekti. bıçak ağzını açacak ve tanrı yeniden gerçek olacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;oysa ki tanrı bıçaksızlıktı. iki parçalıydı bu yaşam, bir taraf ölümdü, siyahtı, kapkara bir hiçlikti. o hiçlik mutluluktu, müziğin var olmadığı, insanların gözlerini açmadıkları bir karanlıktı mutluluk, tanrısızlıktı, çünkü mutluların tanrısı yoktu, mutlu insanlar tanrıya inanmazlardı. ama bıçağın bir metal kadar sessiz kaldığı her saniye tanrı daha da yüksek sesle söylüyordu şarkısını, çünkü anlam buydu, çünkü net olan tek şey buydu, insanların doğumla hak ettikleri tek ayrıcalık da buydu, mutsuz olmalıydı insanlar, mutsuz oldukça göreceklerdi bu dünyadaki güzelliği, çünkü mutsuz oldukça nefret edeceklerdi kendinden, ve mutsuz oldukça düşüneceklerdi dünyadaki diğer her şeyin onlardan yüce ve eşsiz olduğunu, ve yüce ve eşsiz her şey gibi dünyadaki diğer her şeyi güzel bulacaklardı. müzik fışkıracaktı topraktan, müzikle ölmek en ölümlerin en güzeli olacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devam etti o yüzden bıçağa bakmaya. hala kırmızının yarılmasını bekliyordu, mavi istiyordu, yeşil, sarı, turuncu, siyah ve belki de daha koyu bir kırmızı, asla göremeyeceğini bildiği ama asla göremeyeceği fikrine gözlerini sımsıkı kapadığı renkler çıkmalıydı kırmızının yarığından. devam etti bakmaya. devam etti. devam etti sanki dünyanın geri kalanı aptalmış gibi, sanki dünyanın geri kalanı gecenin gündüze çok uzak olduğu bir karanlıkta yüz yetmiş sekizinci caddeyi bulamayan salak bir torunmuş gibi. bakmaya devam etti, çünkü biliyordu kırmızının asla yarılmayacağını. bakmaya devam etti, çünkü ilk insan ilk kelimesini ikinci insana haykırdığı ilk andan beri bir şeyi bilmekle o şeye inanmak arasında siyahla beyaz arasındaki kadar net bir fark vardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4196737354724171895?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4196737354724171895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4196737354724171895' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4196737354724171895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4196737354724171895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/12/you-have-not-been-paying-attention.html' title='You have not been paying attention, paying attention, paying attention, paying attention.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6206663908942209952</id><published>2009-12-15T01:20:00.002+02:00</published><updated>2009-12-15T01:40:22.391+02:00</updated><title type='text'>Bring down the government, they don't, they don't speak for us.</title><content type='html'>karanlıkta durdu adam. hep karanlıktaydı. doğduğundan beri karanlıktaydı belki de, belki de ölümüydü onun karanlığı. fark etmiyordu onun için. sadece gözleri kapalıydı onun, sadece görmüyordu. bu yeterliydi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gücü kalmamıştı artık hiçbir şeye, kör kalmıştı yılların kıyısına attığı çakıllardan, her şey siyahtı onun için, gözlerinin nereye baktığı önemli değildi artık, silemiyordu yazdıklarını, geri alamıyordu yapmak istemeyebileceği hareketleri onları yapmadan önce. karanlığının içinde sadece kendisiydi o. ve bundan nefret ediyordu. tüm dünyadan nefret ettiği gibi. oysa ki o kadar güzeldi ki evi, o kadar güzeldi ki evinin bahçesi, bahçesinde oynayan çocukları, ufak köpeği, ufak müzik kutusu ve onun ufak şarkıcıları. her şey uzuyor ve kısalıyordu hiçbir şeyin adil olmadığı bu karanlık dünyada, sadece müzik kutusu susmuyordu, sadece müzik kutusuydu sabit olan. ve bu çok, çok kötü bir şeydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gözlerini açmak istiyordu çünkü adam. nehrin bittiği yer her zaman müzikti çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6206663908942209952?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6206663908942209952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6206663908942209952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6206663908942209952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6206663908942209952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/12/bring-down-government-they-dont-they.html' title='Bring down the government, they don&apos;t, they don&apos;t speak for us.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8340646365931730927</id><published>2009-12-06T04:17:00.003+02:00</published><updated>2009-12-06T04:25:14.581+02:00</updated><title type='text'>Hysterical and useless, hysterical and let down and hanging around, crushed like a bug into the ground.</title><content type='html'>nefes al. devam et nefes almaya.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu yazıyı yatarken yazmak istiyorum ben. yazmadan. düşünmeden belki de. kelimeleri seçerek. tane tane. boşluklarla. sanki umursamıyormuşum gibi. sakinmişim gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu blog ilerledikçe, yaşlandıkça, ben yazdıkça yani, ben kendi içime doğru asla bitmeyecek yolculuğumda ilerledikçe, bu blog tüm bunları yaşadıkça kişiselleşmiş. önceleri genelmiş bu blog, yaşam hakkındaymış. sonra beni anlatmaya başlamış. müzik demişim, susmadan, ağzımı açmadan. müzik dedikçe ben demişim sonra. ben müzik olmuşum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;niye okunmaya devam etmişim bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;merak etmiyorum pek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu yazıyı yazmamak istiyorum. ve biraz uyumak. yarın ne getirecek bilmeden. yeni kelimeler, belki de yeni notalar. yeni bir yaşam. yeni bir doğa ve yeni bir yalan. bak bu kesin işte. tüm yalanların ortasındaki tek kesin şey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uyumak, biraz. sabah daha iyi olur belki de her şey.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8340646365931730927?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8340646365931730927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8340646365931730927' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8340646365931730927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8340646365931730927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/12/hysterical-and-useless-hysterical-and.html' title='Hysterical and useless, hysterical and let down and hanging around, crushed like a bug into the ground.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8681143770640966798</id><published>2009-11-28T02:48:00.007+02:00</published><updated>2009-11-28T03:03:30.187+02:00</updated><title type='text'>Come on you boy child, you winner and loser, come on you miner, for truth and delusion, shine!</title><content type='html'>etki üzerine düşünüyorum çok uzun zamandır. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;orta okuldayken bir arkadaşım vardı. muhammed'di adı. ilk defa, sosyal hiyerarşide birini etkilediğimi sezdiğimi hatırlıyorum onun sayesinde. sanki bir şekilde yukarıya bakıyordu beni görmek için. bunu yok etmek için bir şey yaptığımı hatırlıyorum, ona bağırdığımı, hakaret ettiğimi; ve ondan da vahimi, bunu yok etmeyi net ama durdurulamaz bir şekilde istediğimi hatırlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra lise geldi. lise öncesinde çok düşünmüştüm bu konunun üzerine. beni etkileyen biri vardı lisede, derinden, olabildiğince. kopyaladığım biri. bununla savaştığımı hatırlıyorum, kendi kelimelerimi, kendi kalıplarımı kullandığımı, kendi tekrarlarımla yaşadığımı. ama yine de onun önceden belirlenmiş sözcük setlerine mecbur hissediyordum kendimi. garip bir şekilde, taklit ediliyordu bu. arkadaşlarımın benim (ve onun, ama benim de aynı zamanda) gibi davranmalarını gördüğümü ve yine bunu yok etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. ve başardığımı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her iki seferde de yok ettiğim için çok pişman olduğumun anısı var bir de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi de etrafta benden etkilenmiş insanlar görüyorum, aynı benim etkilendiğim insanları gördüğüm gibi. yok etmek istemiyorum. minnettar olmayı öğrendim onların varlıklarına. benden kopmaları da minnetim oluyor, benim koptuğum öncüllerim gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o halde parlamaya devam edin tüm başıbozuk elmaslar. hiçbir şey ifade etmeyen bu yazının çok büyük ihtimalle gelmediğiniz sonunda, hayat garip ve güzel bir şekilde pencerenin öteki tarafında akmaya devam eder ama pencerenin bu tarafı hep aynı yalanlar, dertler ve hırıltılarla yıkılırken, parlamaya devam edin. yapmak istediğiniz daha önemli ne varsa unutun. hepsi değersiz. sizi hayatta tutacak tek şey bu. parlayın. gerisi zaten gelecek, her zaman geldiği gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8681143770640966798?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8681143770640966798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8681143770640966798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8681143770640966798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8681143770640966798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/come-on-you-boy-child-you-winner-and.html' title='Come on you boy child, you winner and loser, come on you miner, for truth and delusion, shine!'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7795129685335738814</id><published>2009-11-25T00:14:00.003+02:00</published><updated>2009-11-25T00:25:31.512+02:00</updated><title type='text'>Ada don't talk about reasons why you don't wanna talk about reasons why you don't wanna talk.</title><content type='html'>aldı bıçağı eline. baktı. tenine sapladı önce, sonra etine, sonra da kıpkızıl kanını akıtan damarlarına.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"merhaba yazamamak" dedi sakince.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;baktı bıçağa. bir anlam vermek istedi ona, bir şey yaratmak istedi ondan. bir defa daha sapladı bıçağı göğsüne. nefes almak istedi. yazmak, sonsuza kadar, ölene kadar, ölmemek için, yaşamak için. kendinden nefret ettiğin her an için, kendinden kaçabilmek için, kendini unutabilmek için yazmak. kendinden ömrün boyunca nefret ettiğini anlamamak için yazmak, anladığında da yazmak, anlayışını, nasıl anladığını, neden anlamakla bir probleminin olmadığını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tekrar sapladı bıçağı etinin geçtiği her milimetrekareye. tüyleri diken diken oldu. biliyordu bir sinire vurduğunu. tekrar sapladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"merhaba insanlar" dedi umursamadan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;merhaba insanlar demek istiyordu çünkü. etrafında koşan, konuşan ve mutlu olabilen tüm insanlar adına merhaba insanlar demek istiyordu, yorgundu, bezmişti, hayatı basit ve giriftti. sefaleti yakalamıştı onu en sonunda, bu o durduğu için de olabilirdi, hayat onu yorduğu için de. her ikisi de narsisistik bir ağzın kelimeleriydi, önemli değillerdi. böylece bir daha sapladı bıçağı tecrübesiz ve çiğ tenine. şimdi de ölüm demek istiyordu. ölmek istediğinden değil, ölüm etine bir bıçak girerken söylemesi güzel bir kelime olduğu için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"ölüm" dedi kendini iyi hissederek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunların hiçbiri onlar mutlu olsun diye değildi. kendimden kaçmak istedim hep ben. kendi zavallılığımda boğulmaktansa olmadığım birinin benim adıma sevilmesini seyretmeyi seçtim. bilmeden. ve böylece seyrettim karanlık bir yatağı kızıla bulayan adamın o metalik rüyayı vücuduna batırıp çıkarmasını. pencereden atlamış adam değildi o, bir başkasıydı, fakat aynı rahimden peydahlanmışlardı onunla, ikisi de eşit derecede kırdılar hayatımı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"yalnız öleceğini söylemek ne kadar iki yüzlü" dedi, "yalnız öleceğini düşünmeye kıyasla."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7795129685335738814?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7795129685335738814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7795129685335738814' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7795129685335738814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7795129685335738814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/ada-dont-talk-about-reasons-why-you.html' title='Ada don&apos;t talk about reasons why you don&apos;t wanna talk about reasons why you don&apos;t wanna talk.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3596514311786312119</id><published>2009-11-17T02:01:00.005+02:00</published><updated>2009-11-17T02:18:36.719+02:00</updated><title type='text'>Mother Mary won't you fucking whisper something but what's past and done?</title><content type='html'>var olduğumu unutmak istiyorum. bu. yazmamın, yazmak istememin, müzik aramamın, müzik dinlememin ve müzik dinlerken sahip olduğum her şeyi yazmaya çalışmamın amacı bu. var olduğumu unutmak istiyorum ben, derimden kaçmak istiyorum, benden, kendimden, beni dünyanın gördüğü ben yapan her şeyden. bir anlığına yokluk olmak istiyorum ben. kapkara, tertemiz, olabildiğine saf bir ben olmak istiyorum. bir saniyeliğine dünyanın tüm insanları siktirsin gitsin istiyorum etrafımdan, sadece bir saniyeliğine, bütün sesler kesilsin istiyorum, sadece bir şarkı kalsın, sadece bir müzik, karanlığın içerisinden, bizzat kendi yokluğundan benimkine seslenen birkaç kelime.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;soğuk, sıcak, ölüm, yaşam, yalan ve kan olmasın istiyorum hiçbir yerde. umurumda değiller, hiç olmadılar. sadece yoklukta var olmak istiyorum ben, var olduğumu unutmak ve gerçekten var olmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kaybediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şeyi kaybediyorum ben. kazandığım şeyler kazanmayı istemeyi unuttuğum şeyler oluyor. kazanmayı istediğim şeyleri bu isteği unutmazsam kazanamıyorum. bunun yukarıda söylediğim hiçbir şey ile alakası yok, ama sober çalıyor, sober bana bunları hatırlatıyor, o halde bunları yazıyorum. tüm hayatımın geldiği nokta bu. acının ve kaybın edebiyatı. çünkü biliyorum, her acıdığımda, her kendimi berbat hissettiğimde, her kendimi kayıp, kırık ve yanlış hissettiğimde mutlu oluyorum ben. içimde tüm o çok koyu yeşil acının içerisinde ufak bir ampul yanıyor, net bir şey bulduğuna seviniyor bedenim. yaşıyorum. acıyı yaşıyor ve minnet duyuyorum ona. acıyı istiyorum bu yüzden. dünyada kayıtsız minnet duyabildiğim tek şey acı olduğu için. içsel, kıran ve alevsiz yakan bir acı arıyorum dünya üzerinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gözlerimi kapatmak istiyorum tüm her şeyi içimde tutabileyim diye. gözeneklerim nefes alıyor ben gözlerimi kapatınca, derim içine çekiyor kendini, bir oluyorum o çok koyu yeşil bulutla, kokluyorum, burnumdan içeri giriyor o çok koyu yeşil bulut. dinlenmiş hissediyorum kendimi. bir anlığına. bir saniyeliğine.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne kadar güzel bir şarkı sober.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sober ne kadar güzel bir kelime.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;okunmayacağını bilmek ne kadar güzel bir şey bu gece.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3596514311786312119?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3596514311786312119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3596514311786312119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3596514311786312119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3596514311786312119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/mother-mary-wont-you-fucking-whisper.html' title='Mother Mary won&apos;t you fucking whisper something but what&apos;s past and done?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6413858643745648530</id><published>2009-11-14T16:12:00.001+02:00</published><updated>2009-11-14T16:23:49.796+02:00</updated><title type='text'>Yours is the only version of my desertion that I could ever subscribe to.</title><content type='html'>insanlar!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sizi umursamadığım için affedin beni.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tüm kalbimle, tüm gerçekliğim ve dürüstlüğümle, özür dilerim. üzgünüm.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6413858643745648530?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6413858643745648530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6413858643745648530' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6413858643745648530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6413858643745648530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/yours-is-only-version-of-my-desertion.html' title='Yours is the only version of my desertion that I could ever subscribe to.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-9019878106854067243</id><published>2009-11-08T05:22:00.004+02:00</published><updated>2009-11-08T05:28:38.952+02:00</updated><title type='text'>Rain down, rain down, come on rain down on me.</title><content type='html'>&lt;i&gt;"i've given all i can, but it's not enough."&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bazen, bazen gerçekten de güzel oluyor dünya. bazen güzelliği çökmüşlüğü kabullenmekte oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;merhaba sevgili okuyucu. kafanda nasıl bir ses kuruyordun bilmiyorum ama ben o ses değilim muhtemelen. omzuma gelen saçlarım, tüm suratımı saran bir sakalım var. yamuk gözlüğüm duruyor suratımın ortasında. gözlerim, saçım ve sakalım siyah, klavyem de öyle. tırnaklarımın arası bazı günlerde kirli, parmaklarım hemen hemen her gün fazlasıyla kalınlar. bir göbeğim var. kendisiyle yaşamayı öğrendim son bir ayda. ha bir de, kırığım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;merhaba.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu gece umurumda değil kırık oluşum. kaçmıyorum artık ondan, veya edebi bir güç için aramıyorum onu. ben kırığım. ve kabul ediyorum kırık olduğumu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"but now we float, take life as it comes"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-9019878106854067243?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/9019878106854067243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=9019878106854067243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9019878106854067243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9019878106854067243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/rain-down-rain-down-come-on-rain-down.html' title='Rain down, rain down, come on rain down on me.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3969270076998000404</id><published>2009-11-02T22:20:00.001+02:00</published><updated>2009-11-02T22:28:05.106+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler bölüm altı</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Seni asla terk etmeyeceğim. Asla. Ne olursa olsun, ne yaşarsak yaşayalım, nefes aldığım sürece seni asla terk etmeyeceğim."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karanlıktı oda. Yürüyen tek bir adam vardı ama ışığı yoktu, renksiz denecek kadar siyahtı o adam. Ses çıkarmıyordu, sakindi. Bir eli kendi kadar renksiz kapının kendi kadar sessiz kolundaydı. Öylece durmuştu sanki durmak yapması gereken bir şeymiş gibi, sanki durması görünmeyen bir şey tarafından emredilmiş gibi. Karanlığa alışmış gözü etrafındaki her şeyi tarıyordu tek tek, eski ayakkabılık, pencereden gelen karanlığı tek görevi buymuş gibi yansıtan ayna, açık kahverengi olduğu şimdi anlaşılmayan ufak sehpa. Bunları görünce daha da sıktı kapının kolunu. Avucu tamamen kaplamıştı şimdi görünmez olan kapı kolunu. Sanki ona tutunmaya çalışıyormuş gibi. Sanki onu teselli etmeye çalışıyormuş gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Seni çok seviyorum çünkü. Yaşamdan, kendimden, güneşten, aydan ve beni aydınlattığını sanan her şeyden daha çok seviyorum seni. Tek ışığım sensin. Hep öyle oldun. Hep öyle olacaksın."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olduğu yere çöktü adam. Neden çöktüğünü bilmiyordu, neden neden çöktüğünü bilmediğini de kestiremiyordu şimdi, sadece kafasını kapıya vurduğunu biliyordu, dizlerini önce vücuduna çektiğini, sonra ise karşı konulmaz bir yenilmişlikle yere bıraktığını. Onun suratını gözünün önüne getirmeye çalıştı. Gözlerini, saçlarını, gülümsemesini, hatta onun suratına ait olmayan şeyleri; gözlüğünü, tokasını, ceketini, çantasını. Göremiyordu onu. Hep başka biri geliyordu aklına, daha özel biri, daha derin bir yara bırakmış biri. Elinin istemsizce cebindeki bir zarfa gittiğini fark etti. "18.06" yazıyordu zarfın üzerinde. 18 Haziran. Dün gibi hatırlıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Benim için ne ifade ettiğini bilmiyor musun? Bilmiyor musun hayatımın ne kadar kötü olduğunu seninle tanışmadan önce? Zavallıydım ben, yalnız, yenilmiş, kırık ve değersiz. Sonra sen geldin. Sen kurtardın beni. Seni seviyorum, niye inanmıyorsun buna? Asla terk etmeyeceğim seni. Söz veriyorum."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayağa kalkıp kapıyı açtı adam. Niye içeride durması gerektiğini bilmiyordu, dışarısıydı asıl gerçek, asıl sınav, asıl yaşam. Bu karanlık ayakkabılık değildi onun kaderi. Nasıl bu kadar şey ifade edebilmişti o onun hayatında? Nasıl bu karanlık ayakkabılık ve üzerindeki her şeyi bile kaçılması gereken şeyler olarak görmeye başlamıştı? Nerede başlamıştı kaybetmeye? Dışarıya baktı. Kar taşıyan bir rüzgar vardı gözlerini yeni bir umutmuş gibi diktiği apartman kapısının dışarısında. Neyi anlamıyordu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Hayır gitmiyorum. Burada olacağım, sen beni sevene kadar, sen beni benim seni sevdiğim kadar burada olacağım. İnanmıyorum söylediklerine. Her şey geçmiyor, bu geçmeyecek, bitmeyecek, seni sevmeyi bırakmayacağım. Asla."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orada olmalıydı. O kapıyı açıp, onun yanına gitmeliydi, yanında ondan gelen bir iletiyi okurken yazıp bir zarfa koyduğu ufak hikaye, kafasında ona hislerini söylediği gün kullandığı tüm kelimeler, arkasında o onu reddettikten sonra yalnızlığını geçirmek için evlendiği kadını ve o kadının karanlık ayakkabılığını bırakıp sadece gitmeliydi. Onu nasıl bulacağını bilmiyordu. Nerede yaşadığını, evlenip evlenmediğini, aşık olup olmadığını, onu hatırlayıp hatırlamayacağını. Sadece gitmeliydi. Bunu biliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Anlamıyorsun, sadece sen varsın hayatımda. Şimdi çıksam bile bu odadan, istediğin gibi bir daha sana karşı olan hislerimi bir daha asla düşünmesem bile başkaları giremez senin açtığın yerlere. Başkalara erişemez bende gizli bütün kusurlara. Peki... gidiyorum. Ama seni sevdiğimi bil. Seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğimi."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Hayatım? Kapının açıldığını duydum sandım, orada mısın? Hayatım?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Seni hep seveceğim. Bunu bil. Ne olursa olsun. Ne yaşarsam yaşayayım."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3969270076998000404?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3969270076998000404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3969270076998000404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3969270076998000404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3969270076998000404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/yanls-hikayeler-bolum-alt.html' title='yanlış hikayeler bölüm altı'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7871602202133678881</id><published>2009-11-01T19:35:00.003+02:00</published><updated>2009-11-01T19:38:42.283+02:00</updated><title type='text'>C'mon Alex, you can do it! C'mon Alex, there's nothing to it! If you are something, don't ask for nothing! If you're nothing, don't ask for something!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Kendimi dışavurmaya ihtiyacım var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Merhaba. Kağıt, kalem, beyaz sayfa, kalın font, italik, altı çizgili, kırmızı yazı, siyah, belki beyaz, harflerin arasına gizlenmiş o halde, belki de renksiz, yani yok, eğer renkler bilgisayar dünyasında var olmanın tek ön koşuluysa. Merhaba. Her kimsen, her neredeysen, yani yaşıyor veya yaşatılıyorsun demiyorum ama, sen oradaysan, basitçe, sakince, tek işin gücün orada olmaksa, veya başka yerde olmayı düşünüyorsan, kolların bir yöne giderken sen ellerinin tutacağı şey için kafanda başka bir şey kurmuşsan, yoksan ya da, ya da yok gibi yapıyorsan, çünkü yaptım ben daha önce yok gibi, çok güzeldi, ama sen yapıyorsan sende de güzeldir eminim, yani işte tüm bunlarsa, anlaşılıyorsa, nevrotik değilse yazdıklarım gibi, merhaba.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Merhaba. Havalıysan merhaba, ne diyeceğini çözdüysen, anlıyorsan dünyayı, ya da en azından anlıyormuş gibi yapabiliyorsan, merhaba sana. Dünyaya hoş geldin. On dakika veriyorum sana, ya da, belki de, sadece on saniye yeter mi? Yetmiş belli ki. Görüyorsun değil mi? Hayır mı? Eh on beş saniye o zaman. Şimdi görüyorsun değil mi? Etkileyici. Benim görmem bir buçuk yılımı almıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gördüğün şu ki, yani görüyorsun ama görmüyormuşsun gibi anlatmam gerekiyor çünkü takdir edersin ki yokluğun, yani varlığının yokluğu, gözlerin de yok demek oluyor, bu da gördüklerinin varlığı konusunda çok ciddi şüpheler yaratıyor ben de, yani bu yüzden anlatıyorum ki, daha doğrusu anlıyorum ki, gördüğün şey her şeyi çözmeye aslında dünden daha fazla yaklaşmış olmadığın. Ya da öyle demeyelim, içimde hala oraya varabileceğime dair bir kararlılık var zira, aslında umut da diyebilirdim, ama umut demedim, kararlılık dedim, çünkü o an gözlerimi, yani var olmayanları, aşağıya çevirdim ve gördüğüm şey kararlılıktı, daha doğrusu kararlılığa benzer bir şeydi, ya da, daha iyi ifade etmek gerekirse, ben bir şey gördüm ve onun için kullanılacak en iyi kelime kararlılıktı, ve bu yüzden, yani bu kararlılık yüzünden, onun için kullanılacak en iyi kelmenin kararlılık olması yüzünden değil, o kararlılığın orada olması yüzünden, ki şu an kararlılık kelimesini haddinden fazla kullanmaya yaklaştığımı fark edip asıl konuya girmem gerekiyor, ilk cümlelerde görüdğünü söylediğim şeyi her şeyi çözmeye ne kadar yaklaşırsan yaklaş, ne kadar her şeyi çözdüğünü hissedersen hisset, her zaman düşüyorsun olarak değiştirmek istiyorum. Çünkü düşüyorsun gerçekten, mesela ben, en her şeyi çözdüğümü hissettiğim anda, yani okulumu kazandığım, oyungezerde yerimi sağlamlaştırdığım, arkadaşlıklarımı garanti altına aldığımı ve onlardan bir ömür vaz geçmeyeceğimi sandığım anda düşmüştüm, önce okul benden bir sene öteye itelenmişti, sonra oyungezerden kopmaya başlamıştım ve arkadaşlarım terk etmişti beni ve biraz da ben onları terk etmiştim. Şimdi her şey fena değil gerçi, yani okuldayım, oyungezer fena gitmiyor, gerçi bazen gitmemesi gerektiğini düşünmüyor değilim, yani fena gitmemesi değil, hiçbir yere gitmemesi gerekiyor sanki bazen, sanki bazen her şeyi bırakmalıymışım gibi, ama zaten konu da o değildi, daha doğrusu üçüncü gündem noktası o değildi, evet, arkadaşlarım var, en azından bir iki tanesinden eminim, onun dışında hayat devam ediyor, bazıları için daha fazla, özellikle en yakın arkadaşlarımdan ikisinin hayatlarına son hızda devam ettiklerini görüyorum, bu da beni çok mutlu ediyor, en azından birininki, o hayattaki en iyi arkadaşlarımdan biriydi muhtemelen, öyleydi yani, umarım kırmamışımdır onu. Daha mı az nevrotikleştim ben? Belki. Muhtemelen yazacaktım mesela buraya, ama tam bir üst cümledeki, daha doğrusu bir üst satırdaki, çünkü bu yazıda cümleler haddinden uzun ve virgüllü oldukları için üst cümle kavramı pek bir muğlaklaşıyor, o yüzden üst satır daha iyi bir şey, daha iyi bir tanımlama cümleciği, o yüzden üst satırdaki muhtemelenle örtüşüyor demek istiyorum cümle başında yazmak istediğimi belirttiğim muhtemelen için, hatta diyebilirim, tekrar yani, üst satırdaki muhtemelenle örtüşüyor benim muhtemelenim, o yüzden tekrar yazmıyorum. Gerçi üst satır diye bahsettiğim satırla şimdiki üst satır arasına on beş satır girdi ama olsun, en azından cümlemi tamamlayabildim. Zaten ikisi de benim muhtemelenimdi, birinden benim muhtemelenim diye söz edip diğerini öksüz bırakmak yakışık almadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi okudum yazdıklarımı, kafamda birkaç tanıdık yazarla karşılaştırdım, hiçbiri basılı yazarlar değildi, biri biriydi zaten, bir diğeri de başka bir biriydi, ikisi de farklı sebelperden birilerdi zaten, ama sebelperden kelimesi sebelperden diye yazılmıyordu, sebeplerden diye yazılıyordu, ki üçüncü kez sebelperden yazıyordum, kimse artık bu sebelperden, hatta bir an doğru yazdım diye lanse ettiğim sebeplerdeni de yanlış yazdım sandım, hatta yanlışı da yalnış diye yazıyordum, ilk öğrendiğim imla gimmick'i buydu oysa ki, gerçi gimmick yabancı bir kelime ama, olsun, bence gayet uydu oraya, uymasa bile bu yazıda olabildiğince az backspace kullanmak istiyorum, her ne kadar son on beş harften onunda backspace'e bir kere basmış olsam da. Ne kadar hızlı yazıyorum ben? Yani, soru olmamalıydı bu, bilmiyormuşum gibi sordum ama, yani şaşırmışım gibi, bilmiyormuş değildim çünkü, tecahül-i arif olmalı bu. Biri? Leri? Yardımcı olur musunuz? Sizin yazım tarzınız bu, ben kaybediyorum sanırım. Var mıydı bir sırrı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yoruldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yoruldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayatla dalga geçiyormuş gibi yapmak güzel gerçekten. her cümleni başka bir cümleyle kesmek, bunu yaparken cümle kesmek için kullanılan noktalama işaretlerini unutup virgül kullanmak, eğlenceli belki. ama yoruldum. insanların eğlenip eğlenmediğini merak etmekten yoruldum, çocukluk travmalarına takılıp kalmaktan yoruldum, geçmişimin beni bu derece net sınırlarla tanımlamasından yoruldum. izin vermek istemiyorum artık hiçbir şeyin beni tanımlamasına. kendimi tanımlamak istiyorum. bir tarz, bir konuşma şekli... bırakmam gerekiyor sadece. insanlar ne düşünüyorlarsa düşünsünler, ben konuşayım, müzik hakkında, insanlar istemiyorlarsa da, istiyorlarsa da, konuşayım. çünkü şu an kafamdan "müzik bilgisi benim onda birim olan insanlar bile rant yapıyor, ben niye yapamıyorum" diye bir düşünce geçirecek kadar sığım ben. bunu düşünecek kadar umursuyorum başka insanların ne düşündüğünü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;umursamıyormuş gibi yapmak mümkün neyse ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sebelperden'e selamlarla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7871602202133678881?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7871602202133678881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7871602202133678881' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7871602202133678881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7871602202133678881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/11/cmon-alex-you-can-do-it-cmon-alex.html' title='C&apos;mon Alex, you can do it! C&apos;mon Alex, there&apos;s nothing to it! If you are something, don&apos;t ask for nothing! If you&apos;re nothing, don&apos;t ask for something!'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-9163768805845835725</id><published>2009-10-18T01:13:00.003+03:00</published><updated>2009-10-18T01:26:49.933+03:00</updated><title type='text'>God I'm very, very frightening, I'll overdo it.</title><content type='html'>yazı yazmak istiyorum. her şey yerli yerinde, yani yerli yerinde olması beklenen her şey tam olarak burada; güzel bir müzik, karanlık bir oda, nispeten rahat bir sandalye. bunlar her zaman buralardaydı, ben buralarda değil başka yerlerde olduğumda da. ama şimdi, bu karanlık odada, bu güzel müzik kulağıma fısıldanırken bu rahat sandalyenin karşısına kurulduğu bilgisayarıma bir şeyler yazmak isterken buluyorum kendimi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyi yazmak istediğimi bilmiyorum. korkularımı, endişelerimi, güvensizliklerimi... hava, su, toprak, ateş, ne isterseniz onun üzerine yazabilirim şu an. nasıl kartalların ölmeden önce ömürlerini uzatsınlar diye kendi gagalarını parçaladıklarından söz edebilirim, ya da nasıl belimin ağrıdığından, mouse'umun renginden, the national'ın üç senedir benim yanımda olan boxer albümünden. bilmiyorum, umursamıyorum bu gece. ben bir kere yazmak isterken buldum ya kendimi, her şey görmezden gelinebilinir, her şey unutulabilinir ilk harfle son nokta arasında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;korkabilirim ben bu yazıda, korkutabilirim, kaçmak isteyebilir ama başaramadığımı fark edebilirim. yok olabilirim ayaklarım aptalca bir pozisyonda yerden kesilirken, veya bildiğim tüm kan beyaz ekrana akarken hiç olmadığım kadar gerçek olabilirim. komik, cesur, aptal veya kendim olabilirim. bilmiyorum, umrumda değil saat sakince yeni günü bir saat yirmi üç dakika aşarken. umrumda değil the national &lt;i&gt;"biliyor musun" &lt;/i&gt;derken &lt;i&gt;"senin hayalini kurmuştum yirmi dokuz yıl boyunca. biliyor musun, senin hayalini kurmuştum... özlemiştim seni, yirmi dokuz yıl boyunca. biliyor musun, senin hayalini kurmuştum... yirmi dokuz yıl boyunca, seni görmeden önce."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazmak istiyorum. hayatı. hayatsızlığı. kemiklerimin ritme ihanetini, derimin sakin sözlerini. şarkının bitişini ve sessizliğin fethini. yazmak istiyorum. yazmayı bu gece çok istiyorum, ve bu çok, çok iyi bir şey.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-9163768805845835725?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/9163768805845835725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=9163768805845835725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9163768805845835725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9163768805845835725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/10/god-im-very-very-frightening-ill-overdo.html' title='God I&apos;m very, very frightening, I&apos;ll overdo it.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2705277578467988219</id><published>2009-10-12T21:45:00.005+03:00</published><updated>2009-12-09T17:49:29.947+02:00</updated><title type='text'>18.03.43</title><content type='html'>Ufak piyano darbeleri gösterdi kendini önce. Odanın içerisindeki sessizlik bile Tanrı'nın bu miskin sabaha göndermiş olduğu bu piyano darbelerine karşı koyamıyordu. Her yer uyku kokuyordu koyu pembenin hükmettiği bu basit odada. Tek bir siyah beyaz gardırop vardı aynasıyla yeni doğmuş güneşi şimdi hızlanmış çığlıklar yayınlamakta olan ufak siyah bilgisayara aktaran, o tek siyah beyaz gardırop bilgisayarın sahibinden yaşlı gibiydi. Bilgisayarın sahibi de genç sayılmazdı üstelik, suratını kaplayan sakalları ve uyurken gözünün önüne gelmiş uzun saçları elli iki yılda aklamışlardı sahiplerini kara saç ve sakalın yarattığı tekinsiz izlenimden. Elli iki sene geçmişti bu şimdi koyu pembe, direkli, kutu gibi yatağından kalkan adamın temiz ve saf bir şekilde annesinin ellerine verildiği günden beri. Elli iki sene. Bugün elli ikincisiydi işte.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;On sekiz mart bin dokuz yüz doksan bir. Doğum tarihi buydu adamın. Yavaşça kalktı. Siyah şeritli koyu pembe perdelerini aldı düzgün elleriyle, güneş şimdi müziğin tek tanrı olduğu odaya aynasız da girebilsin diye. Bekledi. Kollarını açtı iki yana doğru. Ayaklarında sadece mavi halıfleksin gıdıklayıcı ve korunaklı hissi vardı ama çığlıkların üstünde yürüyormuş gibi hissediyordu bu sabah. Üzerinde ufak bir kağıt parçasıyla "Grace" yazan dizüstü bilgisayar daha sakin bir müziği anons ediyordu şimdi. Güneş işe yaramıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mavi halıfleksi takip etti elli iki yaşındaki adam. Çıplak ayakları emin bir şekilde basıyordu yere, sırf içerisinde yeterince yalnız olabilsin diye loş ışıklarla, penceresiz döşediği evinin içerisinde, sırf müziği her yerde duyabilsin diye duvarlarda seken hoparlörleri takip ede ede kendini salonda buldu. Koskocaman bir kitap, film, oyun ve albüm dağı vardı önünde. Hepsi kullanılmıştı. Hepsine baktı tek tek... biri Nijerya'dan alınmıştı, biri Alman asıllı bir İsviçreli'den. Fotoğraflar vardı kitapların üzerlerinde, farklı arka planlar, farklı yaşantılar, farklı kapılar vardı her bir fotoğrafta. Çoğu yalnızdı. Bazıları değildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eline bir kalem, bir de arkasında eski bir şarkının sözleri yazan bir kağıt aldı. Sabah onu uyandıran şarkıyı hatırlayıp yazmaya başladı hayatının anlamını. Sakin başladı ama bitirdiğinde kağıt paramparçaydı. Baktı. Gülümsedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayağa kalkmayı denedi. Kalkamıyordu. Gözleri kararıyordu sakince, vücudunun tüm ısısı gidiyordu. Kaleme tutunmayı denedi. Başaramadı. Kalemi de hissedemiyordu artık. Son bir çabayla, hayatının belki de son çabasıyla müziği duymayı denedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şarkı bitiyordu. Ufak bir sessizliğin ardından bir yazar kasa sesi duydu ve elli iki yıllık ömründe duyduğu son ses bu oldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2705277578467988219?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2705277578467988219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2705277578467988219' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2705277578467988219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2705277578467988219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/10/180343.html' title='18.03.43'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-90799175965983788</id><published>2009-10-04T16:43:00.003+03:00</published><updated>2009-10-04T17:06:28.067+03:00</updated><title type='text'>If this doesn't take you down, doesn't mean you're high.</title><content type='html'>yeni zor bir şey. bilinmeyen de öyle, ama yeni daha zor sanki, bilsen de, bilmesen de. calvino demişti ya hani, "for the new you seek in the not new and for the not new you seek in the new" diye, öyle bir şey. bunu amerika'da yeniye boğulurken devamlı eski dizilerimi seyrettiğimde anlamıştım. anlamadığım ise geçmişe kıyas yapmak konusunda bir çay bardağından daha derin olmayan beynimin aslında gayet adil bir oranda beni bulan yeni şeyleri ısrarlı bir inatçılıkla göz ardı edişiydi. bunun sebebini ise anlıyordum. bunu göz ardı eden bu sefer bizzat kendi gözlerimdi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeni yine de zor bir şey ama. üzerine sayfalarca koskoca kelimelerle bir şeyler söyleyebilirim belki, ama dördü gayet iyi anlatıyorken neden dört bine muhtaç olayım ki? "yeni zor bir şey" çünkü, basit, net ve sade. sadece niye'si biraz merak uyandırıcı ve sadece niye'si biraz muallakta.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;süperbilinmezde yaşamak üzerine bir yazım vardı aslında, daha doğrusu süperbilinmezde yaşamak üzerine yazılmış o muhteşem şarkı kulağımda kanarken yazdığım bir yazım vardı. karanlık bir anımda yazmıştım onu, kendi içimde kendimi kaybediyordum her geçen saniyede. ama yine de yazmıştım. bu yazı gibi arada durup kafamı yokluk bilinçsizliğinden çıkardığım bir yazı değildi, başlamış ve bitirmiştim onu. ve bitirdiğimde etrafımdaki her şey başladığım kadar eskiydi. yazı yazmak pek bir şeyi değiştirmemişti. ya da belki de, dünyalar değişmişti de, göz ardı etmiştim ben. kendi gözlerime güvenemediğim günlerdi bunlar, anlıyorsunuz değil mi? anlamıyorsunuz sanırım. dert etmeyin ama. anlanmamaya epeyce alıştım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne kadar fazla yakınıyorum değil mi? aslında kendi hayatından garip bir şekilde tatmin olmuş biriyim yürüyüp konuştuğum dünyada. sadece yazdığımda kendime dair ve kendim olan her şeyi içerimden başka bir yere kaydedebiliyorum. hoşuma gidiyor bu. yazmak. yazmak eski çünkü. eski artık hoşuma gidiyor çünkü. ve demiştik ya hani, hatırlıyor musunuz? "yeni zor bir şey" çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-90799175965983788?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/90799175965983788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=90799175965983788' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/90799175965983788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/90799175965983788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/10/if-this-doesnt-take-you-down-doesnt.html' title='If this doesn&apos;t take you down, doesn&apos;t mean you&apos;re high.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-5130064448600499284</id><published>2009-09-28T21:18:00.003+03:00</published><updated>2009-09-28T21:23:22.281+03:00</updated><title type='text'>The sun is burning down Los Angeles.</title><content type='html'>yine buradayız o halde, öyle görünüyor. yine arkada bir müzik, yine parçalanmış bedenimin alakasız köşelerinde yükselen alaycı bir nefret. bedenin kendisine yöneltilmiş belki de bu nefret. bilmiyorum. bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne istediğimi biliyorum ama bak. bunu bildiğimi uzun zamandır biliyorum. sadece bazı şeyleri anımsamam gerekiyor. bazı öğrenilmiş dersleri. görmediğimi sandığım bazı şeyleri görmeyi. ve neyi öğrenmem gerekiyor biliyor musun okuyucu? umursamamayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bırak aksın" hala benim dudaklarımdan dökülmüş en bilge kelime çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bırak aksın. bırak, her şey, aksın. umursama. dokunma. yaşa sadece. sincap gibi. müzik gibi. var olmak için var ol, yaralanmak için değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatta güzel şeyler hala oluyor. hala dönüyor ısrarla dünya. oralarda bir yerlerde birileri var, buna inanmamı istiyor. ya da istemiyor. bilmiyorum. önemli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha kötüsünü bilmediğim de olmuştu çünkü. daha kötüsünü yaşadığım da olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatta kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bırak aksın o halde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-5130064448600499284?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/5130064448600499284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=5130064448600499284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5130064448600499284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5130064448600499284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/09/sun-is-burning-down-los-angeles.html' title='The sun is burning down Los Angeles.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1221228191877005327</id><published>2009-09-24T22:01:00.003+03:00</published><updated>2009-09-27T15:54:09.121+03:00</updated><title type='text'>How long will I wait for the best revenge?</title><content type='html'>hakkımdaki yirmi üç fuzuli bilgi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki yüz otuzuncu girdi ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 - nickim ace menşeli acyberexile. beş senedir böyle.&lt;br /&gt;2 - ultima online nickim leia, wow nickim crooq, eq2 nickim mahser, mxo nickim madvoc, atitd nickim acetaminophen, coh nickim vaarsuvisius, lotro nickim noruinivon, potbs nickim jack strider idi. zaten başka büyük bir dvo oynamadım.&lt;br /&gt;3 - gerçek adım yiğitcan. göbek adım kürşat.&lt;br /&gt;4 - favori kitabım if on a winter's night a traveller, favori filmim dancer in the dark, favori albümüm feel good ghosts, favori oyunum kotor II.&lt;br /&gt;5 - özel ar-el iöö ve büyükşehir hüseyin yıldız al'den mezunum, odtü'de uluslararası ilişkiler okuyorum.&lt;br /&gt;6 - ilk dönem derslerim: introduction to economics I, world history I, introduction to politics I, introduction to information technologies and applications, turkish I, comparative history of civilizations.&lt;br /&gt;7 - cep telefonum dört sene önce aldığım bir nokia 6103. kırmızı. zil tonu smoke on the water'ın giriş riffi.&lt;br /&gt;8 - laptopumun markası hp. modeli dv6000k. adı grace.&lt;br /&gt;9 - boyum 188. kilom 95.&lt;br /&gt;10 - gözlerim 6 ve 6.5 derece miyop ve 6 yaşımdan beri gözlük takıyorum.&lt;br /&gt;11 - erzurum, şenkaya doğumluyum.&lt;br /&gt;12 - hayatımın tamamını istanbulda geçirdim.&lt;br /&gt;13 - an itibariyle bilgisayarımda football manager 2008, championship manager 2010, vampire the masquerade: bloodlines, peggle deluxe, pro evolution soccer 2009 ve world of warcraft kurulu.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;14 - doğum tarihim 18 mart.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15 - windows live messenger listemde 85 kişi var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;16 - an itibariyle rafımda 77 orijinal oyunum, bilgisayarımda ise 126 şarkıcının 195 albümünden 1233 şarkım var. aynı bilgisayarda 32 filmim ve üçü tek sezonluk, biri üç, biri ise beş sezonluk olmak üzere 5 dizim var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;17 - işletim sistemim microsoft windows vista, tarayıcım google chrome, müzik oynatıcım nullsoft winamp, film oynatıcım vlc media player.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18 - ömrümde hiçbir yerime dikiş atılmadı, fakat iki defa dikiş atılması gerekecek yaralar aldım. birinde pazar günü olduğu için vaktinde doktor bulunamadı, bir diğerinde ise yaşımın küçüklüğünden dolayı ihtiyaç duyduğum bir beni elimden tutup doktora götürecek büyük yoktu etrafımda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;19 - bir defa serçe parmağım, bir defa ise bileğim kırıldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;20 - liselere giriş sınavına zeytinburnu'nda, adile mermerci anadolu lisesi'nde; öğrenci seçme sınavına ise şimdi hatırlayamadığım bir meslek lisesinde girdim. lgs puanım 803, öss puanım ise 341 idi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;21 - son bir sene içerisinde tucson (yedi ay), istanbul (üç buçuk ay), erzurum (on beş gün), ankara (on gün), portland (bir hafta), los angeles (üç gün) ve izmir (üç gün) şehirlerinde bulundum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;22 - on senedir beşiktaş'lıyım, inönü'de dört maç seyrettim ve beşiktaş bu maçların hepsini kazandı. inönü'deki cska moskova maçına gitme planım var. bu futbol ilgisinin de türkiyeye döndükten sonra peydahlandığını keşfettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;23 - açım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet yani.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1221228191877005327?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1221228191877005327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1221228191877005327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1221228191877005327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1221228191877005327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/09/how-long-will-i-wait-for-best-revenge.html' title='How long will I wait for the best revenge?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6992714890896043187</id><published>2009-09-08T17:41:00.002+03:00</published><updated>2009-09-08T17:58:54.953+03:00</updated><title type='text'>I'm getting tired. I'm forgetting why.</title><content type='html'>en olur olmaz yerlerde çıkıyor ağzımdan üç kelime; "hayat çok acayip" diyorum istemsizce. bazen yanımda birileri oluyor, hatta çoğu zaman birileri oluyor yanımda. soruyorlar, "niye", "nasıl", "ne alaka?". anlatamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama acayip işte hayat, anlatamıyorum, kelimelerimi savuramıyorum insanların suratına onlar tatmin olsunlar diye, ama öyle. başlangıcı olan her şeyin bir sonu olacağı gerçeği bile tek başına kararlı bir şekilde arkasında durabilecekken bu kelimenin, hayat bununla yetinmiyor, derinlemesine vuruyor boynumun arkasından beynimin bana bir şeyler söyleten bölgelerine. her şey birbirine bağlı kaderlerini birbirinden son derece bihaber yaşıyor, her şey birbirini etkiliyor ama kimse bir diğerine dokunmuyor. yorgun ve yalnız geçiriyoruz hayatımızın çok büyük bir bölümünü, ama geçiriyoruz yine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlar geliyor, arkadaşlar geçiyor kısa hayatımızdan, tutunamıyoruz hiçbirine. geçmişten o geçmiş günümüzken nefret ediyoruz, ama günümüz o geçmişin geleceği olduğu an yapışıyoruz o geçmişin müziğine ve kokularına. ifade etmeyen renkler birden destansılaşıyor, rüzgarda uçuşan her şeyi tanrı sanıyoruz ve böyle gidiyor bu. hikayeler anlatıyor bize geçmiş, ya da biz öyle sanıyoruz. bilmiyoruz sadece yaşadığımızı. öyle yapıyoruz çünkü. sadece yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu okuyan var mı bilmiyorum, umursadığım zamanların çok ilerisindeyim çünkü şimdi. niye yazdığımı bilmiyorum, hatta yazıp yazmadığımdan da emin değilim, yazmanın tanımı zihnimin bana kendini belli etmeyen köşelerinde yanıp sönüyor şu sıralar çünkü. ama eğer okuyorsanız, yani bir şekilde bu mastürbasyonî yazının sonuna gelebildiyseniz size tek bir şey söylemek istiyorum, hayat çok acayip. hayat gerçekten, tüm derinlikleri ve sığ kayalarıyla acayip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiçbir şey gerçek, ve her şey mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cidden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6992714890896043187?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6992714890896043187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6992714890896043187' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6992714890896043187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6992714890896043187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/09/im-getting-tired-im-forgetting-why.html' title='I&apos;m getting tired. I&apos;m forgetting why.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3142892923512443390</id><published>2009-09-03T17:16:00.008+03:00</published><updated>2010-07-05T02:34:51.742+03:00</updated><title type='text'>Let's sleep in this ditch tonight and forever.</title><content type='html'>&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"We're MC Raiders, we ain't got no life."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Myndflame - MC Raiders&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Sweet child in time"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Deep Purple - Child In Time&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Amerikanlar eskidi bunlar, Törkis kovboylar"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Grup Vitamin - Turkish Kovboylar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Some of those that run forces are the same that burns crosses"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Rage Against The Machine - Killing In The Name&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"A little less conversation, a little more action please"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Elvis Presley - A Little Less Conversation&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I bet you'd look good on the dancefloor"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Arctic Monkeys - I Bet You Look Good On The Dancefloor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Just like you imagined"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Just Like You Imagined&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You wanted perfect, you got your perfect, but now I'm too perfect for you."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Marilyn Manson - (S)aint&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Sweet dreams are made of this, who am I to disagree?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Marilyn Manson - Sweet Dreams&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Hit the road, Jack, and don't you come back no more"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Ray Charles - Hit the Road&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I've seen diamonds cut through harder men"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Chris Cornell - You Know My Name&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You wired me awake, and hit me with a hand of broken nails"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Soundgarden - Rusty Cage&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"How can I change the world, if I can't even change myself?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Faithless - Salva Mea&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Then I stood paralyzed, on the supposed golden path"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Chemical Brothers - The Golden Path&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Hm. I was confused. For if I was dead... how and why... did I die?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Chemical Brothers - The Golden Path&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You should feel what I feel, you should take what I take"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Chemical Brothers - Star Guitar&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Single out the weak link in the chain, a generation damaged in the brain"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pentagram - Lions in a Cage&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"And how does it feel like to spend a little lifetime sitting in the gutter screaming symphony?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Chemical Brothers - Let Forever Be&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"A long long time ago, I can still remember how that music used to make me smile"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Don McLean - American Pie&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Never let them tell you they're all the same"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Led Zeppelin - Going to California&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You woke up this morning and got yourself a gun"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;America 3 - Woke Up This Morning&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Imagine there's no countries"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;John Lennon - Imagine&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Miracles will happen as we speak"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Seal - Crazy&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Vows are spoken to be broken."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Depeche Mode - Enjoy The Silence&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"In Alabama she was swinging hammer"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Red Hot Chili Peppers - Dani California&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"So embryonic, it's all right"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Flaming Lips - Moth in the Incubator&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"The paper hold their folded faces to the floor, and everyday the paperboy brings more"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd - Brain Damage&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"A shooting star is not a star, not a star at all. A shooting star's a meteor that's headed for a fall"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;They Might Be Giants - A Shooting Star Is Not A Star&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"State of emergency, how beautiful to be, state of emergency is where I want to be"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Björk - Joga&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I'm trying to stay awake and remember my name"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Keane - Everybody's Changing&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I know your anger, I know your dreams: I've been everything you want to be."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Living Colour - Cult of Personality&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Although you're trying not listen, I bet your eyes are staring to the ground"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Arctic Monkeys - When the Sun Goes Down&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Oh let the sun beat down upon my face, and stars fill my dream"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Led Zeppelin - Kashmir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"What's the name of my girlfriend, I don't know, but she's built like shit and she's good to go."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Tenacious D - Explosivo&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"It's been a long time since I rock and rolled, it's been a long time since I did the stroll"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Led Zeppelin - Rock and Roll&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I've seen a man killed by his best friend, and lives that were over before they were spent"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Björk &amp;amp; Thom Yorke - I've Seen It All&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I miss me, I miss everything I'll never be and on, and on."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - Rocket&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"To be honest, I really don't care"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Björk &amp;amp; Thom Yorke - I've Seen It All&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"What do I know?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Keane - Bedshaped&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"The disappointed disappear like they were never here"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - Geek U.S.A.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Our threads of life are in the hands of god."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Daler Mehndi - Tunak Tunak Tun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"One of these days I'm bound to choke"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The White Stripes - A Martyr For My Love For You&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You can be my head, oh I really need one"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Flaming Lips - Be My Head&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You get mistaken for strangers by your own friends, when you pass them by under the silvery silvery citibank lights."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The National - Mistaken for Strangers&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"This doomsday clock, ticking in my heart"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - Doomsday Clock&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"He fell down just like rain."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Helldorado - Just Like Fire&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"You had me, you had me say, and I did not obey."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Rammstein - Du Hast&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"My body aches from mistakes, betrayed by lust"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Megadeth - Trust&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I am the voice inside your head, and I control you"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Mr. Self Destruct&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Step right up, march, push, crawl right up on your knees."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - March of the Piggies&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"It feels so good to share my pain"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Unseen - Scream Out&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"One and one make two, two and one make three, it's destiny"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Tenacious D - Tribute&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"It's something I have to do"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - The Fragile&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"We live in a beautiful world, yeah we do, yeah we do."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Coldplay - Don't Panic&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"It's comin' back around again!"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Rage Against the Machine - People of the Sun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Then my head fell apart and where were you?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Somewhat Damaged&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Past the mission, behind the prison tower"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Tori Amos - Past the Mission&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Down on your knees, you'll be left behind"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Beginning of the End&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Red-head senorita looking dead came to said I need a bed en espanol."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The White Stripes - Icky Thump&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"When I think I can overcome, it runs even deeper."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Even Deeper&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Tear a hole exquisite red, fuck the rest and stab them dead."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Somewhat Damaged&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Hell shines above us and the fires bright"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Orphaned Land - Mabool (The Flood)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"A working class hero is something to be"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;John Lennon - Working Class Hero&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Reach out and touch faith"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Depeche Mode - Personal Jesus&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Disinformation is a weapon of mass destruction"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Faithless - Mass Destruction&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"A son of God, you know must arrive"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - Bring the Light&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"We took the dead man in sheets to the river flanked by love"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Live - The Dam at Otter Creek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"The destiny I've chose, all becoming clear."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - The Great Below&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Time to wake up and dig myself out of this hell"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pain - Shut Your Mouth&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Would you like to learn to fly? Would you like to see me try?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd - One of My Turns&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Packed like lemmings into shiny metal boxes, contestants in a suicidal race"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Queensryche - Synchronicity II&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"There must be some mistake, I didn't mean to let them take away my soul"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd - The Show Must Go On&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Many miles away something crawls to the surface of a dark Scottish loch"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Queensryche - Synchronicity II&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"How does it feel?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Bob Dylan - Like A Rolling Stone&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Tell me all of your secrets, cannot help but believe this is true"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - Cherub Rock&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"What you can't find you can't buy what you can't find what you can't buy."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Raconteurs - Store Brought Bones&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Now watch what you say or they'll be calling you a radical, liberal, fanatical, criminal"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Supertramp - The Logical Song&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I woke the same as any other day, except a voice was in my head, said seize the day, pull the trigger, drop the blade and watch the rolling heads."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Soundgarden - The Day I Tried To Live&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Take a look at my girlfriend, she's the only one I've got."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Supertramp - Breakfast in America&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Nicotine, valium, vicadin, marijiuana, ecstasy and alcohol."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Queens of the Stone Age - Feel Good Hit of the Summer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Just help me, I'll do anything, anything, if you'll just help me get out of here"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Genesis - Tonight&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Today's Tom Sawyer, he gets by on you, the space he invades he gets by on you."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Rush - Tom Sawyer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"There she goes again, she's out on the streets again."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Velvet Underground - There She Goes Again&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Maybe you're here for the giggle, maybe you're into the puzzle."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Gong - You Never Blow Your Trip Forever&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"And your mind is moving low"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Jefferson Airplane - White Rabbit&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Ah devrimim benim, sen gelmedin ama ben değiştim."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Mor Ve Ötesi - Serseri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"She told me I had too much to dream last night"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pure Reason Revolution - Apprentice of the Universe&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Am I taking too much? Did I cross the line, line, line? I need my role in this very clearly defined."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nine Inch Nails - Discipline&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I am he as you are he as you are me and we're all together."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles - I Am The Walrus&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"What happened to me? Was it a turning that I took? What happened to the future? It's not as good as the book."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Tangent - Not As Good As The Book&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"I listen for your footsteps, coming up the drive, I listen for your footsteps but they don't arrive."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles - Don't Pass Me By&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;"Time has stopped before us, the sky cannot ignore us."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - The Beginning is the End is the Beginning&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“What can you see on the horizon? Why do the white gulls call?”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Annie Lennox – Into the West&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Beat me, hate me, you can never break me. Will me, thrill me, you can never kill me.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Michael Jackson – They Don't Care About Us&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Breathe. Breathe in the air. Don't be afraid to care.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd – Speak to Me / Breathe&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Music seems to help the pain, seems to cultivate the brain.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd – Take Up Thy Stethoscope and Walk&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Your love is teaching me how, how to kneel.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;U2 – Vertigo&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Teardrop on the fire of a confession, fearless on my breath.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Massive Attack – Teardrop&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“When I go back to the bottom I go back to the top of the ride.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles – Helter Skelter&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“She's the kind of girl you want so much it makes you sorry, still you don't regret a single day.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles – Girl&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“And in the end, the love you take is equal to the love you make.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles – In the End&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“California, show your teeth, you're my priestess, I'm your priest.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Red Hot Chili Peppers – Dani California&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“There he goes again, take me to the edge again, all I've got is a dirty trick.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Kasabian – Club Foot&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“The world is a vampire sent to drain secret desires that hold you up to the flames.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins – Bullet with Butterfly Wings&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Emptiness is loneliness, loneliness is cleanliness, cleanliness is godliness and god is empty, just like me.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins – Zero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Kendisi bir garip melek, ardına düşmeniz gerek.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Duman – Melek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“And if you complain once more, you'll meet an army of me.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Björk – Army of Me&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Music makes the people come together, music mix the bourgouise and the rebel.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Madonna – Music&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I was alone, staring over the edge, trying my best not to forget.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Placebo – Meds&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Math, science, history, unravelling the mysteries that all started with the Big Bang.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Barenaked Ladies – The History of Everything&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I cannot believe my eyes, how the world is filled with filth and lies.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Neil Patrick Harris (Dr. Horrible) – My Eyes&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Photographers snip-snap, take your time she's only burning, this type of experience is necessary for the learning.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Venus in Furs – Baby's On Fire&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Oh cheeky cheeky. You naughty sneaky.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Brian Eno – Dead Finks Don't Talk&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Here he comes now, stick to your guns and let him through.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Sonic Youth – Teen Age Riot&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I chase the wind of a prism ship to taste the sweet and sour.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;King Crimson – The Court of the Crimson King&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“When did they come and where did they go?”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Beardfish – Into the Night&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Lather was thirty years old today, they took away all of his toys. His mother sent newspaper clippings to him, about his old friends who'd stopped being boys.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Jefferson Airplane – Lather&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I will find a center in you. I will chew it up and leave. I will work to elevate you, just enough to bring you down.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Tool – Sober&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I fly like paper get high like planes”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;M.I.A. - Paper Planes&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Sun is the sky, oh why oh why would I wanna be anywhere else?”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Lily Allen – LDN&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“No one speaks and no one tries, no one flies around the sun.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd - Echoes&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I'm reclaiming my mind, destroying everyone”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Queens of the Stone Age – Better Living Through Chemistry&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“A day of freedom he shall proclaim, for the son and the daughter.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Oi Va Voi – D'ror Yikra&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“It's not my fault, this is how my mama made me; I've been magnetic since I was a baby.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Semi Precious Weapons – Magnetic Baby&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“One day I wanna be a star, so that I can hang in a bar.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;A.R. Rahman feat. M.I.A.. - O Saya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“If you got bad news, you wanna kick them blues; cocaine.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Eric Clapton – Cocaine&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“For some strange reason we decided to talk about sex.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Tangent – Lost in London 25 Years Later&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Sonra uyandım, sonunda ben anladım.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Duman – Yürekten&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“My eyes don't see, though my mind wants to cry out loud”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cream – I Feel Free&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Give me your heart and your soul.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Muse – Hysteria&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“What will tomorrow bring me?”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Garbage – Tell Me Where It Hurts&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“She loves him, she loves him, she loves him, she loves him.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Björk – Pagan Poetry&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I'm willing to sleep my way to the top, I wanna be popular.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Darren Hayes - Popular&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“And I'll always need her more than she could ever need me.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - In the Arms of Sleep&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Oh God don't leave us by ourselves, we're bound to take up drinking.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cloud Cult – The Ghost Inside Our house&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“When people run in circles it's a very, very mad world.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Gary Jules – Mad World&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Everybody here is a cloud, and we all walk around with a million faces. Somebody turn the lights out, there's so much more to see in the darkest places.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cloud Cult – Everybody Here is a Cloud&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“The hope, missing until it hurts.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;MGS IV Soundtrack – The Love Therme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“But it's all right, it's jumpin' jack flash.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Rolling Stones – Jumpin' Jack Flash&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“You know I dreamed about you? For twenty nine years, before I met you.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The National – Slow Show&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“You might be a big fish in a little pond, but that doesn't mean you've won.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Coldplay – Lost!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“I see you come out of it all, unharmed and unscathed.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Faultline – Where is My Boy?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“She said I like the way you touch me it makes me feel like I have no skeleton.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cloud Cult – May Your Hearts Stay Strong&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“She's not a girl that misses much.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Beatles – Happiness is a Warm Gun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“It's the feeling that you're dreaming. (You're not really dreaming.)”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cloud Cult – That Man Jumped Out The Window&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: italic;"&gt;“Do you believe in you? Cause noone else will do that for you.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Cloud Cult – We Made Up Your Mind for You&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"I'm getting tired. I'm forgetting why."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; "&gt;The National - Apartment Story&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;"How long will I wait for the best revenge?"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Fischerspooner - Best Revenge&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"The sun is burning down Los Angeles."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; "&gt;Sugarcult - Los Angeles&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"If this doesn't take you down, it doesn't mean you're high."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Soundgarden - Superunknown&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"God I'm very, very frightening. I'll overdo it."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The National - Slow Show&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"C'mon Alex, you can do it! C'mon Alex, there's nothing to it! If you are something, don't ask for nothing! If you are nothing, don't ask for something!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Arcade Fire - Neighbourhood #2 (Laika)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Rain down, rain down, come on rain down on me."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - Paranoid Android&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Yours is the only version of my desertion that I could ever subscribe to."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Interpol - PDA&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Mother Mary, won't you whisper something but what's past and done?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Tool - Sober&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Ada don't talk about reasons why you don't wanna talk about reasons why you don't wanna talk."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The National - Ada&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Come on you boy child, you winner and loser, come on you miner, for truth and delusion, shine!"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Pink Floyd - Shine On You Crazy Diamond&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"Hysterical and useless, hysterical and let down and hanging around, crushed like a bug into the ground."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead  - Let Down&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"Bring down the government, they don't, they don't speak for us."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - No Surprises&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"You have not been, paying attention, paying attention, paying attention, paying attention."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - 2+2=5 (The Lukewarm)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"Am I really all the the things that are outside of me?"&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Animal Collective - Taste&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"No matter what happens now, I shouldn't be afraid, because I know today has been the most perfect day I've ever seen."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - Videotape&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"These girls fall like dominos, dominos."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Big Pink - Dominos&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"Sometimes, I still need you."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The xx - Heart Skipped a Beat&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"There are two colours in my head."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - Everything in its Right Place&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"There are some things I'll live without, but I need you tonight."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Smashing Pumpkins - In the Arms of Sleep&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"One day, I am going to grow wings."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Radiohead - Let Down&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"In the night, I hear them talk the coldest story ever told."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;The Fray - Heartless&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"Send in your skeletons, sing as their bones go marching in."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Foo Fighters - The Pretender&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;"No I don't have a gun."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;Nirvana - Come As You Are&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3142892923512443390?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3142892923512443390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3142892923512443390' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3142892923512443390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3142892923512443390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/09/lets-sleep-in-this-ditch-tonight-and.html' title='Let&apos;s sleep in this ditch tonight and forever.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7514003044298246604</id><published>2009-08-22T19:30:00.004+03:00</published><updated>2009-08-22T20:00:31.232+03:00</updated><title type='text'>Do you believe in you? Cause noone else will do that for you.</title><content type='html'>duruma, yazdıklarıma ve muhtemelen yazacaklarıma çok alakalı bir şarkı akıyor kulağımda; bol küfürlü, bol hakaretli. şarkının benim onu dinlediğim günden beri çok başka yönlere ilerlemiş müzik zevkimim aradığı şeylere cevap verebilen bir şarkı değil, hatta vermeyi denediğinden bile şüpheliyim. ama bir hissi, bana şarkıyı dinlettiren bir rengi var şarkının. şarkının adı the roof is on fire ve ben bu şarkıyı 2005 senesinde dinlemişim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şarkıların hafızaları böyle işliyor işte; bir şarkıyı sadece belli bir zaman diliminde dinlediyseniz eğer, yani o şarkı sadece ve sadece bir dönemin arka plan müziği olmuşsa, şarkının o zamana kendini kazıdığını keşfediyorsunuz. bloodhound gang de öyle bir şarkı yaratmış işte benim için, 2005 senesinde, etrafımın bilmediği bir grubu dinlemenin kıvancıyla, etrafımın oynamadığı wow'un bana yeni ve heyecan verici gelen piksellerinde akıyor benim için the roof is on fire. nedense aklıma hep ironforge'a ilk gidişim geliyor, o zaman şehirlerin istediğinde gidip görebileceğin yerler olması fikri aklıma yatmıyordu bir türlü; sanki kapıda yeterince yüksek seviyeli olmayanları geri döndürten bir gardiyan varmış gibi geliyordu bana. thunder bluff'ı göreyim diye onuncu seviyeye kastığım taurenim gibi, night elf'imin de on beşin üstüne çıkmadan diğer kıtanın yollarını tutmaması gerektiğini düşünüyordum. azeroth daha az sanaldı o zamanlar benim için, okyanus aşırı yolculuk kendi kemiklerimi yıpratacakmış gibi korkutuyordu gözümü. ve tüm bunlar olurken, çocuksu heyecanım yeni dünyaları keşfettirirken bana, arkada the roof is on fire çalıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başka parçalar da vardı tabii, nirvana'dan, metallica'dan, slipknot'tan... ama onları sonra da dinledim. başka anılar yazıldı üzerlerine, başka hislere ortak oldular hepsi. gözlerim kapalı bir şekilde gülümserken de metallica vardı mesela, gözlerim siyahtan beyaza çekilmiş kızıl çizgilerini sapık ve çarpık maviliğe dikerken de, veya amerika'da da bulmuştum lisede ve boşlukta iki kere kaybettiğim nirvana'yı. ama the roof is on fire, sadece ve sadece o anın, ironforge'un önünde, karların üstüne oturmuş, yol yorgunluğunu atan o lise bir öğrencisinin şarkısı, sadece onunla gösteriyor kendini. aynı dr. horrible'ın tüm soundtrack'inin bana portland'ı, kuzu kuzu'nun ankara'daki o teybin başında müzikle mutlu olan çocuğu, the national'ın ankara'ya üniversiteden önce son kez gittiğim o yazı hatırlatması gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey değişiyor. hiçbir şeyin mutlak olmadığı dünyada mümkün olan her şey değişiyor. yağmurlar yağabiliyor çöllerin üstüne, o çöllerden nehirler akmaya başlayabiliyor cihanın tersi bir istikamete. fırtınalar kopabiliyor ufacık beyinli nehirlerde, o fırtınalar başka çölleri bulabiliyor. her şey birbirine bağlı, her şey kopuk birbirinden. her şey ölümlü, müzik dışında. sadece müzik değişmiyor dünyada. sadece müzik hep aynı acıya yardımcı olmaya deam edebiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"müzik, öyle gözüküyor ki, acıya yardımcı oluyor."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7514003044298246604?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7514003044298246604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7514003044298246604' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7514003044298246604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7514003044298246604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/08/do-you-believe-in-you-cause-noone-else.html' title='Do you believe in you? Cause noone else will do that for you.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1362000049566744948</id><published>2009-08-17T22:19:00.004+03:00</published><updated>2009-08-17T22:33:13.402+03:00</updated><title type='text'>It's the feeling that you're dreaming. (You're not really dreaming)</title><content type='html'>pencereden atladı o adam. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o adam vardı eskiden. o adam rahattı, her şeyi çözmüştü hayatında. her sorunun elbet bir cevabı vardı, maskesinin deliklerinin ardında gördüğü şeyleri görmediğini sanıyordu o. pencereden atladı o adam. geri gelmedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;düştüm sonra ben. düştüm, biliyordum, şarkılar söylemişti bana düşmekle uçmak arasında ipince bir çizgi olduğunu. haftalarca düştüm, belki aylarca. her şeyi kaybettiğim hissi vardı peşimde. neyi anlamıyordum?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pencereden atladı o adam. ben geri çekildim. iyice baktım odama, duvarlarına, pencerelerine, olmayan kapılarına. hep pencerenin ucundaydım ben. hiç bakmamıştım ayaklarımın altından fezaya akan nehri. nehrin bittiği yer her zaman denizdi. deniz bitirmişti nehri. odamı görüyordum artık, tabanını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pencereden atladı o adam. o atladı ve ben düştüm. cihanın tüm deryaları gözlerimin içinde kuruyana kadar düştüm, ayışığı öldü ben düşerken, yakamozlar söndü isimsiz harplerin süngülerinde. o adam o pencereden asla geri gelmedi. o atladı ama benim hayatımdaydı değişen her şey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyi anlamıyordum ben?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1362000049566744948?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1362000049566744948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1362000049566744948' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1362000049566744948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1362000049566744948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/08/its-feeling-that-youre-dreaming-youre.html' title='It&apos;s the feeling that you&apos;re dreaming. (You&apos;re not really dreaming)'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8444182194686371029</id><published>2009-07-23T18:23:00.003+03:00</published><updated>2009-07-23T18:42:10.589+03:00</updated><title type='text'>She's not a girl that misses much.</title><content type='html'>mutluluk bir hapishanedir, demişti V. mutluluk en sinsi hapishanelerden biridir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mutluluk sıcak bir silahtır diyenler de vardı aslında. bilge sözler. bilge adamların yazdığı, zeki sözler hepsi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sorun şu ki, silah ateş almadan barutu görmeniz mümkün olmuyor hiçbir zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;ayaklarım nasır&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;gözlerim; birer kurşun deliği&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;ama kalbim hala atıyor&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;o halde gayet şanslıyım demek ki&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gayet şanslıyım demek ki.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8444182194686371029?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8444182194686371029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8444182194686371029' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8444182194686371029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8444182194686371029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/07/shes-not-girl-that-misses-much.html' title='She&apos;s not a girl that misses much.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3962481039291859801</id><published>2009-07-11T01:26:00.002+03:00</published><updated>2009-07-11T01:38:32.117+03:00</updated><title type='text'>I see you come out of it all, unharmed, and unscathed.</title><content type='html'>müzik ucu ucuna değiyor kulağıma sıcağın artık kanun olduğu yaz gecelerinden birinde. ölüm demek istiyorum dağa taşa, ölüm kusmak istiyorum. ölüm ameli olmadı tanıdığım kimsenin uzun süredir, ölümü yaşamadı varlığım. ama yine de ölüm demek istiyorum, ölüm yazasım, ölümü tekrar edesim var defalarca. anlamıyorum hiçbir şeyini ölümün. bu engellemiyor ölüm deme arzumu. ölüm. ölüm, söylemesi güzel bir kelime hava sıcakken.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güzel kelimelerim olsa keşke hep. şimdi güzel bir müzik var damarlarımda, güzel, yaralı bir müzik. o yüzden güzel ve yaralı kelimelerim, ama biliyorum ki, ölüm gibi, şarkısı bittiğinde gidecekler hepsi. bedenim sözcüksüz ve ölümlü olacak birden. anlatacak şeylerim olduğunu unutacağım ve anlatmamanın o dayanılmaz dayanılırlığıyla boğuşmaya devam edeceğim havanın biraz daha ısınacağı hayatımda. sırtımdan terler akacak, su içeceğim ve hayat devam edecek. kendimden nefret edeceğim muntazaman. kendimi ciddiye alamayacak kadar alakasız göreceğim şahsımdan. ölüm güzel bir kelime olmaya devam edecek hava soğusa bile. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;seni görmüş müydüm daha önce, bir rüyada belki, senin unuttuğun bir yerde, benim unuttuğum bir yerde... seni görmüş müydüm daha önce? bir şeyler yaşamış mıydık seninle? bir şeyler paylaşmış mıydık? beni kanarken görmüş müydün? anlatmış mıydım sana mızrağın topuğuma nereden girdiğini? seni görmemiştim değil mi daha önce hiç? bir varsanrıydı varlığın belki de. belki varsanrılar ölümündü... bir rüyada belki. şimdi anlayamadığım bir rüyada. şimdi hatırlayamadığım bir rüyada.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3962481039291859801?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3962481039291859801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3962481039291859801' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3962481039291859801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3962481039291859801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/07/i-see-you-come-out-of-it-all-unharmed.html' title='I see you come out of it all, unharmed, and unscathed.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-5038198054463742066</id><published>2009-07-08T17:44:00.002+03:00</published><updated>2009-07-08T17:53:11.102+03:00</updated><title type='text'>You might be a big fish in a little pond, but that doesn't mean you've won.</title><content type='html'>var olmak nedir? kolay mıdır var olmak var olmayı tanımlamaktan? varlığı tanımlamadan var olmak daha gerçektir belki de, anlamadan hissetmek gibi, bıçaklanmadan kanamak gibi. daha asil, daha dürüst.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;etrafınla mı tanımlanırsın etrafına reaksiyon veren bir kütle olarak devam ettiriyorsan hayatını? etrafın mı o tepkiyi alıyordur senden, yoksa senin midir tepki, yaradılışıyla ve yok oluşuyla? veya eğer sahip olduklarınsa seni anlatan, o halde kaybetme korkusu musundur sen? kemiğin midir, derin midir o halde sahip oldukların? oyunların mı? kitapların mı? kaybedemediğin bir şeye sahip misindir ki? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünya güzel mi güzel okuyucu? dışarıda yaşam var mı güneşin saçtığından başka? insanların dişlerinin arasından üfledikleri nefesleri gerçek mi mesela? siyahım gerçekten yeşile dönebilir mi ışığın altında? eğer sadece ışıksa onu yeşil yapan o halde, daha fazla ışıkta pembe olan tenim beyaza döner mi mesela? hepimiz yüzde yüz siyah ve yüzde yüz beyaz mıyız o zaman? ölü müyüz hayatta olduğumuz kadar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünya güzel galiba ya... birileri şarkı söyleyebiliyor bu dünyada, birileri, kavurucu güneşin altında, sımsıcacık evinde, yabancı gelen dünyasında dinleyebiliyor bu şarkıları. birileri özleyebiliyor bu birilerini. birileri savaşabiliyor bildiği her yolla. otobüsler kalkıyor tabi bu sırada. trenler gelip gidiyor. dünya bir yolunu buluyor galiba ya. dünya güzel galiba ya.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-5038198054463742066?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/5038198054463742066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=5038198054463742066' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5038198054463742066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5038198054463742066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/07/you-might-be-big-fish-in-little-pond.html' title='You might be a big fish in a little pond, but that doesn&apos;t mean you&apos;ve won.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3508066006582690529</id><published>2009-06-30T07:38:00.003+03:00</published><updated>2009-06-30T07:40:58.763+03:00</updated><title type='text'>You know I dreamed about you? For twenty nine years before I saw you.</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;div&gt;amerikadaki top 30 ilklerim, yeni tecrübelerim, yaşamım ve yalanlarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu dördü hep el eleydiler çünkü hayatımda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;1 - tenis oynamayı öğrendim. hatta tenis sporuna genel bir ilgi geliştirdim her yönüyle, turnuvaları takip etmekten aktif bir şekilde taraf tutmaya varacak bir yelpazede bir tenis fetişim var şu an. federer djokovic'e son rome masters'ta nasıl yenildi bilmiyorum, nadal-djokovic finali heyecan verici değil ki abi.&lt;br /&gt;2 - ömrümde ilk kez bir xbox 360, psp, ds, gba ve ps3 sahibi oldum, fakat gba ve 360'ım şu an yoklar, birini playntrade'de, birini craigslist'te sattım.&lt;br /&gt;3 - ömrümde ilk kez bir şey sattım. sonra bir şey daha sattım, parasıyla başka bir şey aldım, sonra başka bir şey sattım, bir şey daha aldım, bir şey daha sattım ve bir şey daha aldım sonra. (veya "amerikanın kullanılmış "entertainment products" endüstrisine nasıl aşık oldum")&lt;br /&gt;4 - shakespeare-yen ingilizceyi anlayabiliyorum artık. "to sleep, perchance to dream, ay, there's the rub" diyen hamlet'in hastası olabiliyorum rahatlıkla.&lt;br /&gt;5 - hayatımın filmini burada seyrettim.&lt;br /&gt;6 - ömrümde ilk kez üzerine erimiş yağ dökülmüş patlamış mısırı star wars: clone wars filmine giderken yedim, film kötüydü ama patlamış mısır iyiydi.&lt;br /&gt;7 - hayatımın albümünü burada dinledim.&lt;br /&gt;8 - ömrümde ilk kez bir laptop sahibi oldum, sadece yazmaya devam edebileyim diye aldım laptop'umu, ismini grace koydum, ben yazdım grace okudu, grace okudukça ben yazdım.&lt;br /&gt;9 - 38 saatlik bir yolculuğa çıktım ve ömrümde ilk kez birinin nefesinde marijuana kokladım, ömrümde ilk kez bir otogarda yattım, aynı yolculukta ömrümde ilk kez öküz gibi yağan karın altında gidecek hiçbir yerim olmadan toplam altı saat boyunca dolaştım.&lt;br /&gt;10 - ömrümde ilk kez bi evsizle muhabbet kurdum, kafasına kravat bağlamıştı, saçı sakalı uzundu, ama felaket karizmatikti.&lt;br /&gt;11 - saçımı toplamayı öğrendim ve bunu takriben ilk kez saçımı topladım.&lt;br /&gt;12 - bu hayatta sahip olmayı umamayacağım kadar iyi bir hocam oldu, düşündüm, yazdım ve düşünmeye devam ettim biraz daha.&lt;br /&gt;13 - aşık oldum.&lt;br /&gt;14 - bir amerikan futbolu maçını baştan sona seyrettim, fakat tuttuğum takım kaybetti. damn you pittsburgh!&lt;br /&gt;15 - ömrümde ilk kez cheesecake, enchaladas, burritos, tacos, amerikan usulü üzeri a1 soslu biftek ve bilimum ismini hatırlamadığım meksika yemeği yedim.&lt;br /&gt;16 - ha tambien, puedo hablar espanol ahora.&lt;br /&gt;17 - hayatımda ilk kez bir çekle kol kola girip kanka pozu çektirdim, aynı çekle iki gün önce faşizm üzerine çok süper bir tartışma yaşamıştık üstelik.&lt;br /&gt;18 - gaming club'a üye oldum, diplomacy, battlestar galactica, intrigue, pandemic, last night on earth, betrayal at the house on the hill, bohnanza ve fantasy business gibi zilyon tane sofistike masaüstü oyunu oynadım, hepsinden deli gibi keyif aldım.&lt;br /&gt;19 - twitter ve facebook'u keşfettim. sanırım facebook'u türkiyeye dönünce kullanmayacağım.&lt;br /&gt;20 - senelerdir bitiremediğim max payne 2'yi bitirdim. ciddiyim felaket gurur duyuyorum bundan.&lt;br /&gt;21 - hayatımın kitabını burada okudum.&lt;br /&gt;22 - ömrümde ilk kez, bir evde, tamamen, üç gün boyunca yalnız kaldım. bağıra bağıra şarkı söyledim.&lt;br /&gt;23 - ömrümde ilk kez duşta dans ettim. tavsiye ederim, fischerspooner'ın never win'inin benny benassi remixidir yani olay. i don't need to need you.&lt;br /&gt;24 - türk müziğine karşı olan tüm elitist zırvalarım sündü gitti resmen, kendimi duman, mor ve ötesi, luxus ve hatta müslüm gürses'in cover parçalarını dinlerken buldum. çektin gittin dinlemeden, bana bir şey söylemeden, hobaaa baba hoba.&lt;br /&gt;25 - ömrümün ilk büyük depresyonunu geçirdim, kimse yoktu yanımda. iyiydi.&lt;br /&gt;26 - büyüyünce ne olmak istediğime karar verdim. daha ne kadar büyüyeceğim bilmiyorum, öküz gibiyim lan.&lt;br /&gt;27 - ama kilo verdim. a1 soslu biftek yedikten sonra bi daha sorun bunu bana hatta.&lt;br /&gt;28 - şehrimi ne kadar sevdiğime karar verdim, istanbulumu, ortasından yaşam geçen paramparça anrdojenimi özledim.&lt;br /&gt;29 - ingilizcede sayfa sayfa paperlar yazdım ilk defa, türkçe kadar iyi yazamadığımı keşfettim, dilimi sevdim.&lt;br /&gt;30 - ve tanrıya inancımı kaybettim, ilk defa tamamen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne acayip di mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi tanıdım ben sanırım, tamamıyla, sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;everybody here is a cloud&lt;br /&gt;we all walk around with a million faces&lt;br /&gt;somebody turn the lights off&lt;br /&gt;there's so much more to see in the darkest place&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;s&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3508066006582690529?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3508066006582690529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3508066006582690529' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3508066006582690529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3508066006582690529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/06/you-know-i-dreamed-about-you-for-twenty.html' title='You know I dreamed about you? For twenty nine years before I saw you.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4316312254969532999</id><published>2009-06-27T07:41:00.000+03:00</published><updated>2009-06-27T07:43:06.040+03:00</updated><title type='text'>But it's all right, it's jumpin' jack flash.</title><content type='html'>haha.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dönüyorum ulan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4316312254969532999?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4316312254969532999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4316312254969532999' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4316312254969532999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4316312254969532999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/06/but-its-all-right-its-jumpin-jack-flash.html' title='But it&apos;s all right, it&apos;s jumpin&apos; jack flash.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7042035464686529590</id><published>2009-06-21T06:55:00.002+03:00</published><updated>2009-06-21T07:10:30.309+03:00</updated><title type='text'>The hope, missing until it hurts.</title><content type='html'>ölüm vardır yaşamda bazen, yaşamın içine işlemiştir basitçe, damarlarında dolaşır bir sonraki çıkış noktasını arayarak. biri elbet keser deriyi ve akıtır tüm ölümü yaşamın etinin üzerine. simsiyahtır ölümün rengi yaşamın vücudu mavi ise, ama karanlık değildir. yaşam ve ölüm sevişen bir çift gibi birbirinin içindedir, birbirine bağlıdır deli gibi. yaşadıkça ölemez kimse ve zaman gelip öldüğünde önemsizdir ölüm. fakat yine de yaşam o kadar ima eder ki ölümü, tüm canlılar korkar ölmekten. tek dertleri, tasaları ölümü yenmektir, bunu bilmeseler, bunu dile getiremeseler de. yaşam, yaşayanların ziyanıdır bu yüzden.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir amacım yok. sözlerimin gittiği yerlerin bir rengi yok yani, bir doğrultuları dahi yok. ne söylemek istediğimden emin değilim. sadece, her zaman olduğu gibi, bir şey söylemek istediğimi biliyorum. bu hiç değişmedi. bir şey söylemeye çalışırken kendi kollarımı kendi önüme engel olarak atıyormuşum gibi hissettiğimde de, yazmak aldığım ikinci nefesken de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tanrı yok sanıyordum ya... tanrı var. simsiyah pençeleriyle bizi parçalayıp sonra kan kızılı elleriyle tekrar birleştiren bir tanrı var, bizi büyüten, bizi acıtan ve bizim bir hayal kırıklığına dönüşeceğimizden deli gibi korkan. tanrı var. sadece onu yenmemiz gerekiyor onun dediklerini manipüle ederek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve müzik var bir de. elinde silah tutmadan akan tek şey. onu anlatmak için seçtiğiniz kelimeler ne kadar güzel olurlarsa olsun tanımlayamazsınız müziği. müzik yaşamak için var sadece çünkü, yaşadığını başkalarına anlatmak için değil. kelimeler gereksiz çünkü. kelimelerin de elleri silahlı çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7042035464686529590?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7042035464686529590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7042035464686529590' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7042035464686529590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7042035464686529590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/06/hope-missing-until-it-hurts.html' title='The hope, missing until it hurts.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6467018590531258602</id><published>2009-06-20T00:14:00.002+03:00</published><updated>2009-06-20T00:42:49.589+03:00</updated><title type='text'>Ölübilinmez</title><content type='html'>Karanlık bir sabahın olduğundan daha ıslakmış gibi gösterdiği mavi yeşil bir sokakta, yağmur kokuları altında yürüyordu. Simsiyahtı üstü, trençkotu, pantolonu ve şapkası. Kimseye bakmak, kimseyi görmek istemiyordu, sadece yürüyordu nereye gideceğini bilmeden. Gideceği yerin rengi vardı sadece, şekli, gölgesi ve tadı bir gizemdi onun için. Kırmızıydı gideceği yer. Bu yeterliydi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat her ne kadar o kimseyi görmemeye kararlı da olsa birileri onu görüyordu. Yaşlı ve sokak kadar yağmur kokan bir adam biri cam olan soğuk gözlerini siyah trençkotlu adama kilitlemişti şimdi. Elinde bir deste iskambil kağıdı vardı ve onları karıştırıyordu gözlerini siyah trençkotlu adamdan çevirmeyerek. Gülümsedi, "Merak ediyorsun değil mi?" dedi siyah trençkotlu adama. Siyah trençkotlu adam döndü, bir anını şaşırmak için kullandı ve kendini toparlayıp sordu, "Neyi?". Yaşlı adam en az cam gözü kadar durağandı, "Niye bu hayatta hep bir yere gitmenin beklendiğini. Niye bu hayatta her şeyin bir anlama oturması gerektiğini, bir kalıba, herhangi bir terazinin mecazi sağına veya soluna.". Yaşlı adamın elindeki kartlar daha hızlıca karışmaya devam ederken siyah trençkotlu adam temkinli bir şekilde onun yanına yürümeye başladı. "Gel" dedi yaşlı adam, ve o geldi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir kart çekti onlarcasının arasından, üzerinde kalpler, kupalar veya numaralar yoktu, bir resim vardı sadece, gün batımına karşı öylece duran birinin resmi. "Eğer gördüğün bu değilse" dedi yaşlı adam simsiyah bir kart çekerek, "bu kör olduğun anlamına gelmez." Bir kart daha çekti sonra, bu sefer yumruklarını sallayarak yürüyen bir grup genç vardı kartın üstünde. "Eğer bu senin hissetmene sebep olmuyorsa" dedi yaşlı adam az önce desteye karıştırdığı simsiyah kartı tekrar çekerek, "bu ölü olduğun anlamına gelmez.". Bir kart daha kapmıştı buruşmuş parmakları, şimdi kartın üzerinde siyah trençkotlu adamın, az önceki siyah kartın üzerine konulmuş gibi gözüken resmi vardı. "Eğer görülmek istemiyorsan" dedi ve kartı çevirdi arkasındaki simsiyah kartın gözükmesine sebep olarak, "bu saklanmak zorunda olduğun anlamına gelmez." Yaşlı adam ötekinin gözlerinin içine bakıyordu şimdi "Eğer bu seni özgür bırakmıyorsa" dedi yavaşça, "bu bağlı olduğun anlamına gelmez". Bir kart daha çıkardı sihirli olacak kadar sıradan gözüken desteden, yeni kartın üzerinde bir desteden kart çıkaran yaşlı bir adam vardı. "Eğer bu seni aşağıya çekmiyorsa" dedi kartı siyah trençkotlu adam kartın içerisindeki yaşlı adamın şu an baktığı kartı çektiğini fark etmesine yetecek kadar sabit tutarak, "bu senin yukarıda olduğun anlamına gelmez.". Desteyi ikiye bölüyordu şimdi, iki tarafını da havada tutarak "Eğer bu seni gülümsetmiyorsa" dedi, siyah trençkotlu adamın dikkati üzerinde yaşam yazan destedeydi şimdi, "bu ağlaman gerektiği anlamına gelmez", siyah trençkotlu adam üzernde ölüm yazan desteye çevirmişti dikkatini.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siyah trençkotlu adam ellerini cebinden çıkarmadan birkaç adım geriledi, yaşlı adamın hareket eden tek gözüne bakıyordu şimdi. Yaşlı adam ilk karttan beri suratında donmuş olan gülümsemeyle devam etti, "Eğer inanmak istemiyorsan... bu denemek zorunda olduğun anlamına gelmez.".&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siyah trençkotlu adam hiçbir şey demeden tekrar ve hızlıca uzaklaşıyordu şimdi. Nereye gideceğini unutmuştu, nereye gideceğini bilip bilmediğini bile unutmuştu ve ancak kendini siyah bir duvarın üzerine yazılmış kıpkırmızı bir yazıyla karşı karşıya bulunca hatırladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazı "Eğer tüm bunlar mantıklı gelmiyorsa" diyordu, "bu onların yalan olduğu anlamına gelmez".&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6467018590531258602?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6467018590531258602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6467018590531258602' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6467018590531258602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6467018590531258602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/06/olubilinmez.html' title='Ölübilinmez'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3628923210405682297</id><published>2009-06-12T08:20:00.002+03:00</published><updated>2009-06-12T08:30:10.568+03:00</updated><title type='text'>Everybody here is a cloud, and we each walk around with a million faces.</title><content type='html'>kendimi çok iyi hissettiğim anlar var bu dünyada, daha doğrusu kendimi dünyayı umursamıyormuş gibi hissettiğim anlar var. gülmek istiyorum devamlı, her şarkı, her film, her laf gülümsetiyor beni, kollarım havadan inmeye niyetlenmiyor çoğu zaman. bazen de kendimi berbat hissettiğim anlar oluyor. değersizliğime inanıyorum o an, en ufak şey bile alt üst ediyor beni, en ufak şey bile tüm dengemi tersine çeviriyor gerçek sebep olmadan.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şu an berbat hissediyorum kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazamıyorum. yazarken hissettiğim nefesim yok, bunu biliyorum, bunu daha da derinlere kaybediyorum aradıkça. yazmam bekleniyor, biliyorum, yazmam gerekeceğini bildiğim gibi. geri kazanacak mıyım tüm bunları bilmiyorum. cevap gelmiyor bana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yalnızım. yalnız olduğumu da biliyorum, yalnızlığımı sadece tek bir kişiyle paylaşabileceğimi de ama yine de yalnızım, biliyorum. unutulmuş, terk edilmiş gibi hissediyorum kendimi, sonra aslında hiçbir zaman insanlara onları yanımda istediğimi söylemediğimi hatırlıyorum. nasıl kendimi yalnızlığa hazırladığımı. ne kadar çok insan arasında yalnız olursam o kadar rahat olduğumu. yalnız olduğumu biliyorum, başka hiçbir şey olmayı, ömrümün bu anki noktasına kadar düşünmediğimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazamıyorum. saçmalık tüm bunlar. yalnızım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;to hell with everybody else&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yalnız ölmeye hazırım ben. yalnız olmamaya ihtiyacım yok, yazmaya da, yazamamak ve yalnız olmak acı verseler de katlanacağım şeyler, çünkü acıdan korkum da yok. ve yalnızdan başka hiçbir şey olmadım ben bugüne kadar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;they don't love me, yeah i can tell&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayat fena değil. daha fazlası olması gerekmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3628923210405682297?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3628923210405682297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3628923210405682297' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3628923210405682297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3628923210405682297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/06/everybody-here-is-cloud-and-we-each.html' title='Everybody here is a cloud, and we each walk around with a million faces.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-5922959808694134312</id><published>2009-05-28T04:39:00.002+03:00</published><updated>2009-05-28T05:06:23.146+03:00</updated><title type='text'>bulut: "it's a cold and broken hallelujah"</title><content type='html'>Nehrin bittiği yer. Nehrin bittiği yer hep denizdi... hep deniz olmuştu, hep deniz olacaktı. O denizi görecek kimse kalmayacak bile olsa dünyada, dünya dursa, güneş sönse bile nehrin bittiği yer hep denizdi. Denizin karşısındaydı şimdi o. Nehir boyunca yürümüştü, kanla, gözyaşıyla ve ölümle dolu nehir boyunca. Kıpkırmızı nehir şimdi bitmişti işte, masmavi bir deniz vardı karşısında. Omzuna dökülen saçlarının meltemle hafifçe sallandığını hissetti belli belirsiz, dalga sesini ancak duyabildiğin bir fısıltı gibiydi. Öylece durdu denizin karşısında. Öylece durdu ve dinledi kalan yaşamın fısıltısını. Maviden geliyordu. Mavinin derinliklerinden. Bir an dalmayı ve suyun tüm soğukluğuna, karanlığın tüm bilinmezliğine karşı bir daha çıkmamayı istedi. Dalmadı. Öylece bekledi yanağını okşayan meltemin karşısında. Bir şey olması gerekiyordu sanki. Bir şey eksikti.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birden, hiç beklemediği bir anda, tüm sessizliği yarıldı bıçak gibi. Bir ses geliyordu onun kulağına, daha önce defalarca duyduğu ve şimdi unuttuğu bir ses. Çıkaramıyordu ne olduğunu, bir mantığa oturtamıyordu dünyasında. Kan doluydu gerçekliği ve duyduğu ses saftı henüz. Tertemizdi kalbi, inancı, çocukluğu. Kafasını çevirdi sesin kaynağını görebilmek için. Kuma sıkışmış bir teyp çalardan geliyordu ses. Bir an tüm dünyanın durduğunu sandı, hiçbir şey olmamıştı, her şey yeniden başlamıştı sanki. Her şey bitsin istiyordu sesi daha net duyabilmek için. Müzik. Dudakları titriyordu duyduğu şeyin güzelliğiyle, elleri ısınmıştı. Üstündeki her şeyi çıkarttı, kanlı üniformasını, mavi tulumunu, künyesini, parçalanmış ayakkabılarını, ıslanmış çoraplarını. Çırılçıplaktı şimdi. Teybe yürüdü yavaşça. Bir sonraki adımı müziği bitirecekmiş gibi korkuyordu şimdi. Biraz daha yaklaştı sözleri duyabilmek için. Sakin, dağınık bir gitar çalıyordu şarkıda, şarkıyı söyleyen adamın yumuşak, yorgun bir sesi vardı. Sözlere odaklandı yüzünü buruşturarak, ne dediklerini anlamak istiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Maybe there's a God above / But all I've ever learned from love / Was how to shoot somebody who out drew ya / And it's not a cry that you hear at night / It's not somebody who's seen the light / It's a cold and broken hallelujah&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şarkının son dizeleriydi bunlar. Yorgun sesli adam sakin bir şekilde bitirdi şarkısını. Teyp çalar sustu, sadece denizin ve o vardı şimdi. Ruhunu vücudunun içinde hissederek durdu ayaklarını yakan kumun üzerinde. Yanında uzanan yanmış orman yalnızdı, ayaklarının altından kayan kumsal yalnızdı, denizde ölen nehir bile yalnızdı bu ölüm dünyasında. Oradaki her ceset yalnızdı, kol kola ölenler de, beyni nehre dökülen güvercinler de. Yalnızlık yaşamın olduğu kadar ölümün de mecburiyetiydi ve ölüme mecburdu tüm dünya. O değildi. Kendi yarattığı şeyleri paylaşabilecekler ölmüştü meteorların dumanlarıyla. Bir espriyi asla paylaşamayacaktı şimdi onlarla, bir film hakkında düşüncesini, bir yıldızın ne kadar güzel gözüktüğüne dair okuduğu bir şiiri. Ama kendini paylaşabileceği bir şey vardı hala. Asla ölmeyecek, asla öldürmeyecek bir arkadaş ve asla ölmeyecek, asla öldürmeyecek bir tanrı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüzünü maviliğe çevirdi sakince. Ayın karanlığında yalnız kaldığından beri ilk defa gülümsüyordu. Yavaşça denize yürümeye başladı ve denizin dibinde, normal insanların nefes alamayacağı yerlerde kaybolana kadar da durmadı. Soğuk ve kırık bir şükrandı deniz. Bunu kemiklerinde hissediyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-5922959808694134312?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/5922959808694134312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=5922959808694134312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5922959808694134312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/5922959808694134312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-its-cold-and-broken-hallelujah.html' title='bulut: &quot;it&apos;s a cold and broken hallelujah&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2809579306286420196</id><published>2009-05-26T03:56:00.002+03:00</published><updated>2009-05-26T04:19:23.997+03:00</updated><title type='text'>bulut: "i just want to start this over"</title><content type='html'>Kapkaranlıktı etrafı. Gece çökmüştü ölümlü dünyanın üzerine. Güneşin yarın doğacağına inanmak güçtü şimdi, ay yeterli değildi ışığın dünyayı terketmediğine onu ikna etmek için. Ay yeterli değildi yalnızlığının geçmesi için. Fakat yine de, ne olursa olsun, gece gündüzden daha değerliydi şimdi onun için.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir su kıyısında oturuyordu, dizleri karnına çekilmişti, kolları umursamaz bir şekilde bacaklarının üstünde sallanıyorlardı. Kuş ölüleri vardı nehrin üzerinde. Nehre bakmamaya çalıştı, bakmanın ona hiç faydası olmayacağını biliyordu, ama ne yaparsa yapsın, gözlerini nehre kilitlenmiş buluyordu devamlı. Aklına ölüp onu terk eden onlarca arkadaşı geliyordu, bir tanrıyı suçlamak istiyordu tüm her şey için. Ama ölü bir kuşun beyninin bir zamanlar renksiz olan nehre aktığı bu gece o yalnızdı. Tanrı yoktu, arkadaşları yoktu, güneş bile batıp terk etmişti onu. Anlamsızdı her şey. Var oluş, ölüm, cennet, cehennem... yaşamının bir anlamı olmamıştı hiç. Her şey rastgeleydi, her şey basit bir denklemdi ve onun bilinmeyeni tüm arkadaşlarını öldürmüştü işte. Niye kendini öldüremiyordu o halde? Tanrının varlıksızlığının kanıtlandığı bu dünyada, yaşamı olabileceklerin bir hayaleti gibiyse niye mümkün değildi kendini öldürmesi? Acınacak durumdaydı, korkak, omurgasız bir lekeydi kalan ne varsa onun üzerinde. Nehre akan bir kuş beyni kadar bile değeri yoktu, bunu biliyordu, etrafındaki cesetler söylüyordu bunu ona. Nehre akan bir kuş beyni kadar bile değeri yoktu yaşamın, o halde niye ölmüyordu? Neydi onu ölmekten alıkoyan? Bir kaderin zorunluluğu mu? Yaşama karşı bir çeşit saygı mı? Bir onur mu? Ölmemek miydi şimdi onurlu olan şey? Yaşam yaşanırken yaşamaktıysa onun görevi, yaşam ölürken niye hala ayaktaydı? Yaşam ölmüştü çünkü, biliyordu, yaşam o kuşun beyniyle birlikte kan kokan dereye akmıştı. Bitmişti her şey, üzerine şarkılar söyleyecek kimse yoktu, müzik yoktu çünkü artık. Bitmişti her şey... niye burada, nehrin yanında ölmesine izin yoktu o halde?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öylece baktı kırmızı akan nehre. Nehir ona bakmadan akmaya devam etti, o baktıkça, o baktığı için akıyormuş gibi aktı, o da aktığı için baktığını sanarak gözlerini çevirmedi nehirden. Kan belki biter, nehrin rengi geri döner diye bekledi. Kan aktı. Onun gözleri kapanana kadar, güneş doğana kadar kan aktı nehirden. Aydınlıktı her şey yine, ve aydınlıkta kanayan nehir daha korkunç gözüküyordu. Güneş keşke batsa diye geçirdi içinden. Keşke tekrar kararsa her şey, nehrin kan yerine suyla yürüdüğünü görebilsem keşke. Keşke suratımdan silse biri tüm bu kanları. Keşke dokunsa biri bana, keşke baştan başlayabilsem her şeye. Keşke sonsuza kadar uyuyabilsem rüya görmeden. Keşke ölsem. Keşke ölebilsem. Her şeye baştan başlamak istiyorum sadece.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayağa kalktı yavaşça. Değersiz adımlarını attı değersiz toprağın üzerinde. Kuşun gövdesini görebiliyordu nehrin üzerinde, kafası da birkaç adım önündeydi. Yapacak hiçbir şeyi olmayan her adam gibi ölü bir kuşun cesedini takip etmeye karar verdi kendi kendine. Üzerindeki taşları silkeledi ve yürümeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2809579306286420196?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2809579306286420196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2809579306286420196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2809579306286420196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2809579306286420196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-i-just-want-to-start-this-over.html' title='bulut: &quot;i just want to start this over&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8594231143024021835</id><published>2009-05-23T06:15:00.002+03:00</published><updated>2009-05-23T06:43:08.476+03:00</updated><title type='text'>bulut: "thought he lost everything, then he lost a whole lot more"</title><content type='html'>Sessiz bir sarsılmayla uyandı vücudu. Kendi kanıyla yıkanmış asfalta baktı yorgun gözleriyle. Kafasını kaldırmadı, biraz daha bekledi, biraz daha dinledi kendini soğuk zemine yüklemiş yıkımın sesini. Bir şey bulamadı, bir şey aramıyordu zaten. Yavaşça, kollarının da yardımıyla ayağa kalktı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede olduğunu bilmiyordu, çakılmış mekiğini ve paraşütünü yakınlarında görebiliyordu. Nerede olduğunu etrafından anlamaya çalıştı. Kafasını çevirdi, paramparça olmuş binaların arasından cesetleri kasten görmemeye çalıştı. Ama işte orada kafası kopmuş bir çocuk vardı, ve kanla bulanmış oyuncak ayısı da oradaydı. Üstüne düşmüş ceset belki babası, belki annesiydi, kemiklerinden biri çocuğun etine saplanmıştı. Bir başka cesedin kalbinin ortasından bir kiriş geçiyordu, bir başkasının ağzı ölü etle dolmuştu. Midesi bulandı, kusacakmış gibi hissetti kendini. Bakmamaya çalıştı hiçbir yere. Ölümdü tüm dünya, herkes gitmişti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aksi bir istikamete yürümeye çalıştı biraz, belki iyi gelir diye. Gelmedi. Gelmesini niye beklediğini bilmiyordu, ama yürümeye devam etti. Parçalanmış bir köprü gördü, yanmış bir kamyon. Meteor, bomba veya her neyse, ölüm getirmişti defalarca, yılmadan. Her seferinde daha fazla olmuştu ölüm görünen o ki. Her seferinde daha sıkıştırmıştı yaşamın kalbini. Biraz daha yürüdü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede olduğunu hiç bilmiyordu şimdi. Etrafına bakamıyordu. Kan vardı etrafında, ölmüş insanlar, yanmış insanlar, parçalanmış insanlar. Ne yaparsa yapsın onları göğsünde hissediyordu. Yere çöktü. Bakmamaya çalıştı sanki bakmaması bir şeyi değiştirecekmiş gibi. Kafasını kollarının arasına alıp kana bulanmış asfalta çarptı sertçe, her darbede gördüklerini biraz daha unutmak istedi. Niye geri gelmişti bilmiyordu. Bir anlamı yoktu hiçbir şeyin, ölüm kararını vermiş olmanın veya ölmemeyi seçmenin. Kafası vücudundan koparılmış o çocuk bunu seçmemişti, babası kendi kemiğiyle kendi çocuğunu bıçaklamak istememişti, onun küstahlığı niyeydi öyleyse? Buradaydı şimdi, kendi naif kararlarının açtığı yaraların ortasında. Her şey ölümdü eskiden mavi olan bu bilyede. Ölümü seçmediğini düşünürken ölümün doğduğu yerde buluvermişti kendini.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayağa kalkmadı. Biraz daha yürümeye çalışmadı kanlı asfalttan geriye kalanların üzerinde. Tüm eklemleri ölmek, vücudunu bırakmak istiyordu, oracıkta, sonsuzluğa. Kafasını kollarının arasından çıkarmadı, yan yatıp karnına çekti dizlerini. Ölümü istiyordu şimdi. Ölüme, sessizliğine susamıştı. Deli gibi arzuluyordu ölümün her köşesini. Ölmeliydi, bugün, burada, şimdi. Yerden bir tornavida aldı, ucunu sivriltti kafasının yanındaki asfalttan. Dikkatle kalbini aradı, buldu ve çekti tornavidayı vücudundan geri. Tornavida kalbine doğru ilerlerken her şeyi kaybettiğini düşündü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra çok daha fazlasını kaybetti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tornavida kalbine girmiş, çıkmış, bir daha girmiş ve bir daha çıkmıştı. Acı yoktu. Daha da önemlisi, bir yara da yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölemiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8594231143024021835?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8594231143024021835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8594231143024021835' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8594231143024021835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8594231143024021835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-thought-he-lost-everything-then.html' title='bulut: &quot;thought he lost everything, then he lost a whole lot more&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2544097391651750766</id><published>2009-05-21T02:25:00.002+03:00</published><updated>2009-05-21T02:33:14.184+03:00</updated><title type='text'>When people run in circles it's a very, very mad world.</title><content type='html'>tanrı yok. müzik var sadece.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;noone knew me. noone knew me.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;biz yalnızız bu dünyada. umursadıkça ölüyoruz, umursadıkça kuruyor kanımız. düşüncenin soluk gölgesi karartıyor yaşamın doğal rengini. yapmak istediklerimizi yapmak yerine yapmamak istediklerimizden kaçmak daha kolay geliyor bize. müzik anlayabiliyor sadece bizi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;going nowhere. going nowhere.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tanrı yok. müzik var sadece.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;no tomorrow. no tomorrow.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elimizde tutuyoruz yaşamımızı, kararlarımızı kendimiz alıyoruz, almamız gerekiyor basitçe. ilerlememiz gerekiyor düşünmeden, yaşamamız gerekiyor tüm yaşamı, yaşamamız gerekmiyormuş, yaşamayı istiyormuşuz gibi. müzik anlayabiliyor sadece bizi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;look right through me, look right through me.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tanrı yok. müzik var sadece.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;the dreams in which i'm dying are the best ones i've ever had.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tanrı yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;biz varız sadece.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2544097391651750766?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2544097391651750766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2544097391651750766' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2544097391651750766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2544097391651750766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/when-people-run-in-circles-its-very.html' title='When people run in circles it&apos;s a very, very mad world.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8643045657753410628</id><published>2009-05-16T18:55:00.002+03:00</published><updated>2009-05-16T19:18:02.837+03:00</updated><title type='text'>bulut: "where she first said I love you"</title><content type='html'>Onu durduran neydi? Kapı kolu önündeydi işte, ölüm arkasındaydı. Bir anda gelecekti ayın sürtünmesiz ölümü, acı olmayacaktı. Elinin tek bir hareketine bakıyordu her şey, kapıyı çekse, bitecekti her şey. Onu durduran neydi o halde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey bitmişti, bunu hatırlattı kendine. Tanrı yoktu eğer onu sevecek insanlar bir bombanın altında yanarak öldülerse. Cehennem yoktu eğer pasifik okyanusu o hayattayken kıpkırmızı olduysa. Onu durduran neydi o halde?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocukluğunu hatırladı birden. Dört yaşındaydı, teyzesi tuvalete kusuyordu. Kimseye söyleme diyordu teyzesi, ama o gidip annesine söylüyordu hemen, teyzesinin nasıl tepki verdiğini hatırlamıyordu. Teyzesi onu severdi, onu biliyordu. Çok kızmış olamazdı. Sekiz yaşındaydı, bir arkeoloji müzesinde kafaüstü yere düşmüştü, dikiş atacak yer aramışlardı annesiyle, günlerden pazardı, yoktu dikiş atabilecek kimse yakınlarda. Bir doktoru hatırladı kendisini iyileştiren. Yara izi hala duruyordu, yavaşça dokundu. On üç yaşındaydı, ağlıyordu sınıfının ortasında. Sene boyunca ona hobi olarak yumruk atan adam yanındaydı, yine yumruk atmıştı omzuna, sınıf ortasındaydı, ağlıyordu. Küçük hissediyordu kendini, aşağılık, değersiz. On dört yaşındaydı, bir arabanın arkasındaydı, bir tatlı fabrikasına gidiyordu araba. Gitar dersleri alma kararı verdi ilk defa, ilk defa olmak istediği kişi olmayı gerçekten istedi. On altı yaşındaydı, bir dergiye kabul edilmişti ilk defa yazıları. İçeriye koşmuştu, salonda annesi kahve içiyordu anneannesiyle, annesinin sevindiğini hatırlıyordu, gerçekten, içten sevindiğini. Kendisinin nasıl başka insanların mutluluğuna içten sevinemediğini düşünecekti sonra. On sekiz yaşındaydı, bir mikrofon vardı kulağında. İyi bir haber veren bir ses geliyordu mikrofondan, ses hakkındaydı iyi haber, sadece ses hakkında, onu hiç ilgilendirmiyordu rasyonel düzlüklerde. Sevindi, gerçekten, içten.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapı kolundan çekti elini. Burada, karanlığın tek gerçek, gerçeğin tamamen karanlık olduğu yerde ölmek istemiyordu, burada ölmemeliydi. O mikrofondan gelen sesin onu ilk defa sevdiğini söylediği yerde ölmek istiyordu o. Değeri ve anlamı ne olursa olsun, hayatının son kararı ölüm olmayacaktı. Daha fazla hayat istedi o an. Daha fazla, biraz daha...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mekiği çalıştırmaya yöneldi. Değeri ve anlamı ne olursa olsun, ölümü ölmeye çalışırken gelmeyecekti, bunu biliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8643045657753410628?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8643045657753410628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8643045657753410628' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8643045657753410628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8643045657753410628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-where-she-first-said-i-love-you.html' title='bulut: &quot;where she first said I love you&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4820374603062971442</id><published>2009-05-15T08:17:00.002+03:00</published><updated>2009-05-15T08:48:45.735+03:00</updated><title type='text'>bulut: "nothing is real"</title><content type='html'>&lt;div&gt;Güçten kazanmak için kompartmanına yaydığı karanlığın içerisinde oturuyordu, korkmadan, ürkmeden, sadece düşünerek. Dünyayla iletişim kurmayı denemişti defalarca, ses yoktu. Hayatta kalan birileri olduğunu düşünmek utanç verici bir şekilde naif geliyordu şimdi ona, hayatta kalan kimse yoktu, o yalnızdı. Bunu bilerek ölmek zorundaydı, bunu kabul etmiş bir şekilde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sırtı mekiğin soğuk metaline yaslanmıştı, bir dizi karnına çekilmiş, bir kolu o dizin üzerinde sakince dinleniyordu. Eli karanlığın içerisinde yılgın bir şekilde sallanıyordu ve gözleri kapalıydı. Kafasını metale vurdu birkaç kere, ne olacağını merak ederek. En sonunda bıraktı kasları üzerindeki tüm kontrolü, kendini salıverdi. Yere düştü vücudu, kafasını kollarının arasına aldı. Ölmeyi hiç bu kadar istememişti ömrü boyunca, tüm hayatı bir macera olarak görmüştü, bir yolculuk. Yola çıkmayı sevmişti, varmayı sevmişti, yolda olmayı da. Hayatı sevmişti tüm yaşamı boyunca, şimdi ise ölmeyi istiyordu. Hiçbir şey gerçek değildi, tanrı açık bir şekilde yoktu, para yoktu, müzik yoktu, kendi varlığından bile emin değildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ağlamaya başladı tekrar, gözyaşları bir saat önce açtıkları çukurlara doluştular yine sakince. Ağladı dakikalarca sanki bir sonraki gözyaşı bir şeyi değiştirebilecekmiş gibi. Kafasını kaldırdı, dünya hala kıpkırmızıydı, kompartımanın oksijen seviyesi hala yeterli seviyedeydi ve hiçbir şey, hala gerçek değildi. O an verdi işte hayatının son kararını. Ayın havasını soluyacaktı. İntihar edecekti.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4820374603062971442?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4820374603062971442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4820374603062971442' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4820374603062971442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4820374603062971442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-nothing-is-real.html' title='bulut: &quot;nothing is real&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1551498808632925246</id><published>2009-05-09T19:01:00.003+03:00</published><updated>2009-05-09T19:26:57.003+03:00</updated><title type='text'>bulut: "guess i'm pretty lucky"</title><content type='html'>Sessizlik zor bulunan bir şeydi onun için. Ömrünü ona bağıran komutanların yanında geçirmişti, ondan sonra gürültüyle en son duyduğu şakayı anlatan arkadaşlar, onları geçince karşısına çıkan ve asla susmayan, çoğu zaman susmasını da istemediği kadınlar. Ama burada, karanlığın tek gerçek olduğu yerde, her şey mükemmel bir şekilde sessizdi. Kaskının içinden gülümsedi, eline bir taş aldı sadece alabildiğini kanıtlamak için. Fırlattı ileriye doğru ve taş bir tüymüşçesine ileriye süzülürken keyiflendi. Ayda yer çekimi dünyanın altıda biridir dedi kafasının içinde bir ses olarak ölülerin arasından gelen ilk okul öğretmeni. Ayda her şey sessizdir dememişti hiç, deseydi çok daha önce gelmek isterdi buraya, çok daha önce çalışırdı astronot olmaya.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gözleri kaskın arkasında etrafını gözetliyordu sakince. Uçsuz bucaksız bir sonsuzluk vardı karşısında, koşmaya başlasa asla bir yere varamayacağını biliyordu. Sırf bu yüzden koşmak istiyordu işte, bir yere varmak istememişti hiç ömründe, sadece koşmak istemişti. Susuzluktan kurumuş dudakları bir gülümsemeyle aydınlandı, beyaz uzay elbisesinin sıcaklığı onu boğmadan sarıyordu, sonu gözükmeyen apaçık bir alanda kendi kendineydi ve her yer tamamen, onun kendi kendine fısıldayarak konuşmasına izin verecek kadar sessizdi. Hayat güzel diye düşündü bir an. Yere oturdu, suratını bir umut gibi parlayan dünyasına çevirdi. Evini özlemişti, elini yıkarken kullandığı sabununu, otobüsleri, odasını, annesini, ama hayat güzeldi. Bir taş daha aldı, bu seferkini fırlatmadı. Sıkıca tuttu eliyle, kenarlarını ve köşelerini incelemeye başladı. Bir kez daha gülümsedi. Gülümsemesinin neyle kesileceğini ise asla hayal edemezdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir parlaklık sezince kafasını kaldırıp dünyaya baktı, öylece kaldı gördüğü karşısında. Patlamalar vardı mavi bilyesinin üzerinde, onlarca patlama. Ayağa kalktı panikle, bir şey yapabilirmiş gibi. Anlam veremedi bir an hiçbir şeye, kendisini bile suçlayamayacak kadar tutulmuştu dili, elleri kıpırdamıyordu. Bir patlama daha gördü, sonra bir tane daha. Bulutların karardığını görebiliyordu, denizler taşıyordu, ölüyordu dünya. Öylece durdu orada, sıcak bi sıvının bacaklarından aşağıya sızdığını hissetti, umursamadı. Öylece durdu. Ne olduğunu bilmiyordu, nasıl olduğunu bilmiyordu, kim olduğunu bile unutabilirdi kaskındaki yansıması olmasa. Tek bir şey netti zihninde. O yalnızdı. Tamamen, iyileştirilemeyecek bir biçimde, geçmeyecek bir biçimde yalnızdı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1551498808632925246?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1551498808632925246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1551498808632925246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1551498808632925246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1551498808632925246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/bulut-guess-im-pretty-lucky.html' title='bulut: &quot;guess i&apos;m pretty lucky&quot;'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-9072839322123025015</id><published>2009-05-07T06:07:00.002+03:00</published><updated>2009-05-07T06:33:32.195+03:00</updated><title type='text'>Oh god, don't leave us by ourselves, we're bound to take up drinking.</title><content type='html'>inancımı kaybediyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ciddi bir şekilde islama inandığım bir an da oldu benim, islamın ötesinde -çoğunlukla bir korkunun itici gücüyle- daha yüce bir tanrıya inandığım da. bunu kelimelerle anlattım çoğu zaman, bazen onlara da ihtiyacım kalmadı, kendi kendime tekrarladım konuşmayarak, düşünmeyerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama buradayız işte, inancımı kaybediyorum yavaş yavaş. çok az şey cevap verebiliyor sorularıma, bir yaratıcının olduğunu reddedemiyorum veya kabul edemiyorum, hatta bu yaratıcının varlığı "büyük ihtimalle var" kategorisine daha yaklaştıkça o yaratıcının neden bu kadar apatetik olduğunu sormak zorunda hissediyorum kendime. bir din bana rwanda'da 800.000 tutsi katledilirken, çocuklar ve kadınlar ölürken, hepsi tanrım diye haykırırken hem de, tanrının neden tek bir dokunuşla tüm acıları silmediğini anlatsa keşke. inanmak istiyorum, çok hem de, ama kayıp gidiyor parmaklarımın arasından tüm cevaplarım. hiçbir şey yanımda kalamıyor ben bu soruları sordukça, ve sormayı bırakamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayat güzel, bunu biliyorum. zaman zaman acı verdiğinde bu güzelliği göremeyeceğimi biliyorum ama bir astronotun houston'a uzaydan dönüp söylediği gibi, "insanın keşfetmesi gerektiği" gerçeği etkiliyor beni hayata dair. daha çok şey görmek, tecrübe etmek istiyorum, daha çok şehir, daha çok ülke, daha çok fırsat ve seçenek, belki biri beni tamama erdirir diye. bunu eğer bana bir tanrı verdiyse tamamen, yani içinde yaşadığım kum havuzunu o yarattıysa... o zaman bana neden güzel hayat, başka birine cehennemken? bir devletin politikalarının sonucu bu kadar net olacaksa, yani tanrı bizi bir elma ısırığından beri bu kadar yalnız bırakıyorsa, o halde ne önemi var varlığını tartışmanın? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ya acıyı ben yaratıyorsam ve sadece tanrıyı yaşamdan geçerek sevmem gerekiyorsa, yetiyorsa? niye acıyı yaratıyorum o halde? sonsuz güçlü tanrı, sonsuz, bitmeyecek bir mutluluk yaşayacak insanlar yaratamaz mıydı? bilinçsizlik getirirdi der buna yüzlerce distopya yazarı, o halde tanrının evreni yaratırken uyması gereken bir kural kitabı mı vardı? neden hepimizi her zaman, ölene kadar mutluluk içinde yaşayacak şekilde yaratmadı? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;inancımı kaybediyorum ben... kaybetmemek için bir sebep göremiyorum çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-9072839322123025015?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/9072839322123025015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=9072839322123025015' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9072839322123025015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/9072839322123025015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/05/oh-god-dont-leave-us-by-ourselves-were.html' title='Oh god, don&apos;t leave us by ourselves, we&apos;re bound to take up drinking.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2744737601419938070</id><published>2009-04-29T03:13:00.002+03:00</published><updated>2009-04-29T03:58:11.744+03:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler: bölüm beş</title><content type='html'>Kıpkırmızı... parçalıyorum etimi, kan akıyor yere. Kıpkırmızı her şey. Vücudum endorfin salgılıyor acı için, beynim zevk alıyor her köşesinden. Bir defa daha kaldırıyorum elimdeki bıçağı, bir defa daha daldırıyorum etime. Bembeyaz odam kızıla bulansın bir defa daha, bir defa daha göreyim damarlarımı derimin altından. Kafam düşüyor geriye, yaslandığım duvarın soğuk dikenlerine veriyorum kontrolümü. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Kıpkırmızı... görmüyor, ayırd edemiyor elindeki bıçaktan yemyeşil halıya damlayan o sıvının rengini adam. Karşısında duvara yaslanmış, gözlerini kapatmış bir kadın var, kollarında ciddi kesikler var. Bir şey akıyor tüm vücudundan yere, fakat o vücudundan ayrılmış uzun süre önce, burnundan akan sıvının altından gülümsüyor çünkü. Adam bıçağa bakıyor sakince, kırmızının ne demek olduğunu merak ediyor eğer yer kırmızı değilse. Bir daha kaldırıyor elindeki bıçağı, bir daha daldırıyor kadının etine. Yaşam bir defa daha fışkırıyor kadının parçalanmış damarlarından. Kafası iyice düşüyor arkadaki pürüzsüz, kanla ısınmış duvara.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evlendiğim gün geliyor gözümün önüne, bembeyaz bir gelinliğin içindeyim, o zaman da üşüyor kafam şimdiki olduğu gibi. Saçlarım yoklar çünkü. Yanımda aynı adam var yine, bembeyaz bir takım elbise, bembeyaz bir kravat, ne kadar da yakışıklı, ne kadar da temiz her şey. Yalnızız. Ellerimiz bulmuş birbirini, onun da saçları yok, bir elimi kafasının üzerinde gezdiriyorum, pürüzsüz her şey, saf. Gülümsüyorum. Her şeyin göründüğü gibi olduğu bir dünyadayım ben.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Adam yavaşça elini kadının çenesine bastırıyor, duvarla bir oluyor kadının sarı saçları. Bıçak geziniyor kadının on altı yaşından beri hiç kestirmediği saçlarında, birkaç darbe geliyor sonra. Adam meraklı bir şekilde saçın altından çıkan bembeyaz bir deriye bakıyor, bembeyaz, paramparça deriye. Gülümsemiyor adam, zıtlığın ironisini takdir etmiyor. Kendi uzun saçlarından da bir tutam kesiyor bıçağıyla, sadece kesmiş olmak için. Bu sefer ironiye gülümsüyor, saçları aynı renk ikisinin de.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gözlerimi parmaklarıma bastırıyorum sakince, mutluluğumu dindirdiğini hissediyorum kapanmış göz kapaklarımın. O uyuşturucu ve hapsedici keyif gidiyor bedenimden, yalnızım tekrar soğuk ve beyaz odamda. Hayatımı beraber geçirmeye karar verdiğim adam gitmiş odadan, yalnızım, keşke geri gelse, keşke tutsa elimi. Özlüyorum onu, dudaklarımdaki nefesini.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Bir fermuarın açılma sesi yankılanıyor eşyasız ve sessiz odada. Bir pantolon düşüyor yere, bir et sokuyor adam kadının bir bıçakla açılmamış tek deliğine. Kadın tepkisiz, sessiz, adamın eli kadının boğazında. Nabzı belirsiz kadının, umursamıyor adam. Unutulmuş bir şarkının kölesi olmuş adamın tüm vücudu, sarsılıyor ve ilerliyor kadının mahreminde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şarkıyı duyuyorum ilk defa, hava ilk defa doldurmak istediği için dolduruyor vücudumu. Birçok şey farklı dünyamda, ama şarkı en belirgin olanı, en dokunaklısı. Duraklamıyor artık şarkı saniyelerle ölçülmüş mola yerlerinde, akıyor sadece, akıyor muhtaç olduğum gibi. En sonunda söyleyebiliyorum şarkıyı. Bir gülümseme yerleşiyor suratımın orta yerine. Hayat güzel son durakta. Hayat güzel.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Öldürün beni. Haketmiyorum dünyayı, onu, nefes almayı, şarkı söylemeyi. Büyük, kocaman bir şaka çünkü bu dünya. Hiçbir şey anlatmaya değer değil bu kahpe ve aşağılık dünyada, hiçbir şey adil değil. Ölüm var, seni öldürenin eti hala rahmindeyken gözlerini kapatmak var. Adil değil bu dünya, güzel değil, varlığının bir anlamı yok varlıklarının anlamının olması gerektiği yerlerde. Karanlık her yer. Bomboş, anlamsız ve ceset kokan bir karanlık bu. Öldürün beni o halde. Parçalayın, kafamı ayırın vücudumdan. Kokum mahvetsin yaşantıları, yaşamından kopartılmış gözlerim aksın pisliğin ve kanın yıkadığı çocuk odalarında. Haketmiyorum hiçbir şeyi ben. Şarkılar bile söyleyemiyorum artık. Söylemek istemiyorum. Öldürün beni, lütfen, öleyim artık, devam etmesin hiçbir şey. Ölmek istiyorum artık... yorgunum, yoruldum ben. Kapatın gözlerimi. Hadi... bırakın uyuyayım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En sonunda... en sonunda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Teşekkür ederim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2744737601419938070?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2744737601419938070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2744737601419938070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2744737601419938070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2744737601419938070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/04/yanls-hikayeler-bolum-bes.html' title='yanlış hikayeler: bölüm beş'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-599546849519930905</id><published>2009-04-26T06:18:00.004+03:00</published><updated>2009-04-26T07:02:57.654+03:00</updated><title type='text'>And I'll always need her more then she could ever need me. I need someone to ease my mind.</title><content type='html'>ortasından yaşam geçen parçalı şehrimi özledim deli gibi. şarkılar dinliyorum bana yardımcı olsun diye, oysa ki ait olmanın yanından bile geçmiyor hiçbir nota, hiçbir söz. çünkü istanbul'a ait olmak... işte istanbul'a ait olmanın o büyüsü öldürüyor insanları. istanbul doğu'nun umutlarının yandığı yer, batı'nın kibrinin ölümü görmüşçesine olgunlaştığı o şehir çünkü. ve ben içinde yürümeyi özledim. istanbulun hiçbir şeyini bilmeden, istanbula gözlerim kapalı ait olmayı özledim. istanbulu gözlerim kapalı dinlemeyi özledim, kornalarını, feribotlarını, minibüsçülerin çığlıklarını, taksim meydanını... hiç bitmesini istemediğim bir şarkıydı istanbul, bitene kadar özleyemediğim. istanbul. sonsuz şehrim, ölümsüz şehrim. seni çok özledim. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;istanbul'da yağmur başka yağar biliyor musunuz? istanbul o kadar kirli ve o kadar günahkardır ki, o kadar kanamıştır ki kasıkları, yağmur daha güçlü uzanır istanbulun yaralarını temizlemeye. diğer tüm dünyaya temiz akar yağmur, ve güzel kokar dünyanın geri kalanında istanbulda olduğu gibi. ama istanbula akan yağmur daha mutlu eder seni. sen bakarsın o yağmura kafanı kaldırıp, evine yetişmeye çalışırken ve o yağmur alır nefesini elinden. daha kirli bir şehre yağan daha temiz bir yağmurdur o. ve kirlenir tekrar, istanbula dokunan her şey gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;istanbul'da doğmak daha başkadır biliyor musunuz? türkiye'nin başka hiçbir yerinde ölümle bu kadar iç içe doğmaz bir bebek. her yeri ölümdür istanbul'umun, egsozları zehirli, suyu kirlidir. sokaklarında magandalar dolaşır elinde bıçaklarla. gece ışığın yanmadığı yerlerde tinercileri vardır torbalarına sanki tanrı onları o torbadan sonra bulacakmış gibi sarılan. bulmaz tanrı kimseyi istanbulda. tanrı unutmuştur istanbulu çünkü, istanbul özgürdür çamurunun ve kanının içinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her şey biter istanbulda, her şey başlar. ölüm ve yaşamdır istanbul, zengin ve fakirdir. en güzel kar kadar temiz ve en günahkar adam kadar kirlidir elleri. gözlerinizi kapar onları açık tutarak. dinletir kendisini hiçbir şey söylemeyerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;istanbul. bunak şehir, yaşlı şehir. şehrim. seni çok özledim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-599546849519930905?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/599546849519930905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=599546849519930905' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/599546849519930905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/599546849519930905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/04/and-ill-always-need-her-more-then-she.html' title='And I&apos;ll always need her more then she could ever need me. I need someone to ease my mind.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2319786336007266829</id><published>2009-04-22T04:25:00.003+03:00</published><updated>2009-04-22T04:48:09.373+03:00</updated><title type='text'>I'm willing to sleep my way to the top, I wanna be popular.</title><content type='html'>&lt;div&gt;bir çıkış var müthiş bir müziğin arkasında. gözlerimi dikemiyorum o çıkışa, eğilmiş kafam. görmezsem sanki her şey daha iyi olacakmış gibi geliyor, sanki tüm dünya ölümcül bir mantığa bürünecekmiş gibi hissediyor tüm ruhum ben o ışığa bakmayınca. semoblizmim yok hiç, sürrealist kaygılara vermek istediğim cevaplar yok ellerimde. sadece ben ve görmeyen gözlerim varız şu an klavyeyle ekranın müziğe kanadığı bu sıcak akşamüstünde. içimde gözümü kullanmak zorunda olmamanın rahatlığı, ellerimde yazı yazmanın varlıksızlığı... pek bir rahatım, pek bir mutluyum ve bana öyle geliyor ki bütün dünya da benimle aynı fikirde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elimde bir bıçak var, gök kadar mavi, bir bulut kadar sakin bir bıçak bu. o beni tutuyor soğuk, metalik elleriyle. ben sadece takip ediyorum onu istemsizce, ayaklarım itaatkarlar bıçağın mavi imasına karşı. gözlerim bıçağın gözlerine bağlı sadece, zihnim bıçağın zihninde, çünkü bıçak kontrolünde her şeyin. masmavi bir bıçağın bir karınca kadar basit bir kölesiyim ben, ölümümden başka nerye gidebilirim bilmiyorum, ama yine de takip ediyorum mavi efendimi. renkler önemini yitiriyorlar bir noktada, mavi siyah oluyor kırmızının maviden doğduğu bir saniyede, her şey ölüyor karşımda, sesler bağırıyorlar deli gibi, mavi gözlerimi görüyorum yaşamı unutmuş ölü gözlerin yansımasından. nefret ediyorum kendimden ölümden ettiğim kadar, öldürmüş ellerim ise doğumları henüz olmuşçasına hareketsizler sakince. mavi gözlerimin arkasında bir ölüm var artık, isteyerek ve istemsizce.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;zamanın her köşesi mantıklı bir şekilde bir köşeye sokabiliyor kendini ufak zihnimde, büyük kelimelerimin varlıksızlıklarıyla anlatamayacağım bir şeması var çünkü zamanın. asla çok yavaş geçmiş diyemiyorum, fakat her zaman sahip olduğu bu hız asla şaşırtıcı gelmiyor bana, dün gibi ve benzeri terimler kafamda asla can bulmuyorlar. genelde. ne yaparsam yapayım, zaman olgumu nasıl eğip bükersem bükeyim, hala dünya kupasının üzerinden yedi sene geçtiğine inanamıyorum. yedi sene nasıl geçer ya? ne yedisi ya?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nasıl yedi ya?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mavinin ne olduğunu biliyorsun, mavi gözlerimin arkasında dediğim andan itibaren hangi şarkının aklına geldiğini biliyorum. o şarkı kadar sana da bir gönderme mavi, senin ilgini çeksin diye çok, renkler senin hikayelerinde hep önemliler diye.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2319786336007266829?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2319786336007266829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2319786336007266829' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2319786336007266829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2319786336007266829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/04/im-willing-to-sleep-my-way-to-top-i.html' title='I&apos;m willing to sleep my way to the top, I wanna be popular.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2806384261873443741</id><published>2009-04-12T07:10:00.002+03:00</published><updated>2009-04-12T08:03:24.822+03:00</updated><title type='text'>She loves him, she loves him, she loves him, she loves him.</title><content type='html'>kollarım var. bir müzik var sonra. yerli yerinde değiller kollarım. rahatsızım, engelleniyor her şey. suratımda bir gülümseme var belki de, belki de bir kararlılık. bir gülümseme bu, gözün en derinliklerini alenen dışarı vurduğu vücudumun en net tepkisi dünyaya. kafam ritmi takip ediyor sakince. iyi veya kötü yazmam değil önemli olan, yazıyorum sadece bu ritmi takip etsin diye. her şey benimle birlikte ritm tutuyor kollarımın koltuğuma sığmadığı ilginç bir gecede.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;müzik şahlanıyor tam o an, hoşnut yakarışlar yaşıyor gözümün içine bakarak hayatın böyle bir şey olduğunu omuz silkerek söyleyen gitarlar üzerinde. dünyanın dönmesiyle ilgili bir iki cümle söylemek istiyorum, aslında umrumda da değil. yazmayı deniyorum sadece şu an, bağlı olduğum veya itaat ettiğim bir an yok. müziğin bile bilincindeyim yazarken. noktalar koyuyorum cümlelerimin arasına, o noktaların ima ettiği tüm boşlukları zihnimde bırakarak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;saat dokuzu on altı geçiyor. bugün güzel bir gündü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;garbage'ın müthiş bir şarkısı var "i'm only happy when it rains" diye; muhtemelen yağmurla alakalı bir şarkı başlığına sahip milyonlarca şarkıdan biri. hiç alakası yok benim demek istediğimle, ama dün gece üç ay sonra ilk defa tucson'ı kutsayan yağmura bakarak israilli bir adamla bir amerikalılın ortak çalışmasından bir şey mırıldandığımdan şarkıyı yalnızlığımla paylaşmanın keyfiyle, kognitif o bağlantıyı kurmadan edemiyorum. yağmur yağdığında mutlu oluyorum ben. içime çekiyorum yağmurun ıslattığı toprağın, betonun ve asfaltın kokusunu. renkli bir ikinci şans gibi kokuyor yağmurdan sonra dünya. yağmur hep yağsın istemiyorum ama. özel olsun o yağmur, ayda bir yağsın. günahlarını işlemesine izin versin şehrimin. sonra yağsın ve alsın götürsün tüm yanlışları ve pislik kokularını. ikinci şansımızı bir daha günahlarla mahvedelim ondan sonra bizde, yağmurun hep gelip bizi temizleyeceğini bilerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i get back up and do it again&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazamam, yazamam ve milyonlarca sene sürer bu, sonra bir an kalkarım oturduğum yerden. bir kıvılcım çakar saçlarımın döküldüğü gözlerimin önünde. parlar dünya.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i am he as you are he as you are me and we are all together&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazdığım her kelime farklı bir anın yarattığı farklı bir insanın yaşam hikayesi olur yazabilirsem. yazamadığımda ise ölür herkes, ve ölüm, yazılarımda tamamen benimdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;remember when you were young, you shone like the sun?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;geriye dönerim sonra ölümüm kelimelerime sızdığı günlerde, dünyanın daha yazılabilir ve yazılarımın daha dünyayı anlatabilir olduğu bir geridir bu, tutar beni.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;there's nothing you can do that can't be done&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yapan herkes imrendirir beni o karanlığın boğuculaşarak geçirdiği her dakikada. yazabiliyordur herkes, benim hiç yazamadığım bir azim ve teşebbüsle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;it's fun to lose and to pretend&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra bir an gelir tüm o yakarışların arasında. kesilir tüm sesim. umursamaya umursamayarak devam etmeye karar veririm o an, uyku hali gibidir bu, uyanacağını bilerek uyumak gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;the ocean pulls me close, and whispers in my ear&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir okyanus gelip dokunur sonra bana. bazen bir müzik, bazense bir denizdir bu. kulağıma fısıldar bu okyanus, uyan der. kaderini açık edeceğin an karşında.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;and from your lips, she drew the hallelujah&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve sonra, açık ve çıplak kaderim bir kelime çıkartır parmaklarımdan. bir tanesi daha gelir sonra, hiç düşünmem sonunu. son gelir ama. noktalarla, virgüllerle gelir son.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;certain things turn ugly when you think too hard&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazarım, yazarım,  bir sayfa sürer sadece bu, sonra bir an otururum gölgemin düştüğü yere. bir kıvılcıma muhtaç kalacak denli kararır gözlerim. ve sonra;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;i get back up and do it again&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2806384261873443741?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2806384261873443741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2806384261873443741' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2806384261873443741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2806384261873443741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/04/she-loves-him-she-loves-him-she-loves.html' title='She loves him, she loves him, she loves him, she loves him.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7122622629642683629</id><published>2009-04-09T05:22:00.002+03:00</published><updated>2009-04-09T05:24:53.981+03:00</updated><title type='text'>What will tomorrow bring me?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;tell me where it hurts&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;to hell with everybody else&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;all I care about is you&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;and that's the truth&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;they don't love me&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;I can tell&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;but you do, so they can go to hell&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;but you do&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;so&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;they can go to hell&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;çünkü bazen şarkılar gerçekten de açıklayabiliyorlar bazı şeyleri&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7122622629642683629?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7122622629642683629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7122622629642683629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7122622629642683629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7122622629642683629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/04/what-will-tomorrow-bring-me.html' title='What will tomorrow bring me?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6645844700641124985</id><published>2009-03-22T05:49:00.004+02:00</published><updated>2009-03-22T06:23:58.108+02:00</updated><title type='text'>My eyes don't see, though my mind wants to cry out loud.</title><content type='html'>yazmak, sakat olacağını bileceğin bir bebek doğurmak gibi şu an benim için. suratım buruşmuş, ellerim klavyeden bazı şanslı kelimelerin ölümden çekip çıkarılmasına karar verme amacıyla ayrılıyor sadece. kulağımda tanrının sesleri yankılanıyor, başka ellerin, başka klavyelerden yarattıkları ağızlarla anlatıyor her şey herkesi. herkes gibi, hiç kimse hiç kimseye benzemiyor ve her ses gibi, hiçbir ses mantıksal bir eksen içerisine peydahlanmıyor sen aksini iddia edene kadar. her şey farklı bir gözü diğerinden küçük şu yazıyı kanattığım ve beynimi kafatasımın içinde hissettiğim bu gecede.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tekrarlarla tanıdık bir kontekst yaratıyor bir gitar kulağımda. her dönüşte yeni bir notanın duyulmamış bir sesini çıkarmanın o ahenksiz yanlışlığı yerine her nüans bir öncekinin ufak bir varyasyonu sadece, rahat ve korkak. ama en azından iki gözü de aynı boyda bu şarkının.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sözcükler anlamsız, onların anlamlarını hatırlamıyorum zira. bir şeyler kıpırdanıyor içimde doğru bir yazıyı okurken, fakat öyle bir şeyi yazamayacağım gerçeği o kadar kanıksanmış ki tarafımdan, öldürüyorum o kıpırtıyı. beni normalde açık yeşil bir dalganın beyaz köpükleriyle galeyana getirtecek o his gelmiyor hiç, denizin başladığı yeri görebiliyorum kıyıdan, ama gözlerimi kapatıp siliyorum gelmesin buraya diye. ondan sonra göz kapaklarımın beni görmeye mecbur ettiği kuma dalmaya çalışıyorum, fakat kum katı geliyor. bileklerim ağrıyor sanki klavye üzerinde hareket etmeden dakikalarca durmuşlar gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kipler ve kelimeler benden uzak yaşıyorlar, ölümleri bile başka bir şehirde olacakmış gibi geliyor. dokunamıyorum onlara, kimse de bana dokunmak istemiyor. inkar edilebilme ihtimalinin arkasına sığınarak yakınıyorum blog arayüzünün renksiz ruhunun parçalanmayarak bana açtığı delikten. her şey garip.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;geri dönüp okuyamıyorum yazdıklarımı. okuduğumda bulduğum şeylerin benden istenenlerle aynı renk olmadığını görmek yaralıyor beni, veya aynı renk olduğunu düşündüğümde o rengi belirleyenler tarafından yanlışlanmak, doğru bir şekilde de olsa acıtıyor derimin altındaki derimi. kendimi taklit etmek yapabileceğim en iyi şeymiş gibi hissediyorum sonra, bir ben var bunları yapabilen, fakat o ben birinci tekil şahsımdan nefret ediyormuş gibi geliyor bana şimdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazı kesiliyor ve yeniden başlıyor üst paragrafta kaybolmuş bir noktada, hafif bir tat geliyor o yazmanın, ne yacacağını önceden tahmin edip onunla gurur duymanın verdiği o muazzam macera takibine dair, kaybediyorum o hissi ilk backspace darbemin ardından, her şey tekrar yalın olmaya yakın şimdi, hisler ve yok oluşa yakın varlıklar yok, ama en azından uzun ve sonlara doğru uzamasını haklı gösterecek bir cümle var şimdi elimde. üşüyorum tekrar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Olduğun gibi gel&lt;/span&gt; diyor Cobain, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;vaktiyle olduğun şey gibi, gelmeni istediğim şekildeki gibi&lt;/span&gt;. Bir alakası olsun ve beni bu sapık ve bencil çaresizliğin yarattığı sonsuzluktan kurtarsın istiyorum, fakat hayat çok nadir durumlarda bana bir son cümle veriyor kullanmam için. Cobain yemin ediyor bir silahı olmadığına, fakat benim yazımın son cümlesi olacak hiçbir şey yok söyledikleri arasında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Hey sen,&lt;/span&gt; diyor Damo Suzuki, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;c vitaminini kaybediyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;Tek bir şey hatırlıyorum, &lt;/span&gt;diyor Belew, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;saatlerimi aldı ve onunla işim bittiğinde, o kadar meşguldüm ki, ne düşüneceğimi bilmiyordum. Günlerce yanımda taşıdım, oyunlar oynadım, bazen tüm bir gün boyunca bile bakmadım, sonra baktım, hala beğenip beğenmediğimi görmek için. Beğeniyormuşum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra alakasız bir şarkı açıyor winamp.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şey garip yine.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeterli.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6645844700641124985?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6645844700641124985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6645844700641124985' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6645844700641124985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6645844700641124985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/03/my-eyes-dont-see-though-my-mind-wants.html' title='My eyes don&apos;t see, though my mind wants to cry out loud.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3329126448968079954</id><published>2009-03-16T21:42:00.002+02:00</published><updated>2009-03-16T21:44:01.745+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler: bölüm dört</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;div style="border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; "&gt;&lt;div&gt;"Senden nefret ediyorum" dedim sakince. Boğazımda biriken bir nefret vardı oysa ki, onun kulaklarının duyduğu hiçbir şeyin anlatmadığı bir nefret. Sıkışmış hava gibi, nefes borumdan dudaklarıma, oradan da tüm dünyaya sıçrayacak bir zehir gibi. Kanlı, yanlış, acı veren, dokunduğu yerleri nefessiz bırakan bir nefret. Göğsümdeki o büyük oyuğun sebebi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Senden nefret ediyorum" dedim tekrar. Umrumda değildi ne düşündüğü, canının acıyıp acımadığı. Uzun saçlarının arasında donup kalmış suratının ne ifade ettiği umrumda değildi. Oracıkta yıkılmalıydı o, yere düşmeliydi, ölmeliydi. Bu dünyada hiçbir şeyi haketmiyordu. Kırılmalıydı, biri onun o aptal suratını parçalamalıydı, hak ediyordu bunu. Göğsümdeki oyuk büyüyordu, hepsi onun suçuydu, hepsi onun geldiği gün başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Senden doğduğun günden beri nefret ediyorum" dedim üstüne basa basa. Korkmuştu, şaşırmıştı, hakettiğini düşündüm birden. Sahip olduğum her şeyin, sahiplikleri varolmama sebep olan her şeyin yokoluşuydu o. Hayatımı mahvetmişti, satmıştı, tecavüz etmişti. Varlığı bir küfürdü, orada duruşu, mutlu oluşu, ben her şeyimi kaybetmişken onun orada gülümseyebilişi. Tüm param onun bu dünyayı kirletmesine sebep olan öteki kişi yüzünden gitmişken onun etkilenmeyişi, değişmeyişi, rutinini bozmayışı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Baba..." diyebildi sadece. Ağzından nefret ediyordum, dudaklarından, o aptal bakışından, o renksiz, hissiz gözlerinden, fahişe lise eteğinden. Benim açlıktan ağzım kokarken onun yediği her yemekten, arkadaşları arasında rezil olmamak için satın aldığı her kıyafetten nefret ediyordum, onu kolejde okutmak için harcadığım her kuruştan ve en fazla da ondan, odanın içindeki duruşundan, ayaklarından, bacaklarından ve vücudunun her kısmından.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ondan önce ne olduğum aklıma geldi sonra. Ondan önceki hayatım, hayallerim, onun annesiyle evli harcadığım senelerim, yıktığım ve yokettiğim yaşamım. Onun için, yapabileceğimden çok daha azını yapmamın acısı tekmeledi göğsümü, olabileceklerim geçti aklımdan. Gençliğim, güzelliğim, sahip olduğum her şeyim. Ve onun tüm bunları yok edişi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orada hareketsiz duruyordu, mutfağın tam ortasında, aptal dudaklarında az önce söylediği kelime donmuş kalmış, ne yapacağını bilmeden öylece duruyordu. Ona baktım, sadece bir saniye, onun o korkmuş, hayat emen, hayal yok eden gözlerine baktım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Koştum, hiçbir şey demeden, üzerine koştum, korktu, geri bir adım atmayı denedi, yapamadı, başaramadı. Boğazından yakaladım onu, yere yatırdım. Elimi tutmaya çalışıyordu ojeli elleriyle, suratı morarıyordu. Ses yoktu hiç, ortamdan yayılan bir ses yoktu. Kafamda bir şarkı dönüyordu, o doğmadan çok önce duyduğum bir şarkı. Daha da sıkı sarıldım boğazına, tüm gücümle, tüm hışmımla. Köpek gibi debeleniyordu elimin altında, eteği çırpınmaktan beline kadar gelmişti, iç çamaşırı giymemişti, gözüküyordu. Niye olduğunu biliyordum, eğlenecekti bu akşam. Ben eve yorgun bir şekilde gelecektim, onun eğitimi için, onun annesinin benden aldığı paranın kalanıyla bir yaşam yaratmaya çalışmaktan yorgun bir şekilde gelecektim. Bana hiçbir şey kalmayacakken, benim elimde sadece kırık gerçekler olacakken, o eğlenecekti. Daha da sert sıktım boğazını. Gözlerinin önünden geçen on altı yılı seyrettim, daha da sert sıktım, bu dünyada geçirdiği her saniye beni yok ediyordu. O var oldukça ben yok oluyordum, o yok olmalıydı, tek çare buydu. Sıkmaya devam ettim boğazını, artık debelenmiyordu, gözleri deli gibi kapaklarının içinde dönüp durmuyordu, ama ben sıktım, daha sertçe, daha kararlı bir biçimde. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Senden... nefret ediyorum..."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elimi boğazından çektim hızlıca. Ölmüştü. Gitmişti, yok olmuştu, artık yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiçbir şey gelmemişti onun yerine. Onun yattığı yerdeki ölüm dışında hiçbir şey yoktu onun yarattığı oyukta. Hayallerim geri gelmemişti. Olabileceklerimi olmamıştım, olmadıklarımı unutmamıştım. Hiçbir şey vardı şimdi, büyük, koskocaman bir hiçbir şey. Ne yapacağımı bilemeden dayadım sırtımı duvara, gözlerimi yere çevirmek, ondan arta kalanı görmek istemiyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kalktım, çalışma masasını buldum odamda. Çekmeceyi buldu ellerim, ne yaptığımı bile bilmiyordum. İçine giren elim bir metale değene kadar da anlamadım vücudumun beni nereye getirdiğini. İşte buradaydım, elimde bir Smith &amp;amp; Wesson, mutfağımın zemininde kızımın cansız vücudu. Hayallerim buradaydı işte, silahın içinde, barutla kurşunun dokunacağı noktada bir yerde, hiçlikte. Olabileceğim tek şey buydu, tüm hayatım boyunca, tüm varlığım boyunca bu noktaya getirmişti zihnim beni. Hayatımın tüm yolları bu noktaya, bu Smith &amp;amp; Wesson'ın ucuna getirmişti beni. Namlu kapkaranlıktı. Sol gözüme dayadım silahı. Ufacık bir delikti, ufacık, gözümden bile küçük bir delik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiçbir şey vardı namlunun içinde, büyük, koskocaman bir hiçbir şey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tetiği çektim, kanlar içinde, parçalanan et ve kemik mavi halıya dağılırken, o koskocaman hiçlik beni yok ederken öldüm. Her şey netti, açık, doğru ifade edilmiş, doğru anlatılmış. Her şey etlerimin döküldüğü mavi halıda gerçekti. Ben ölmüştüm.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3329126448968079954?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3329126448968079954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3329126448968079954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3329126448968079954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3329126448968079954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/03/yanls-hikayeler-bolum-dort_16.html' title='yanlış hikayeler: bölüm dört'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8447520861889132652</id><published>2009-03-16T03:46:00.003+02:00</published><updated>2009-03-16T03:57:16.423+02:00</updated><title type='text'>Sonra uyandım, sonunda ben anladım.</title><content type='html'>gündüz uzun süre uyuduktan sonra uyanmak garip gelmiştir bana hep. bu bir karardır tabii ki, hatta belki de yapılması gereken bir şeydir ama, uzun süre uyuyup uyandıysam, uzun süre uyuyup uyanmanın yarattığı terden çok daha derin bir şey üşütür beni. pişman olurum ben hep bir şeyleri ıskaladığıma, belki bir çizgi film, belki arkadaşlarla dışarıda bir şeyler oynama ihtimali, belki de kendime ayıracağım biraz zaman, gitmiştir hepsi, geri gelmeyecektir. tam o an, uyuduğum için nefret ederim kendimden, sanki bir zaafta bulunmuşum gibi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;öyle hissediyorum şimdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne edebi olacak ne de okunmaya kasacak kadar ruhum yok, birkaç kelimeyle derdimi anlatmak istiyorum sadece. bunun sonunda neyin olmasını beklediğimi bilmiyorum, belki biriniz gidip ona ne kadar pişman olduğumu söylersiniz, belki de yazarsam iyileşir karnımdaki yanma hissi, o acımasız pişmanlık, o yaşanmaması gereken yaşantı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;saçmalık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazamıyorum, burası o kadar aşikar ki. kafam yerinde bile değil, ne olup bittiği konusunda bir fikrim yok ve yazamıyorum. yazmaya hala niye ısrarla devam ediyorum o halde? edebi tek bir kaygıya bile cevap veremezken neden bu derece ısrarlı işkencem?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben o kadar aptalım ki...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;saçmalık. tamamen saçmalık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"xx ki..." "yy ki..." diye biten cümlelerimden nefret ediyorum. nokta. "o kadar fazla kullanıyorum ki..." artık canım sıkılmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve hala yazamıyorum bu arada.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8447520861889132652?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8447520861889132652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8447520861889132652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8447520861889132652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8447520861889132652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/03/sonra-uyandm-sonunda-ben-anladm.html' title='Sonra uyandım, sonunda ben anladım.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-454272962655453201</id><published>2009-03-06T07:17:00.002+02:00</published><updated>2009-03-06T07:30:21.282+02:00</updated><title type='text'>For some strange reason, we decided to talk about sex.</title><content type='html'>yaratmak, yazmak ve belki daha spesifik olarak tanık olmak konsepti üzerine düşünüyorum son bir saattir, üstteki blog arayüzünden next blog diyerek farklı bir blogda buluyorum kendimi, sonra daha da farklı bir blogda, sonra daha da bir farklısında... insanların neler paylaştıklarına bakıyorum dünyayla. sonra tanıdık blogların üzerinden geçiyor bilinçsiz zihin jimnastiğim. tam kıvamına geliyor, doğru noktaya yaklaşıyor merkezim, tam anlayacak etrafında neler olup bittiğini, tam anlatabilecek... blogger açılıyor, yeni girdi deniliyor hevesle.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra söyleyebilecek hiçbir şeyimin olmadığını keşfediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir zorlamayla itiyorum kelimelerimi boğazımdan görülebilir uzay boşluğuna. bahsetmek istediğim onlarca şey varsa da nerelerdeler bilmiyorum, bir bekleme pozisyonundayım şu an, her şey mutlak bir olağanlık içerisinde kavruluyor. bırak aksın demek istiyorum kendi kendime, bırak aksın, bir seferde bir problem çarpsın suratına, bir seferde o tek problemle çarpış sen de. bırak aksın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;müzik de akıyor bu sırada. silip silip yeniden yazıyorum düşündüklerimi, bazıları doğru gelmiyor, gece saat on buçukta her şey sıradan çünkü, bırak aksın diyorum ama kendi kendime, bırak her şey aksın. bazı şeyler anlam bulacak çünkü. bazı şeylere sen anlam yüklüyorsun çünkü. ve bazı şeylerin anlamsızlığına anlam yüklüyorsun çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bırak aksın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeni mottom bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hiç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazasım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama garip bir şekilde sadece tek parçalı bir yazı yazma ihtimalinin korkutuculuğu hala geçerliliğini koruyabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-454272962655453201?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/454272962655453201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=454272962655453201' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/454272962655453201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/454272962655453201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/03/for-some-strange-reason-we-decided-to.html' title='For some strange reason, we decided to talk about sex.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2079185971663057478</id><published>2009-03-04T06:55:00.002+02:00</published><updated>2009-03-04T07:04:43.940+02:00</updated><title type='text'>If you got bad news, you wanna kick them blues; cocaine.</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Mahmut Tuncer - Bakkal Amca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bakkal amca, bakkal amca&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Bakkal: &lt;/span&gt;Ne var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yağıyi var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Bakkal: &lt;/span&gt;Var var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şekeri var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Bakkal: &lt;/span&gt;Var var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne duruyorsun...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Bakkal: &lt;/span&gt;Ne yapayım?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;helva yapsana... helva yapsana,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;helva yapsana, vay vay, helva yapsana!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şöför amca, şöför amca&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Şöför: &lt;/span&gt;Ne var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;arabay var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Şöför: &lt;/span&gt;Var var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;benziniy var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Şöför: &lt;/span&gt;Var var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yolcular var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Şöför: &lt;/span&gt;Var var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne duruyorsun...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Şöför:&lt;/span&gt; Ne yapayım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gaza bassana... gaza bassana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gaza bassana, vay vay, gaza bassana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mizansen, rol yapma, bir parça gastronomi ve bir parça endüstri mühendisliği ve her şeyden önemlisi, müthiş bir öykü örgüsü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir şarkı sözünden daha ne isteyebilirsiniz ki?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2079185971663057478?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2079185971663057478/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2079185971663057478' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2079185971663057478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2079185971663057478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/03/if-you-got-bad-news-you-wanna-kick-them.html' title='If you got bad news, you wanna kick them blues; cocaine.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3949575507594885003</id><published>2009-02-22T07:36:00.003+02:00</published><updated>2009-02-22T07:48:11.047+02:00</updated><title type='text'>One day I wanna be a star, so that I can hang in a bar, I'll go to vegas with the players, just to forget my scars.</title><content type='html'>hayatımdan hoşnutum şu an.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belki geçicek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama şu an hoşnutum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeterli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pek fazla söyleyecek bir şeyim yok, yine o kahpe ve taviz vermeyecek kadar kibirli dürtüye, bir şeyler söyleme dürtüsüne kaptırdım ellerimi, kollarımı ve bu özel olayda; kulağımı. hani elimin ihanetinden söz etmişim ya iki sene önce bu beyaz arka plana beni atması sonucunda? pek arkadan bıçaklanmış gibi hissetmiyorum bu sefer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sefer hayatımdan hoşnutum çünkü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeterli şimdilik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir adam var, saçları yıkanmamaktan yağlanmış, sakallarını kesmesi gereken zaman bir hafta öncesinde kalmış. adamın üzerinde bir nirvana tişörtü var, kafasında da tişört kadar siyah bir kulaklık. kulaklık bir laptopa bağlı, laptopun geniş ekranı google chrome adlı bir tarayıcınının youtube adlı bir siteyi arayıp, bulup bu saçı yağlı adam için içerisine taşıdığı pencereyi beyan ediyor dünyanın geri kalanına. youtube adlı o ufak sitenin sunucularına yüklenmiş ufacık bir video var, ufacık bir şarkının önüne gerçekten ufak bir resim konularak yaratılmış bir slayt gösterisi bu. kocaman bir dehaya sahip bir adamın, kocaman dehaya sahip başka bir adamın filmiyle gösterilsin diye yarattığı bir şarkı bu. en kanatan, ilahiyete dokunan yerinde üstelik, saniyelerin müzik aksın diye kenara çekildiği bir an bu. adam kulaklıklarını almış ellerinin arasına, zihninden yaşadığı her şeye dair hiç yazılmayacak bir yazı geçiyor. müzik bastırıyor bu sırada, güçleniyor, canlanıyor, her şey anlamsızlaşıyor bu sırada, varlık yerin müziğe bırakıyor, her şey yerli yerinde üstelik, hiçbir kafa suyun üstüne çıkıp nerede olduğunu merak edecek kadar yüksek bir farkındalığa varmıyor hiçbir zaman. adam ölüyor ve diriliyor müzikle, yaşamın ne kadar etkileyici ve çarpıcı bir şey olduğunun kanaatine varıyor, sersemlemeden yaşıyor yaşama dair olan aşkını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra elleri onu dört senedir göğsünden besleyen siteye götürüyor ve adam dört senedir olduğu gibi, yazabildiğini sanarak hareket ettiriyor parmaklarını siyah klavyesinin üzerinde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başka bir şarkı açılıyor sonra.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok sonra başka bir şeyler oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yeterli.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3949575507594885003?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3949575507594885003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3949575507594885003' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3949575507594885003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3949575507594885003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/02/one-day-i-wanna-be-star-so-that-i-can.html' title='One day I wanna be a star, so that I can hang in a bar, I&apos;ll go to vegas with the players, just to forget my scars.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8187219889129100760</id><published>2009-02-18T02:30:00.003+02:00</published><updated>2009-02-18T03:16:26.693+02:00</updated><title type='text'>It's not my fault, this how my mama made me; I've been magnetic since I was a baby.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SZtXl_hP4HI/AAAAAAAAAOM/KzT1lrYL5tk/s1600-h/liquidite.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 286px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SZtXl_hP4HI/AAAAAAAAAOM/KzT1lrYL5tk/s400/liquidite.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303929296376553586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sizi Pokémon'larımla tanıştırmak istiyorum. Solda çıkan Pokémon'um Luxray, onunla Jubilife City'yi Floaroma Town'a bağlayan yolda, o henüz beşinci seviye bir Shinx'ken karşılaştık. Tam 12 gündür beraberiz ve o bu 12 gün süresince otuz bir seviye ve iki gelişim atlattı. Yalnız bir doğası var, hep öyleydi, fakat o kadar uzun süre beraber yolculuk ettik ki, artık Luxray yalnız kalma fikriyle eskisi kadar barışık değil. Bunun birçok sebebi var, ama en önemlisi Luxray'in kanındaki rekabet... Luxray, bir eğiticiyle dolaştığında daha güçlü olduğunu hissediyor, diğer Pokémonların ona kıskanarak baktığını... sadece savaş alanında da değil, onunla o bir Luxio'yken Pokémon Contest zaferi bile elde ettik ve bu benim onun gözündeki fikrimi değiştiren onlarca etkenden biriydi. Onun yanındaki Golbat ise Luxray kadar erken tanıştığım bir Pokémon değildi, Golbat'le sadece bir haftadır yolculuk ediyorum, ama onu da kazanmayı başardım. Golbat, aynı Luxray gibi zor vazgeçen bir Pokémondu, fakat Luxray'in aksine yalnızlığı sessizliğinden dolayı seviyordu. Golbat fazla konuşan ve fazla iletişime geçen bir Pokémon değildi, ona göre içsel odaklanabilmek için dışarıyla fazla ilişkiye girmemek gerekiyordu, o yüzden onunla bir hayalet kulesinde tanışmam artık bana hiç şaşkınlık vermiyor. Fakat Golbat, yanımda girdiği mücadelelerden hep nasıl birlikte başarıyla çıktığımızı gördü ve artık ışıktan, dünyayla temasa zorlanabileceği parlak, güneşli havalardan korkmuyor. Ve onun yanındaki Pokémon, ilk Pokémon'um, Infernape. Onunla o beşinci bir seviye Chimchar'ken, Verity Gölünde karşılaştık, elime aldığım ilk Pokétop onunkiydi. Shinx'i onunla yakaladım, Roark'ı, ilk salon liderimi onunla yendim... onunla bağımız her zaman olağanüstü oldu, anlaşılamaz ve zaman zaman paranormal. Onun çocuksu ve muzip yapısı beni her zaman dengeledi ve her şeyden önemlisi, onun ateş türüne müthiş bir şekilde uyuyordu. Infernape'imin yanındaki Pokém ise bir Batı Denizi Gastrodon'u. Gastrodon'u Shinx'ten iki gün sonra yakalamıştım, Eterna Ormanı'na girmeden hemen önce... Gastrodon o zamanlar dokuzuncu seviyeydi ve bir Shellos'tu ve gördüğüm en mütevazi Pokémondu. Gücüne ve sabrına rağmen Shinx ve Chimchar'ın aksine asla rekabete girişmezdi, bu hala da geçerli. Belki de bu yüzden, Shellos'la olan ilişkim her zaman çok daha çocuksu oldu. O bir Gastrodon'a geliştiğinde eskisi gibi sarılmamız biraz zor oldu ama hala Gastrodon, beni en çok seven ve benim en çok sevdiğim Pokémonlardan biri. Onun yanında ise Kadabra'm duruyor, ismi Kalai. Kalai'la bir takas sonrasında tanıştım ve o zamanlar o bir Abra'ydı. Çok genç ve tecrübesizken bile, her Psişik Pokémon'un olması gerektiği gibi sessiz ve meraklıydı ve ben onunla yolculuk ettikçe beraber gördüklerimiz onu her zaman çok ilgilendirirdi. O da Luxray ve Infernape gibi gücünden hoşnuttu, hala da hoşnut. Fakat güçten en zevk alan Pokémon'un her zaman en geç tanıştığım Pokémon'um, Haunter oldu. Haunter'ım Garyo ile, aynı Kalai gibi, bir takasta tanıştım. Garyo, Kalai'in aksine meraklı veya sessiz değildi, Garyo devamlı güç istiyordu ve aceleciydi. İnsanların Haunter'ları sevemeyeceğine ikna olmuş durumdaydı ve hala öyle. Fakat onunla daha uzun süre yolculuk edeceğiz ve çıktığımız her yolculukta insanların Haunter'ları sevebileceğini ona daha bir kesinlikle göstermeye kararlıyım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Pokémon oyunlarını niye seviyorum biliyor musunuz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yukarıda yazdığım tek bir şey bile oyundan görmediğim bir şey değildi. Yukarıda yazdığım her şey oyunun onlarca mekaniklerinden biriydi. Mesela Golbat'ım, "Quiet nature"'a sahip, "Good perseverance"'ı en önemli özelliği, "Inner Focus"'ta doğal yeteneği olan bir Pokémon ve Dr. Footstep'in onun ayakizlerinden okuduğuna göre, dışarının ona korkutucu gelmemesinin tek sebebi Liquid'le olan ilişkisi, Liquid; benim karakterim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Pokémon oyunlarını gerçekten seviyorum ben... açıklamamın da bundan iyi bir yönü yok.&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SZtWqkpEJ5I/AAAAAAAAAOE/7LuEGIDWAjo/s1600-h/Liquid+liste.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8187219889129100760?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8187219889129100760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8187219889129100760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8187219889129100760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8187219889129100760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/02/its-not-my-fault-this-how-my-mama-made.html' title='It&apos;s not my fault, this how my mama made me; I&apos;ve been magnetic since I was a baby.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SZtXl_hP4HI/AAAAAAAAAOM/KzT1lrYL5tk/s72-c/liquidite.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7423369275870196285</id><published>2009-02-10T04:08:00.002+02:00</published><updated>2009-02-10T04:21:32.307+02:00</updated><title type='text'>A day of freedom he shall proclaim, for the son and the daughter.</title><content type='html'>bazen buraya bir noktanın çarpıcılığında yazılar yazmak istiyorum. yani bir iki cümleyi aşmamalı o yazılar, okuyucu onlara bir bakış attığında hayatının bir şekilde değiştiğini anlamalı. yani öyle bir gücü olsun istiyorum o birkaç satırlık yazıların.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;henüz böyle bir şey olmadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir şey var, sadece yazı yazarken dokunabildiğim. sanki göğsüm yükseliyor yazı yazarken ve birileri benim üzerimden size bir şey anlatıyor... ya da ben size yalan söylüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazmak yalan söylemektir demişti mehmet, ama yazar yalancı değildir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çünkü çok güzel bir yalandır yazmak, ve güzel olan her şey gibi söyleyene değil, söylenene aittir. yalancı olan okuyucudur yani, çünkü yazar anın peşindeyken okuyucu anı kontrol eder. yazar okuyucunun ne aldığına karışmayı sadece umut eder, okuyucunun bir şeyi alması ise sadece o şeyi okuduğu şeyde görmesine ve her şeyden önemlisi, bizzat kendi geçmişinden oluşmuş süzgecinden geçirmesine bakar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o yüzden sembolist hikayelerime biraz daha katlanmak zorundasınız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;en sevdiğim ses ve en sevdiğim koku ikilisinde açıklayamadığım bir gariplik var; biri bir ağıt, yani bir çığlık veya yakarış değil, mağrur bir ağıt, diğeri ise mcdonald's'ın eve gidecek kişilere verdiği poşetin içindeki patates kızartması kokusu. sebeplerini, hatta bırakın sebeplerini, tam olarak ne olduklarını bile açıklayabileceğimi sanmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sürreal hikayelere kim oy verdi yahu? ve çok alakasız olarak, halüsinojen'i okuyan var mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünya üzerinde en sevdiğim kitap amerikan tanrıları, dünya üzerinde en sevdiğim dizi rome, dünya üzerinde en sevdiğim film dancer in the dark, dünya üzerinde en sevdiğim şarkı oceansize'ın commemorative 9/11 t-shirt'ü, dünya üzerinde en sevdiğim albüm pink floyd'un the wall'ı, dünya üzerinde en sevdiğim oyun ise kotor 2. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bilin istedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7423369275870196285?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7423369275870196285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7423369275870196285' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7423369275870196285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7423369275870196285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/02/day-of-freedom-he-shall-proclaim-for.html' title='A day of freedom he shall proclaim, for the son and the daughter.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3937825213496731615</id><published>2009-02-07T06:40:00.003+02:00</published><updated>2009-02-07T07:30:21.809+02:00</updated><title type='text'>I'm reclaiming my mind, destroying everyone.</title><content type='html'>İçimde bir his var. Tatminsizlik, belki huysuzluk, belki de huzursuzluk. Yazmakla, şu anki yazım yetemeklerimle en azından, asla anlatamayacağım bir his bu. Yanlış kelimeleri yanlış dizilimlerle kurma safhasında kilitli kalmaktan, yakınmaktan bir adım bile uzaklaşmadan bir şeyler yapmaya çalışmaktan peydahlanmış, nasıl götüreceğimden emin olmadığım bir his bu. Vazgeçirecek kadar ilginç fakat anlam verdirilemeyecek kadar da gereksiz.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimde bir his var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bembeyaz bir karaltı vardı yollarında duran. Bir köpek yavrusu kadar zararsız, bir sıçan kadar hain ve bir yazar kadar zavallı bir karaltıydı bu. Yavaştı, merhametliydi. Söylediği yalanların hiçbiri onu yalancı yapmazdı, çünkü üzerine düşünülürdü yalanların, yalanlar o beyaz karanlık kadar gizliydiler zira ve ancak bir şair aşabilirdi onları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bembeyaz bir karaltıydı ikisinin yolunun üzerindeki. Birbirilerine sımsıkı sarılmışlardı, bırakmak istemiyordu ikisi de yanıbaşındaki sımsıcak vücudu. Çırılçıplaklardı, dünyada dokundukları tek şey birbirlerinin teniydi. İhtiyaç duydukları her şey oradaydı onlar için, fakat yine de, önlerinde, yollarının üzerinde bembeyaz bir karanlık vardı. Aşabilirlerdi, fakat beyaz karanlık yine de oradaydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiçbir şey kıpırdamıyordu paradokssal yalanların gezdiği yerde. Yalnız başına kalmış, yalan söyleyen ufacık bir çocuktu çünkü o karaltı, önündekine ulaşamamaktan delirmiş, ufacık bir çocuk. Kanı yoktu çocuğun, çocuk kapkaranlıktı nede olsa, fakat yine de önündekine ulaşabilmek için kanayabilmeyi bile isterdi. Acı çekmişti, hem de defalarca, yalanları yüzüne çarpılmıştı, fakat çektiği hiçbir acı onu oksimoron hapsinden çekip kurtarmamıştı. Daha da gömmüştü her acı onu içeriye, kimse açamayacaktı karanlığını, o bundan emindi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bir bıçak çıkardı çıplak adamlardan biri. Sakince bıçağı küçük karanlık beyaz çocuğun kalbine batırdı. Sonra bir tane daha, sonra bir tane daha, sonra bir tane daha... Kan yoktu, çığlık yoktu, çocuğun gözleri veya bir ağzı bile yoktu zira, fakat bu durdurmadı çıplak adamı, o bir daha sapladı soğuk bıçağı sıcak yalancının kalbine, acımadan bir daha ve bir daha, durmak istemedi, durmak nedir bildiğinden emin bile değildi zaten. Bir daha soktu, defalarca soktu ve hiç soluk almadı. Küçük çocuk öylece bekliyordu orada, şekilsiz vücudu ve anlamsız varlığıyla öylece baktı adama. Adam anlamadı küçük çocuğun ne istediğini ve anlamadığı her şeye yaptığı gibi bir bıçak daha sapladı kendi gördüğü karanlığa.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her şey bu kadar basitti işte, biri orada durmuştu, sadece orada durmuş ve varlığıyla küfür etmişti etrafına. Bir bıçak daha saplanıyordu şimdi onun vücuduna, çığlık yoktu, çığlık olsaydı biri durabilirdi belki de, ama yoktu işte ve şimdi kimse durmuyordu. Hiçbir şey olmamıştı. Hiçbir şey olmayacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Karaltı dönüp yerine yattı yeniden. Beş senesi vardı uyumak için. Beş sene sonra her şey farklı olacaktı. Beş sene yeterliydi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3937825213496731615?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3937825213496731615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3937825213496731615' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3937825213496731615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3937825213496731615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/02/im-reclaiming-my-mind-destroying.html' title='I&apos;m reclaiming my mind, destroying everyone.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4830922916050893931</id><published>2009-01-31T02:06:00.004+02:00</published><updated>2009-03-05T08:24:43.378+02:00</updated><title type='text'>No one speaks and no one tries, no one flies around the sun.</title><content type='html'>Benim hakkımdaki 25 garip ve alakasız şey:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1 - Pink Floyd'un Meddle albümü baş ağrımı azaltıyor. Tam yok etmiyor, fakat çok yardımcı oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2 - Şu dünyada bir maçını baştan sona izleyebileceğim bir spor dalı yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 - Rekabet benim dünyamda hiç yeri olmayan bir şey, zevk alamıyorum ve beceremiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4 - Üç dil biliyorum fakat ikisini çok basit seviyelerde konuşabiliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5 - Patlıcan, pırasa ve karnıbahar yiyemiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;6 - Amerika'nın dizilerini Amerikan kanallarından seyredemiyorum, fakat Amerika'nın dizilerini Türk kanallarından seyretmek hayatımın en büyük zevklerinden biri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7 - Tanrı'nın varlığına inanmamın tek sebebi korku.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8 - Düşündüğümü düşünmeye başladığımdan beri geliştirdiğim bir siyasi fikrim ve Sopranos seyrederken birden kafama düşen bir dini inancım var, ikisi de belli şeylerden bolca iz taşıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9 - İlk favori sanatçım Tarkan'dı, ondan sonra Kurban, ondan sonra Metallica, Nirvana, Dead Kennedys, Nine Inch Nails, Queens of the Stone Age ve şu anda da The Beatles.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10 - Bazı konularda düşünebileceğiniz kadar elitist değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11 - Dünyada Tanrı'dan daha çok korktuğum tek şey güçsüz gözükmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12 - Kaliforniya'dan Kuzey Karolayna'ya uzanan bir egom var. Fakat egoistliğin tahmin edilebilir ve sömürülebilir doğası yüzünden hayatım bununla çarpışarak geçiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;13 - Küçükken karanlıktan, ergenken de böceklerden felaket korkardım. Şimdi bildiğim bir fobim yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14 - İstanbul'dayken ota boka hapşururdum, burada biraz azaldı. Alerjikti herhalde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15 - Annemden ödünç aldığım bir takım saygı duyulası şeyler listem var, o listenin içerisinde de Süpermen, James Bond ve Elvis Presley duruyor. Annemin favori Bond'u Brosnan'ken benimki Craig bu arada.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;16 - Uykuyla garip bir ilişkim var, eğer gece 8 saat uyumamışsam bir sonraki gün mutlaka bir şekilde tamamlıyorum, anlamadım iç saatim dakika mı tutuyor fakat henüz sektirmedi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;17 - Dünya üzerinde en sevdiğim kelime "lan". Başka hiçbir dilde bir "lan" yok. En sevmediğim kelime de "mangır.".&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18 - Eskiden ölünce ne olacağına dair bir merakım vardı ve bilmek için bilmeyi istemenin dünya üzerindeki en onurlu şey olduğuna inanırdım. Şimdi alakam kalmadı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;19 - Çok iyi yalan söyleyebiliyorum. Beş senedir yakalanmadım en azından.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;20 - Zevk konseptiyle tatmin konseptiyle olmayan bir problemim var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;22 - Nadir istisnalar dışında oyunlara bir saatten fazla dayanamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;23 - Hayatta güçsüz gözükmek ve Tanrı dışında en korktuğum şey bir şeyleri ıskalamak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;24 - Yazdıklarımı dönüp okuyamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;25 - Hayatımda yaptığım neredeyse tüm hatalar, sonradan hata olduğunu anladığım şeyleri sadece "yapabildiğim" için yapmamdan kaynaklandılar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimde garip bir enerji var, bilemiyorum nereye aktarayım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gider herhalde az sonra.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4830922916050893931?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4830922916050893931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4830922916050893931' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4830922916050893931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4830922916050893931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/no-one-speaks-and-no-one-tries-no-one.html' title='No one speaks and no one tries, no one flies around the sun.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1994587596352645789</id><published>2009-01-28T08:43:00.003+02:00</published><updated>2009-01-28T09:15:28.555+02:00</updated><title type='text'>Sun is in the sky, oh why oh why would I wanna be anywhere else?</title><content type='html'>Yazmaya neden başladığımı hatırlamıyorum, neden devam ettiğim konusunda da emin olmadım hiçbir zaman. Annemin kendi yazın yeteneklerine olan güvenini sözel olarak sık sık dile getirmesi diye düşünmüştüm hep, sanki bu, yazmanın genetik olduğuna ve benim iyi yazdığıma dair bir kanıtmış gibi. Ama bundan, bunu fark etmeden önce de yazıyordum ben, yazmıştım, bilmeden ve hissetmeden, ama yazılı bir şeyler vardı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Asıl sebep neydi biliyor musunuz? Bir blog girdimde gördüm bu sebebi. "Yazmak, geriye dönüp sonuçlarına baktığımda", demişim o zaman, "beni utandırmayan tek şey.". O kadar garip ki bunu söyleyenle aynı kişi olmak... Bol boşluk bırakan, saçları kısa, dünya bakışına sarılmış, üç noktalarıyla dalga geçen bir adam var orada. Güvensizliğini yazarak yeni yeni aşmaya çalışan, dünyasını kurmaya o günün dününden daha yakın fakat bugünün kaydettiği gelişmeden de olabildiğine uzak. O kadar acayip, o kadar büyüleyici ki o yazıları yazmayı unutmak, dönüp yazdığını hatırlamak ve geçmişin sende kaybolduğunu titreten bir kesinlikle fark etmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O kadar benzer bloglar görüyorum ki, bugünkü halime de, geçmişteki o çocuğa da benzeyen o kadar fazla kişi varki blogosferde, mutlu oluyorum. Birileri orada benim tanıştıklarımla benim tanıştığım zamanlarda tanışacak kadar şanslı diye mutluyum, birileri benim geçtiklerimden inşallah geçecek diye mutluyum, birileri gerisine bakıp, sonucundan utanmadığı bir süreç görecek başlattığı. O kadar mutluyum ki bu büyü var diye. Çünkü dünya yeri geldiğinde o kadar garip ve hayatın algılanışı o kadar acımasız seviyelere yaklaşabilecek seçicilikteki, birilerinin bunu aştığını görmek rahatlatıyor her şeyi. Yalnız olmadığını bilmek, bağlanmak veya ait olmak değil ama, yalnız olmadığını, birileriyle bir şeyleri sessizce paylaştığını bilmek, her şeyi biraz daha gerçek yapıyor, biraz daha doğru ve biraz daha... güzel.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazan, yazabilen, yazdıklarını sevebilen ve sevdirebilen herkes, sizi çok seviyorum. Dünyanın dönmesini siz sağlıyorsunuz, sadece siz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu dünyada üzerine yaşadığım şeyler var, beni korkutan, beni ağlatan ve bana bir şeyler yazdıran şeyler. Onları kaybetmeye dair korkumun, kaybetmekle bile alınamayacak bir gücü var bu yüzden. Varolmaya ve ait olmaya bağlanmayan zihnimin tek çıkış noktası onlar, doğru yapılmış yanlışlar. Amaçlı anlamsızlıklar, yorumlanabilen evrensel fay hatları, yaşayan herkesin ağızları, gözleri, kulakları ve elleri. Beyazların, siyahların ve duygusal ahmakların çığlıkları, anlatmak isteyen herkesin anlatıları ve istemeyenlerin yalnızlıkları. Noktasız yazanların hızı ve virgül kullanmayan herkesin dürüstlüğü. Kemanın ruhu kalbe çeken notaları, Tom Waits'in gözleri kapalı arzusu. Hepsi o kadar oradalar ki, o kadar birlikte ve o kadar yalnızlar ki. Ve onların hepsini bulmamız o kadar önemli ki... hepsini, her birini ve her şeyi. Tek tek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Bir şeylerin içinden değil, üzerinden yürümem gerekiyor" diye başlayacaktım, fakat geçmiş yazılarıma bakıp gördüğüm tek şey lavanta saçan bir umut değildi, aynı zamanda bazı, benim bile unuttuğum konularda eteğimdeki tüm enigmatik anlatım tekniklerini saçtığımı gördüm. Hiçbir halt anlamadığımdan bundan çıkarılacak tek mantıklı sonuç başka kimsenin de bir bok anlamadığıydı. Ben de hazır "bok" kelimesini kullanarak modern ve post-edebi tutumuma geçtim, gayet nezih bir şekilde neyin içinden yürüyüp neyin üzerinden sekeceğimi anlatmayacağım. Evet. Anlatacağım sandınız ama alakası yok. Bunun üzerine söylenecek daha bir şey yok bence.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1994587596352645789?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1994587596352645789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1994587596352645789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1994587596352645789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1994587596352645789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/sun-is-in-sky-oh-why-oh-why-would-i.html' title='Sun is in the sky, oh why oh why would I wanna be anywhere else?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3344340440255783958</id><published>2009-01-23T07:53:00.004+02:00</published><updated>2009-01-23T10:04:44.606+02:00</updated><title type='text'>I fly like paper, get high like planes.</title><content type='html'>Hayat ne acayip bir şey ya.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat ne ki lan?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Politia Nox: Epsilon-Upsilon-Psi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adam rüya görüyordu. Rüyasında bir kadın vardı, yerde yatan, elleri içinde yattığı sudan buruş buruş olmuş, üstündeki ceket kırışmış, gözleri kapalı. Adam rüya görüyordu. Kadın cekete sıkı sıkı sarılmıştı, uyuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadın rüya görüyordu. Rüyasında bir adam vardı, ayakta duran, kesik kolu içinden çıkan kandan arınmış, çıplak vücudu yapılı, gözleri ışığa alışmış. Kadın rüya görüyordu. Adam ayaktaydı ve gözleri açıktı, uyuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadın ayağa kalktı. Adam gözlerini kapattı. Kadının ceketi üstünden yavaşça düştü, adam ise bu süre boyunca hep ayaktaydı. Kadın bir şeyleri unutmuştu, adam ise hiçliği hatırlıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adam rüya görüyordu. Rüyasında bir adam vardı, bir uçurumun içinden kesik kolu ve eli kanaya kanaya ilerlemeye çalışan, umudu beş kilometre arkasında ve on beş kilometre üstünde bırakmış, sağından ve solundan akan taş dikenlerle barış yapmaya kararlı bir adam. Işığı görse de görmese de, yoluna bir seferde bir taş dikene odaklanarak ilerleyen ve varsayımda bulunmamaya çalışan bir adam.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadın rüya görüyordu. Rüyasında bir kadın vardı, tebeşir bir silüetin için doldurmaya çalışırken yokolan, kurşun geçirmez camları yumruklamayı bir yöntem bellemiş, küstah, konuşabilen herkes tarafından alenen sevilmeyen bir kadın. Boşluğu bulması an meselesi olan, boşluğu bulsa da bulmasa da, boşluğun ne olabileceğine dair tahminlerde bulunan ve kendinden ölümüne nefret etmeye çalışan bir kadın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Adam uyandı sakince. Kadın da öyle. Adam sağına dönüp sarmaladı kadını. Kadın üşüyordu, titriyordu deli gibi. Suyun altındaki varlık soğuktu. Suyun altındaki varlık karanlıktı. Yine de varlıksızlıktan iyiydi. Yine de iyiydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Amaçlı bir anlamsızlık, bu, aradığım bu, uğruna yaşadığım şey bu. Bunu şimdi görmek en az görememek kadar garip. En az görememek kadar, belki de daha fazla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dexter? Lost? True Blood? Burn Notice? United States of Tara? The Reader? Wall-E? The Wrestler? If On A Winter's Night A Traveller? A Link To The Past? Skate II? How I Met Your Mother? House? Gomorra? Singin' In The Rain? Reservoir Dogs? Full Metal Jacket? Edward Scissorhands? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepsini seviyor muyum?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet. Evet, hem de çok.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3344340440255783958?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3344340440255783958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3344340440255783958' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3344340440255783958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3344340440255783958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/i-fly-like-paper-get-high-like-planes.html' title='I fly like paper, get high like planes.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8417631589874019346</id><published>2009-01-20T03:20:00.003+02:00</published><updated>2009-01-20T03:53:30.878+02:00</updated><title type='text'>I will find a center in you, I will chew it up and leave, I will work to elevate you just enough to bring you down.</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;*Dünya hakkında birçok şey söylemek istiyorum, hayat hakkında, hayatın nasıl üstüme sapık ve gereksiz şeyler attığı hakkında, hatta metafizik şeyler ve kapalı kapılar hakkında. Nereden geldiğini hatırlayamadığım, ne olduğunu unuttuğum sıkıntılarım hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Fakat yapamıyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu dünyada beni özel yapan ne bilmiyorum. Yazabildiğimi iddia ediyorum, yazabildiğimi sanıyorum ama tek bir kelimem bile blog tutan neslimden daha üstün değil. Ne üslubum, ne de sözcüklerim özel, üstelik iki yüzlüyüm, bunları söylerken birinin çıkıp "harika yazıyorsun" demesini bekliyorum, üstelik tüm bunları yazabilme yetimi de kaybediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yakınmak istiyorum ben, fakat yakınacak kadar hiçbir şey yaşamadım, biliyorum. Hayatını yakınmakla geçiren çayıra ot olmam işten bile değil, umursadığımdan bile emin değilim. Umursamayı istiyorum, umursayacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne yaptığımdan emin değilim, veya ne amaçladığımdan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve en rezaleti, en aptalcası ne biliyor musunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yazı benim önceki yazılarımdan birine korkutucu derecede benziyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Politia Nox: Kappa-Epsilon-Upsilon-Eta&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölümün eşiğinde, kanı elinde, ufacık bir göz yaşına tutunmuş bekliyordu kadın. Konuşamıyordu, duyamıyordu, hareket edemiyordu. Vücudunun her yeri kana boyanmıştı, gözleri ancak vücudunun etrafına çizilen tebeşir çizgiyi görebiliyordu. Ölüm onu bulmuştu, tam burada, suyun altında, yaşamın en fazla olduğu yerde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiçbir şey yapamıyordu, hem de hiçbir şey. Beyni çalışmıyordu, beyni kadın onu çalıştırmak istediği için, gerçekten istediği için çalışmıyordu. Denemek koskocaman bir duvara yıkarım umuduyla kafa atmak gibiydi, denemek bile istemiyordu. Bilekleri acıyordu, günahları yıkıyordu zihninin her köşesini. Güçsüzlükleri, kendi sorup kendi cevapladığı her sorunun ne kadar yanlış olduğu gerçeği, ne kadar zavallı, ufak bir aptal olduğu, tüm yaşamı boyunca.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Suyun altında sessizdi her şey, mükemmel bir sessizlik. Bu sessizliğin içine akan her saniye onu daha fazla yakıyordu, daha fazla acıtıyordu bileklerini. Tebeşir çizgiler kaybolmaya başlamıştı, görebiliyordu, görmediğini görebiliyordu en azından. Saniyeler sakince birbirlerini kovaladıkça iyi günleri daha da erişilmez gözüküyordu, belki de hiç yaşanmamışlardı. Belki tüm yaşamı bir çöplüktü, hayallerin asla gerçek olmadığı, planların planlayanların derilerini parçaladığı, ölümün tek çıkış yolu olduğu bir yaşam. Belki de öyleydi. Kesinlikle öyleydi. Nasıl şüphe etmişti bilmiyordu, nasıl iyi anıları olduğunu düşünmüştü hiçbir fikri yoktu. Onun yaşamı, etrafından az önce yiten tebeşir çizgi gibiydi, onun yaşamı şimdi yok olmaya başlayan kumlar gibiydi, bomboş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bomboş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kumlar bir yere değil, hiçbir yere gidiyorlardı. Etraflarındaki su gibi. Ve tam da kadının beklediği, ve belki de umduğu gibi, kendisi de yok oluyordu. Güçsüz kelimelerin anlamsız yaşamı artık onu ziyaret eden bir varsanrı değildi, o seslerin yokluğunun varlıkla olan kontrastları yüzünden can acıttıkları dünyalarından ayrılıyordu. Ölüm böyle geliyordu ona, böyle anlatıyordu derdini. O gidiyordu, ve yerini hiçbir şey doldurmuyordu. O gidiyordu, ve yerini &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;hiçbir şey&lt;/span&gt; dolduruyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra bir adam geldi yavaşça, artık onun olmadığı yere. Arkasında bembeyaz bir ahtapot vardı ve...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Dünya durmuş onu gözlüyordu...&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8417631589874019346?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8417631589874019346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8417631589874019346' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8417631589874019346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8417631589874019346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/i-will-find-center-in-you-i-will-chew.html' title='I will find a center in you, I will chew it up and leave, I will work to elevate you just enough to bring you down.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1665443842316063336</id><published>2009-01-17T06:18:00.003+02:00</published><updated>2009-01-17T06:25:09.564+02:00</updated><title type='text'>Lather was thirty years old today, they took away all his toys. His mother sent newspaper clippings to him about old friends who'd stopped being boys.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SXFc-BmYnkI/AAAAAAAAAN0/rKR05LbJr2U/s1600-h/Pooneil+Corners.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 277px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SXFc-BmYnkI/AAAAAAAAAN0/rKR05LbJr2U/s400/Pooneil+Corners.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292113257788120642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Warhol.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Belki de değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1665443842316063336?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1665443842316063336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1665443842316063336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1665443842316063336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1665443842316063336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/lather-was-thirty-years-old-today-they.html' title='Lather was thirty years old today, they took away all his toys. His mother sent newspaper clippings to him about old friends who&apos;d stopped being boys.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7mmHXc9akLc/SXFc-BmYnkI/AAAAAAAAAN0/rKR05LbJr2U/s72-c/Pooneil+Corners.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1060613167155872414</id><published>2009-01-16T02:22:00.002+02:00</published><updated>2009-01-16T08:29:50.073+02:00</updated><title type='text'>When did they come and when did they go?</title><content type='html'>&lt;a href="http://halisunojen.blogspot.com"&gt;http://halisunojen.blogspot.com&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açtım lan.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1060613167155872414?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1060613167155872414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1060613167155872414' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1060613167155872414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1060613167155872414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/when-did-they-come-and-when-did-they-go.html' title='When did they come and when did they go?'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4291274432395303712</id><published>2009-01-13T06:53:00.005+02:00</published><updated>2009-01-13T09:04:00.400+02:00</updated><title type='text'>I chase the wind of a prism ship to taste the sweet and sour. The pattern juggler lifst his hand; the orchestra begin.</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Politia Nox: Alpha-Pi-Omikron-Tau-Upsilon-Chi-Iota-Alpha&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Dünya durmuş onu gözlüyordu. Bir boşluk vardı önünde. Bir engel gibi değil, bir uçurum gibi de değil. Işığı geçmiş, konuşulmamış dönüşlerinden sonra kendini suyun içinde bulmuştu. Ahtapot'un bahçesinde, suyun altındaydı, dünya durmuş onu gözlüyordu, fakat yine de önünde bir boşluk vardı. Ahtapot'un bahçesine bilerek gelmişti, seçimiyle. Işığı bilerek seçmişti, gelmesiyle. Dünyayı durduranın da o olduğu savunulabilinirdi. Gözlerini açanın da, kolunu kesenin de, belki hiçbirinin veya çok büyük ihtimalle hepsinin de o olduğu, rahatlıkla savunulabilinirdi. Fakat yine de onun önünde kocaman bir boşluk vardı şimdi, doğruyu ve yanlışı ayıran. Boşluğa bakması gerekiyor muydu gerçekten? Gözlerinin ona boşluğu hatırlatması gerekiyor muydu? Soruların soran tarafından cevaplandığı bir evrende doğru ve yalanın varolamayacağını önceden belirlemişti konuşarak nefes alan biri, fakat gerçekten, onu unutması çok daha rahat olmaz mıydı?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat konuşarak nefes alan oydu, bizzat kendisiydi. Senelerce değilmiş gibi yapmaktan zevk almış, ayırmıştı kendisini, fakat her şey oradaydı. Ayrılmış yarımküreler dünyanın dönmesini seneler boyunca sağlamıştı, fakat gezegen statik bir kavram değildi, o da olamazdı. Kafasını çevirip boşluğuna baktı uzun süre. Sonra sağından biraz kum aldı, ahtapotun kollarından birine sıkıca tutunarak kumu sakince boşluğa bıraktı. Ahtapotsuz yapabilir miydi bilmiyordu, belki yapamazdı, önemi yoktu. Önemi olan şey, o an, sadece o an, boşluğa karşı bir şey yaptığıydı. Doğru olan, içindeki farazi bir yapboza çoğu yalandan daha gerçek bir şekilde oturan tek şey buydu. Belki başarmıştı, belki başaramamıştı, konuşan bunu anlatmayacaktı. Gerçek olan tek şey, onun o kumu almasıydı. Ve gerçek, anlatmaya diğer her şeyden daha fazla değerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Kendiniz hakkında fazla iyi hissetmeye başlarsanız, internet denen bir şey var, orada sizi sevmeyen pek çok insan bulabilirsiniz" dedi Tina Fey 2009 Altın Küre ödüllerinde. İronisine güldüm biraz. Çünkü ben orada olsaydım, "Kendim hakkında fazla kötü hissetmeye başlarsam, internet denen bir şey var, orada kendimi sevmeme neden olan pek çok şey bulabiliyorum" derdim. Benmerkezciliğimi birinci tekil şahısla simgeler, simetrik şeylere bayılmama rağmen internetin bana asıl yararını simetri pahasına beni seven insanlardan beni sevmeme neden olan şeylere değiştirirdim bir de. Çünkü neden biliyor musunuz? Şu an kendim hakkında çok iyi hissediyorum ve bu az sonra gidecek. Alakalı? Hayır. Olması mı gerekiyordu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğum günüm için host ailemden sol elimin üstüne bir rorschach testi dövmesi yaptıracak parayı isteyeceğim. Hayatımda tek bir dövme yaptıracağım ve o tek dövme o rorschach testi olacak. Yazı yazarken vücudumun en çok gördüğüm kısmında bana geri bakacak o simetrik mürekkep. Ben onu anlama layık bir şey olarak görene kadar hiçbir anlam ifade etmeyecek ve tüm yazılarım, o bana geri bakarken yazılacak. Evet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;...veya...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok artistik olucak, inanılmaz hava yapabilicem, en güzel kısmı ise, arka hikayesini o kadar fantastik biçimde açıklıycam ki, kimse o dövmeyi hava yapmak için yaptığımı anlamıycak!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendimi çok iyi hissetmiyorum şu an, fakat kendim hakkında çok iyi hisler içerisindeyim. İkisinin arasında çok ince bir çizgi var ve muhtemelen bu çizgi birinin ingilizce bir deyimden türetilmesinden ileri geliyor. Gelmesin lütfen, artık İngilizce deyimleri kafamda Türkçe'ye çeviriyorum diye yazılarımın rezalet olmasını istemiyorum, yeter. Yazarak nefes almak istiyorum ben, her iki dakikada bir backspace'e abanmak değil. (Üslubun nasıl emo-sinirli kıvamına eridiğini siz de fark ettiniz mi?)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türk eğitim sistemi hakkında bir sorum var, neden tüm eğitim kurumları ulama örneği olarak Cüneyt Arkın'ı kullanıyor? Eğer tüm eğitim kurumları kullanmıyorsa, neden benim eğitim hayatım boyunca içerisinde eğitim gördüğüm tüm Türk kurumları bunu kullandı? Cevaplayabilecek olan? Sevgili Night Eagle blogumun takipçisi olmuş, Night, var mı bir cevabın kuzum?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dünya çok acayip, moronik, sempatik, etnik, kabız, çoğu zaman ishal, zaman zaman mide bulandırıcı, sinir bozucu, hiçbir zaman adil olmayan ("bunu söylerken adil değildim"; nah size paradoks), paradoksları tamamen lise öğretmeni seviyesindeki filozofları meşgul etmek için uydurulmuş, her paradoksu düzgün bir kelime dizilimiyle çözülebilinecek olan ("ben yalancıyım, bunu söylerken yalan söylüyorum" paradoksu şöyle açıklanır, "sen ömründe sadece bir yalan söyledin, o da ömrünün onu söylediğin ana kadar geçen süresinde yalan söylediğine dair bir yalandı. Ben bunu söyledim, size verdiğim paradoksu da siz bulun.), görünüşe göre bir hayli uzun parantezli, arada kısalarını da size lütfeden, iyi, kötü, bok gibi, evet.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama sorun ne biliyor musunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her zaman güzel.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başıma çok kötü şeyler gelebilir. Çok acı çekebilirim. Acının beni tanımlayacak kadar ruhuma işlediği bir noktaya bile düşebilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama en güzel şey ne biliyor musunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayat her zaman güzel. Bazen iyi değil, çoğu zaman adil değil, ama...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her zaman. Her zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O çok fazla şeyi ıskalayan bir kız değil...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müzik için teşekkür ederim Tanrım, müzik için, müzik... ilaç... kelimelerimin anlatamadığı, hayatımın uğruna adandığı, bilincimin tek anlamı. İçime çektiğim nefes için, ısırdığım alt dudağım, kapattığım göz kapaklarım ve iLogic kulaklığım, hepsi için, fakat hepsinden çok, kulaklarımdan sinir uçlarıma akan o büyü için, ilahiyatın kanıtı için, yaşamın bana cevabı için. Yazmanın açtığı kapıdan akan rüzgar için, yaşamım için. Müzik için teşekkür ederim Tanrı'm, yokluğunu hiç düşünmediğin için. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4291274432395303712?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4291274432395303712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4291274432395303712' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4291274432395303712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4291274432395303712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/i-chase-wind-of-prism-ship-to-taste.html' title='I chase the wind of a prism ship to taste the sweet and sour. The pattern juggler lifst his hand; the orchestra begin.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-2487258865352145155</id><published>2009-01-07T03:06:00.001+02:00</published><updated>2009-01-07T03:06:47.096+02:00</updated><title type='text'>Bu İsa Ölmeli (JCS'yi Türkçeleştirme Projesi Bölüm Dört)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; "&gt;&lt;div style="border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;div style="border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; "&gt;Rahip&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İyi Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Konsey bekliyor sizi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Firavunlar ve ruhbanlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Buradalar hepsi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ah beyler, biliyorsunuz niye burada olduğumuzu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çok zamanımız yok, fakat problemimiz bir hayli korkutucu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıdaki kalabalık&lt;br /&gt;Hosanna! Süperstar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çığlık atan kalabalığa bakın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sokaklarda dolaşan şu avanaklara&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cüzamlılarla yapılan iki numaranın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şehrin tümünü nasıl ayaklandırdığına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi&lt;br /&gt;O tehlikeli biri! O tehlikeli biri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık&lt;br /&gt;Oh İsa, Süperstar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Söyle bize söylediğin şey olduğunu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahipler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O tehlikeli biri, tehlikeli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O adam içinde şu an şehrin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Almak üzere tüm desteği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İsyana hazırlıktan başka bir amacı yok bu seyahatin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yüzden durdurmalıyız onu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O tehlikeli biri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Crowd&lt;br /&gt;Oh İsa, Süperstar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahipler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O tehlikeli biri!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bak Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kapımızın hemen dışındalar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çabuk Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çabuk Romalıları çağır, onları kovsunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yo dur, sorunumuza daha kesin bir çözüm gerekecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annas&lt;br /&gt;Ne yapmalıyız o halde &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nasıra'lı İsa'ya,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şahs-ı Mucize&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fakir veya bilge&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahip&lt;br /&gt;İsyansız, ordusuz, Roma'sız, sessiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caiaphas&lt;br /&gt;Hakkını vermek lazım, adam kusursuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annas&lt;br /&gt;Onu kendi haline bırakmak akıllıca olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hayranlarının kontrolden çıkmayacağını ummasın kimse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rahip&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ama nasıl durdurabiliriz ki onu, şöhreti her geçen saniye artmıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne olursa olsun, İsa hep zirvede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kötü şeyler görüyorum geleceğimizde&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kalabalığın onu Kral olarak ilan etmesini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra Roma'lıların onu yasaklayışını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kan ve kaos görüyorum geleceğimizde&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tek bir adam yüzünden yokoluşumuzu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kan ve kaos&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tek bir adam yüzünden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Sesler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne yapılabilir ki bu İsamanya hakkında?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nasıl başedebiliriz bu Marangoz-kralla?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;John kendi vaftiz olayına girdiğindeki John'dan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Büyük olan bir adamla?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caiaphas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ahmaklar! Göremiyorsunuz!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kaybedebileceklerimiz sandığınızdan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çok daha titretici&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onu tamamen ezmeliyiz&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ezmeliyiz ki halefi John'dan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu İsa ölmeli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ülke'nin salahiyeti için&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu İsa ölmeli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölmeli, ölmeli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu İsa ölmeli&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-2487258865352145155?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/2487258865352145155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=2487258865352145155' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2487258865352145155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/2487258865352145155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/bu-isa-lmeli-jcsyi-trkeletirme-projesi.html' title='Bu İsa Ölmeli (JCS&apos;yi Türkçeleştirme Projesi Bölüm Dört)'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4071995744065402304</id><published>2009-01-07T03:05:00.000+02:00</published><updated>2009-01-07T03:06:06.135+02:00</updated><title type='text'>Her Şey Gayet İyi (JCS'yi Türkçeleştirme Projesi Bölüm Üç)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; "&gt;&lt;div style="border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mary Magdalene&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Endişelenmemeye çalış&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çalış seni üzen meselelere&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;odaklanmamaya&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çünkü bilmiyor musun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şeyin gayet iyi olduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ve istiyoruz senin bu gece iyi uyumanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Dünyayı sensiz dönmeye bırakmanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eğer denersek&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yapabiliriz belki&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O yüzden bu gece tamamen unut bizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar&lt;br /&gt;Her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mary Magdalene&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Uyu ve seni rahatlatayım&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sakinleştireyim ve zenginleştireyim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Otlarla soğutayım sıcak alnını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra hissedeceksin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şeyin iyi olduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ve rahatlatıcı otların tatlılığı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İyi gelecek alevine zihninin ve ayaklarının&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kapa gözlerini ve rahatla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Düşünme bu gece nasıl döndüğünü dünyanın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar&lt;br /&gt;Her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Judas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kadın, otlardan yapılmış kremlerin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yepyeni ve pahalı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fakirler için saklanmalıydı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neden çarçur edildi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Belki edinebilirdik 300 gümüş veya fazlasını?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aç insanlar, ölen insanlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Daha önemliler, senin ayağından ve zihninden!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mary Magdalene&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Endişelenmemeye çalış&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çalış seni üzen meselelere&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;odaklanmamaya&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çünkü bilmiyor musun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şeyin gayet iyi olduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar&lt;br /&gt;Her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jesus&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Herhalde iddia etmiyorsun&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her fakiri derdinden kurtaracak kaynaklarımız olduğunu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her zaman her yerde fakirler olacakken&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onlar acınası bir şekilde çırpınacakken&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İyi şeylere odaklanmaktan başka yapacak bir şey olduğunu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Düşün, ben hala hareket edebilirken, sen beni hala görebilirken&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kayıp olacaksın, üzgün olacaksın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra ben gittikten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mary Magdalene&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Uyu ve seni rahatlatayım&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sakinleştireyim ve zenginleştireyim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Otlarla soğutayım sıcak alnını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra hissedeceksin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Her şeyin iyi olduğunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ve rahatlatıcı otların tatlılığı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İyi gelecek alevine zihninin ve ayaklarının&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kapa gözlerini ve rahatla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Düşünme bu gece nasıl döndüğünü dünyanın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kadın&lt;br /&gt;Her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Evet, her şey gayet iyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4071995744065402304?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4071995744065402304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4071995744065402304' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4071995744065402304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4071995744065402304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/her-ey-gayet-iyi-jcsyi-trkeletirme.html' title='Her Şey Gayet İyi (JCS&apos;yi Türkçeleştirme Projesi Bölüm Üç)'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-1633229995377464150</id><published>2009-01-04T20:30:00.000+02:00</published><updated>2009-01-04T20:31:20.175+02:00</updated><title type='text'>Olay Nedir/Pek Bir Garip (JCS'yi Türkçeleştirme Projesi bölüm iki)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; "&gt;&lt;div style="border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Havariler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Olay nedir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Söyle bana neler olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neden bilmeliymişsiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Düşünmeyin siz geleceği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Denemeyin ileriyi düşünmeyi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yarını yarına bırakın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Odaklanın onun yerine bugüne&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Havariler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Olay nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Söyle bana neler olacak?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İsa&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Size numaralar ve gerçekler sıralayabilirim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Planları ve olacakları bile paylaşabilirim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nereye gittiğimi bile söyleyebilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havariler&lt;br /&gt;Ne zaman &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;gidiyoruz Kudüs'e?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa&lt;br /&gt;Neden bilmeliymişsiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neden bu kadar takılmışsınız dövüşmeye?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Zamanlara ve kaderlere karar veremezsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Anlasaydınız gittiğimiz yolu,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Anlardınız benden çok daha az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havariler&lt;br /&gt;Olay nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Söyle bize neler olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mary&lt;br /&gt;Bırak deneyeyim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Seni biraz rahatlatmayı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa&lt;br /&gt;Mary, ah, bu çok iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz orada her şeyi yanlış yaparken&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mary tek başına denedi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bana ihtiyacım olan şeyleri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Vermeyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havariler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Olay nedir?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Söyle bana neler olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Judas&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Pek bir garip&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Pek bir şaşkınlık verici&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Senin gibi birinin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onun gibi bir kızla vakit geçirmesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Anlıyorum pek tabii&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Seni eğlendirdiğini&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fakat izin vermek seni öpmesine&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tarasın diye ona bırakmak saçını&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Pek de sen gibi değil, değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İtiraz etmiyorum ama, ekmek kazanma yoluna&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fakat pek uymuyor senin öğrettiklerine&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yardımcı olmuyor bize&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Senin çelişmen kendinle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sadece bir sebep daha bekliyorlar onlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tıkmak için hepimizi içeri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;İsa&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kimsin sen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;onu aşağılayacak?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kimsin sen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ona böyle kaba davranacak?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bırak onu, bırak şimdi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bırak onu, haline kendi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bırak onu, o benimle şimdi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eğer tertemizsen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O zaman çamur at&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eğer değilsen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O zaman onu yalnız bırak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havariler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hey İsa, hadi, İsa, lütfen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İsa&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sizin gibi adamların&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sığ, yavaş ve aptal olması&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şaşırtıyor beni&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aranızdan tek birinin bile gitmişim gelmişim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Umursamaması&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Havariler, Judas dışında&lt;br /&gt;Hayır, hayır, tabii ki hayır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hiç olur mu, katiyen hayır&lt;br /&gt;Nasıl söylersin bunu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Nasıl söylersin bunu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa&lt;br /&gt;Tek biriniz bile... tek biriniz!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-1633229995377464150?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/1633229995377464150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=1633229995377464150' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1633229995377464150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/1633229995377464150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/olay-nedirpek-bir-garip-jcsyi.html' title='Olay Nedir/Pek Bir Garip (JCS&apos;yi Türkçeleştirme Projesi bölüm iki)'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8213863721743943129</id><published>2009-01-04T09:07:00.004+02:00</published><updated>2009-01-04T09:21:36.124+02:00</updated><title type='text'>Zihinlerindeki Cennet (JCS'yi Türkçeleştirme projesi bölüm bir)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Judas&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Her şey belirgin şimdi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Nihayet, gün gibi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Görebiliyorum, nereye gideceğimizi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ayırırsan Tanrı'dan kişiyi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Görebilirsin, nereye gideceğimizi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;İsa!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;İnanmaya başladın,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;hakkında dedikleri o şeylere&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;inanıyorsun insanların&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Tanrı muhabbetlerine&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve yaptığın tüm iyilikler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Silinip gidecekler&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Çünkü daha önemli oldun sen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Söylediğin şeylerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;İsa dinle,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;sevmiyorum gördüklerimi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve sadece beni dinle istiyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve unutma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Senin için hep oradaydım&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Hepsini ateşe verdin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Sanıyorlar tanık olduklarını bir mesihe&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve canını yakacaklar gerçeği öğrendiklerinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Hatırlıyorum tüm bu işin başladığı günleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Tanrı muhabbeti yokken, sana insan derken&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve inan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Sana olan sevgim hiç küçülmedi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Fakat bugün söylediğin her kelime&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Oluyor başka bir şey, başkasının dilinde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve canını yakacaklar eğer yalan söylediğini düşünürlerse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Nazareth'in en ünlü evladı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Evinde kalmalıydı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Babasının yanında marangozluk yapmalıydı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;İyi masalar, sandalyeler sandıklar yapardı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Hepsi de İsa'ya tam uyardı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Kimse zarar görmezdi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Kimse panik olmazdı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Dinle, İsa, umursuyor musun hiç ırkını?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Görmüyor musun kendimize yetmemiz gerektiğini?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Dertlerimiz var,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Unuttun mu ne kadar zorda olduğumuzu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Kalabalık korkutuyor beni,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Çok gürültülüyüz artık çünkü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Ve çok abartırsak ezecekler bizi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Eğer çok ileri gidersek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Lütfen İsa, uyarımı dinle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Hatırla ki yaşamamızı istiyorum sadece&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Fakat şansımız azalıyor her geçen saniye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Takipçilerin kör olmuşlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Kafalarında sadece cennet var&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Belki güzeldi, ama artık sadece acı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;Sadece&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" ;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'trebuchet ms';"&gt;acı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8213863721743943129?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8213863721743943129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8213863721743943129' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8213863721743943129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8213863721743943129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/zihinlerindeki-cennet-jcsyi-trkeletirme.html' title='Zihinlerindeki Cennet (JCS&apos;yi Türkçeleştirme projesi bölüm bir)'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7748105701285762098</id><published>2009-01-02T11:32:00.002+02:00</published><updated>2009-01-02T11:47:47.145+02:00</updated><title type='text'>Here he comes now, stick to your guns and let him through.</title><content type='html'>Ya ben kaç zamandır "bloga yakınacak bir şeyim yok lan" diye yakınıyordum, çünkü biliyorsunuz yakınmadan süper yazı materyali çıkıyor (ironik değilim ya, hakikaten öyle), sonra aklıma birden bir şey geldi biriyle konuşurken, çok güzel yakınabilirim diye düşünmüştüm hatta. Neydi ama?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse artık ya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı insanların hayatlarının garip bir tek doğrultusu var, bende o acayip bir şekilde hiç olmadı. Bir arkadaşım var mesela, müzik dinlemek ve yapmak hayatındaki en büyük tutku. Ürettiği de, tükettiği de müzik, hayatı çok müziksel bir çevre içinde ilerliyor. Ben böyle olmadım hiç. Ben müzik tüketip yazı ürettim, film izleyip yazı ürettim, fakat garip bir şekilde bunların içinde çok nadir istisnalar dışında hiç bir okuma eylemi beni yazmaya itmedi. Hayır bir sorunum da yok, ama yine de ilgi çekici. Bu arada evet buydu yakınacak şeyim. Tamam gelmeyin üstüme.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2009'a How I Met Your Mother izlerken girdim, daha doğrusu tam 00.00'da bitti seyrettiğim bölüm. Eşek tepmiş gibi güldüm falan, komiğime gitti ya. Sonra bir iki saat falan daha takılıp dönüp yattım. Bu kadar da na-fantastik bir yılbaşım oldu yani. 2008'e de yanlışlıkla girmiştim zaten, annemin yaptığı bir espriye gülüyordum sonra saati bir kaldırmıştım 00.01 falan. Neyse 2006'ya da SM Library'de girmiştim, böyle garip şeyler oluyor bende demek ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yazının da ne moronik, ne sığ, ne seviyesiz bir üslubu oldu ya. Ama gerekliydi biliyor musun, çok sanatsallaşmıştım, arada bir iki "2006 senesi kısa blog postu" Yiğitcan'ına dönmem gerekiyor sanırım o sanatsala tekrar çıkmam için. Ya da bilmiyorum, yapacak kapasitem an itibariyle olmamasına rağmen yine de yapmak için diretmemin de bir sonucu olabilir bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ay aman bırak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7748105701285762098?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7748105701285762098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7748105701285762098' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7748105701285762098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7748105701285762098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2009/01/here-he-comes-now-stick-to-your-guns.html' title='Here he comes now, stick to your guns and let him through.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3904826344746449676</id><published>2008-12-30T08:03:00.003+02:00</published><updated>2008-12-30T09:57:36.049+02:00</updated><title type='text'>Oh cheeky cheeky, oh naughty sneaky.</title><content type='html'>Bu sene garip bir şekilde, diğer senelerin aksine, diğer tüm sanat dallarıyla kıyaslayınca söyleyecek en fazla şeyimin oyunlarda yattığını keşfettim. 2008 benim için ÖSS yüzünden kültüre kendimi kapattığım bir seneydi, fakat aynı senede Oyungezer de başıma geldiği için oyunlara bir türlü kendimi kapatamadım. O yüzden, senenin en iyi filmi veya albümünü seçmek yerine, tam bu noktada izninizle, senenin en iyi oyununa dair ödüller dağıtmak istiyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun fragmanı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;GRAND THEFT AUTO IV: "Everyone's a Rat"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun fragmanı: ROCK BAND: "Highway Star")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Niko'nun macerası benim gözümde San Andreas'tan geriye (ya da en azından yana) doğru atılmış bi adımdı, fakat bu GTA IV'ün oyunlara ve dünyaya yaptığı etkinin ne kadar büyük olduğunu değiştirmediği gibi, o oyun çıkana kadar yaptığım heyecanın en az o etki kadar büyük olduğu gerçeğini de değiştiremedi. Çıkmasını senelerdir beklediğim bir oyundu GTA IV, zira San Andreas da, Vice City de, III de ve hatta ilk GTA da hayatımı değiştiren oyunlardılar. Bu kadar beklenti bile tek başına akıl almaz derecede yüksekti, fakat şu an tek bir gerçekten yüzde yüz eminim, aynı beklentiyi sadece Everyone's A Rat'i seyrederek de yaratabilirdim. Müthiş bir müzik, müthiş bir düzenleme ve sonunda sizi "bu oyuna ihtiyacım var" diye çığırtacak bir fragman. Everyone's A Rat, hiç tereddütsüz, 2008'in en iyi fragmanı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun şarkısı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;MIRROR'S EDGE: "Lisa Miskovsky - Still Alive"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun şarkısı: PORTAL: "Ellen McLain - Still Alive")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Mirror's Edge'in grafiklerinin, dinamiklerinin, karakterinin ve hatta cd kabının bile ayrı bir havası vardı, bu tartışılamayacak kadar barizdi üstelik. Minimalliğin içinden tüm dünyanın sanatını çıkarmaya yönelik bir hoşnutluktu Mirror's Edge'inki, iyi ki de o hoşnutluğa denk gelebildik DICE sayesinde. Fakat yine de, Mirror's Edge'in denklemi her ne kadar tek başına dayanabilecek gibi gözükürse gözüksün, bence tek bir noktayı, Still Alive şarkısını çıkarırsak, çok büyük bir şey kaybedecekti Faith'in oyunu. İlk fragmandan son videoya kadar sanki hep bizimleydi Still Alive, ve hep bir şekilde oyunun hissinin nasıl olacağı konusunda söz sahibiydi. Ya bir de her sene en iyi oyun şarkısı Still Alive mı olacak bundan sonra ya?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun karakteri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FABLE II: Köpek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun karakteri: RAYMAN RAVING RABBIDS 2: Rabbidler)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ben ömrümde onlarca rol yapma oyunu oynadım, hepsinde karakterlere büründüm, arkadaşlar, düşmanlar edindirttim karakterime. Fallout'taki Dogmeat vurulunca karakterimi sinirlendirdim, Mass Effect'te Ashley ile Kaidan arasındaki seçimde Shepherd'ın acısını yarattım, fakat hiç bir oyunda, hatta hayatımın dijital hiçbir evresinde, ben, biraz toplu, saçı sakalı birbirine karışmış, bir doksan boyundaki sahici ben, bir oyunun içindeki bir şeyi bu kadar umursamamıştım. Fable 2'nin tanıtımı boyunca Molyneux köpek diyip durmuştu, dalga bile geçmiştim oysa ki... nereden bilebilirdim ki? Oyunun finaline yaklaştıkça seçimlerimin sonuçlarını ben hissediyordum, seçimleri de ben yapıyordum zaten, ama hislerin de bana ait olacağı hiç aklıma gelmemişti. Son sahnede, yapmam gereken son seçimde, ömrümde bir oyun içerisinde ilk defa, seçimi ellerimle yaptım ben. Bir kontrolör yardımıyla değil... ellerimle, hislerimle, gözlerimle. Köpeğim olmadan mümkün olamazdı bu. Teşekkürler Molenü, teşekkürler köpek.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun mekaniği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;PRINCE OF PERSIA: Elika&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun mekaniği: SUPER MARIO GALAXY: Gezegensel platform)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İtiraf edeyim, korkmuştum. Oyunlarda başarısızlığın tamamen kesilmesinin başarının da eşit derecede gitmesi demek olduğunu biliyordum ve oyunlar eğer başarıyı hissedeceğimiz bir yer olmayacaklarsa hakikaten de bir hayli gereksiz şeylerdi. O yüzden Elika'nın yeni PoP'ta bizi her düşüşümüzde kurtaracak olması biraz tüyler ürperticiydi. Yanılmışım, hem de çok. Elika'nın her düşüşümüzde bizi tutması basitçe sinir bozucu her şeyin kırpılması, başarısızlık hissinin değil. Prince'in savaşlarda ölmemesi, sadece başarısız oldukça savaşın uzamaya devam etmesi, Elika'nın her uçurum başında alınan otomatik bir quick save vazifesi görmesi, hepsi bir şey yaratıyor gerçekten de, ama bu korktuğumun aksine başarı hissinin kaybı değil. Bunların hepsi basitçe sizin asla "eeeh yeter lan" diyip oyunun başından kalkmanızı sağlıyor... başarı hissine hiç de dokunmadan üstelik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en yenilikçi oyun mekaniği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;AUDIOSURF: "Ride the music"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en yenilikçi oyun mekaniği: ROCK BAND: Tüm Rock grubu)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Oyun dünyasında şu cümleyi söyleyebilecek duruma gelmek her oyuncunun kutsal kasesidir: "Ben ömrümde böyle hiçbir şey görmedim.". Oyunları bunu bize söyletiyor mu diye yargılarız ilk önce, klişe oyunları azarlar, yenilikçileri alkışlarız. Bu politikayı eğer bu sene de devam ettirdiysek (ki ben ettirdim) o zaman alkışlarımızın en büyüğünü Audiosurf'e vermemiz gerekecek hiç tereddüt etmeden. Audiosurf, açıp, bir müzik seçip o müziğe "binmeye" başladığınızda daha önce oynadığınız hiçbir şeye benzemeyen bir şey sunuyordu size. Tabii, zirilyon tane ritm oyunu var piyasada, ve evet, birçoğunun prodüksiyon değerleri Audiosurf'ün asla yarışamayacağı seviyelerde. Ama hepsi de, bilmem dikkat ettiniz mi ama... devam oyunları. Ve Audiosurf, devam oyunlarının at sürdüğü şu oyun dünyasında, benim bu sene "daha önce hiç görmediğim" tek şeydi. Mükemmel değildi, ama kesinlikle "yenilikçiydi".&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun seslendirmesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FALLOUT 3: Malcolm McDowell - Başkan John Henry Eden&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun seslendirmesi: CRYSIS: Bora Sivri - Prophet)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Malcolm McDowell, ömrümün en naçizane filmlerinden A Clockwork Orange'a aşık olduğumdan beri saygıyla ve sevgiyle takip ettiğim adam. Heroes'tan beri ne yapıyor, ne ediyor bilmiyordum, iyi ki bilmiyormuşum da, Fallout 3'teki işi çok güzel bir sürpriz olmuş. Washington'ın nükleer atığa dönüşmüş versiyonunda yalnızlıktan sıkılırken PipBoy 3000'imden gelen bandolu marşlı müzik bir şeye alamet olmalıydı, anlamalıydım. Meğerse bu seneki en iyi seslendirmeye alametmiş, McDowell'in Henry Eden'ına. Başkanlığının meşru olduğuna dair insanları ikna etmeye çalışan sesiyle dinlemesi en eğlenceli propagandaydı benim adıma Eden'ın propagandası. Çölün her yerinden çekmeyen ve arada gidip gelen Galaxy News'ın aksine billur gibi akan Eden, bence kesinlikle bu senenin en akılda kalıcı seslendirme performansının sahibiydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en acayip oyun-içi anı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;SPORE: "UFO'ların gelişi"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en acayip oyun-içi anı: CRYSIS: "Kodumunun Korelileri")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Burada bir şeyi açıklığa kavuşturmak istiyorum, az sonra anlatacağım şey, benim oyunu oynarken yaşadığım bir şey olmasına rağmen, şans eseri yaşadığım bir şey değil, oyunun benim yaşamamı istediği bir şey. Ve burada sözü geçen şey, Spore'daki UFO'lar olduğu için de, iyi ki de oyunun benim yaşamamı istediği bir şeymiş diyebilirim rahatlıkla. Şunu düşünün; hücre safhasından yeni kurtulmuşsunuz. Kol bacak kavramına yeni alışıyorsunuz, oyunu da ilk oynayışınız. Koştura koştura komşu ırklardan birine gidiyorsunuz, dans mı edesiniz yoksa kıtır kıtır milleti yiyesiniz mi karar verememişsiniz. Sonra birden, her yer kararıp sallanmaya başlıyor, yukarıya bakmaya çalışıyorsunuz ve... oha! Bir UFO, kanka olmaya çalıştığınız ırkın bir mensubunu kaçırıyor lan? Şoke olursunuz, geçer sonra. Asıl şok oyunun ilerleyen safhalarında gelecektir çünkü... zira uzay safhasında, ilk gezegene gidip bir başka gezegeni teraforme etmek için ekolojik örnek toplarken bir şeyi fark edersiniz... siz bir UFO'sunuzdur ve bu gezegenden bir ırk örneği topluyorsunuzdur. Lan? (Not: Senenin en iyi dramatik anı da aklımda var, fakat çok büyük bir spoiler olduğu için Fable 2 kitlelere yayılana kadar beklemek istiyorum =)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun müziği&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;SUPER SMASH BROS. BRAWL: "Main Theme"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun müziği: POKéMON DIAMOND&amp;amp;PEARL: "Wild Pokemon Battle!")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Super Smash Bros. Brawl'ın başardığı milyonlarca şey var fakat bence en önemlisi, tartışılmaz derecede epik bir Nintendo envanteri olması. Tüm ünlü/ünsüz Nintendo karakterleri, efsanevi oyunların bir iki dakikalık demoları ve hepsinin oyun dünyasında yer etmiş mükemmel şarkıları. Fakat bu Nintendo şarkılar zevk aleminden aklımda benim yine de, n'aparsam yapayım, tek bir şarkı kalıyor: SSBB ana teması. O epik, tanrısal savaş alanı teması, Final Fantasy'nin müziklerini senelerce yaratmış olan Nobou Uematsu'nun ellerinden mükemmel bir şekilde akıyor sanki. Senelerin birikimi bir kenarda dinlettirmek için bekliyor kendini ama bir şekilde aklınız hep ilk duyduğunuza gidiyor... sadece ve sadece, diğer her şey öte tarafta dururken bunu yaptırabildiği için, kendini her şeye rağmen dinlettirebildiği için Uematsu'nun ana teması kesinlikle senenin en iyi oyun müziği.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun başlangıcı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FALLOUT 3: "Are you a boy, or are you a girl?"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun başlangıcı: METROID PRIME 3: "Bir Nintendo oyununda seslendirme?")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Fable 2'nin oyunun içine yayılmış karakter yaratımı gerçekten de etkileyiciydi, ama bir şekil birinin arayışı kompakt şeylere yönelmişse eğer, o zaman Fallout 3'ün Liam Neeson'un sesiyle başlayan bizi doğurttuğu sekansı, gerçekten etkileyicilikte kimseyle yarışacak durumda değildi. Tipimize göre babamızı ayarlayan, bebek adımlarımızı skill dağıtımına bağlayan, çocukluk kavgalarımızdan iyiliğimizin ve kötülüğümüzün temellerini bize attıran bir başlangıçtı Fallout 3'ünki. Anket doldurmaktan ziyade anket yaşıyormuş gibi bir hissi vardı ve bu, Fable 2 gibi tüm oyuna yayılmış yaratım sürecini tercih etmeyenler için tıpta gelinebilinecek son noktaydı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun finali&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FABLE II: Seçim&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun finali: CALL OF DUTY 4: "Oha.")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Spoiler vermek istemediğimi söylemiştim zaten az önce... fakat bunu bir şekilde size anlatmam gerekiyor yine de. O seçimi, omuzlarıma binen o yükü söylemem gerekiyor. Sorun şu ki, Fable 2 teorik olarak bitmeyen bir oyun, fakat yine de ana hikayesi bitiyor. Üç şey sunuyor size Fable 2, bencil güç, bencil sevgi ve diğerlerine kendi zararınıza rağmen yapacağınız dünya üstü yardım. Bencil gücü direk eleseniz bile, sadece bir RY öğesi olarak alsanız bile diğer ikisi arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Fable 2'nin dünyası o kadar gerçekçi boğuyor ki sizi, bencil sevginizi de, dünyanın yaşayacağı sevinci de hissedeceğinizi biliyorsunuz ve bir şekil seçim yapmak imkansıza yaklaşıyor. Ve en sonunda seçiminizi yapıp sonucunu Albion'da gördüğünüzde, ya tüm dünya buna değmiş gibi gözüküyor, ya da pişmanlık hafiften dürtmeye başlıyor sizi. Aynı gerçek bir seçim yapmışsınız gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun stüdyosu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FABLE II: Lionhead Studios&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun stüdyosu: CALL OF DUTY 4: Infinity Ward)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Molyneux'nün bir şekil başaracağını biliyordum, ilk Fable'dan beri, vallahi, billahi biliyordum. Verilip tutulmayan sözlerin adamı, basın konferanslarında havadan zembille yeni özellik uydurmayı seven yapımcı dedik adama senelerce ve bütün bunların ışığında Fable 2 için sadece "köpek" dedi. Köpek'iyle beraber Fable 2 gayet neşeli bir şekilde geldiğinde ise sessizce öylece kaldım ben. Molyneux'ye ettiğim tüm lafları zevk içinde yemiş biri olarak "Köpek" diyebildim sadece. Sene içerisinde "yapamaz" denilen şeyleri yapan firmalar vardı, kendisinden hiç beklenmeyen bir atmosfer ortaya koyabilen Bethesda gibi. Veya yenilikleriyle korkmadıklarını belli eden DICE gibi, Maxis gibi firmalar da vardı. Hatta EA bile dört yeni fikri mülkle gönlümü çalabilirdi, fakat seneler sonra, en sonunda "zekice ama kusurlu" oyunlar yapmayı aşıp, zekice ve bütün bir oyun yapan Molyneux ve Lionhead, bir şekil benden bu onuru almalıydı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyun atmosferi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;WARHAMMER ONLINE: AGE OF RECKONING: "War is coming"&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyun atmosferi: BIOSHOCK: "I chose the impossible, I chose Rapture")&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Savaş geliyor dedi ya EA, ben anlattım ya size hep bunları her yerde, Can'a ss'leri gösterip güldüm ya "oğlum bu mu lan savaş" diye? Ne kadar hatalıymışım, ne kadar büyük bir kabızlıkmış yaptığım. Warhammer Online hakikaten de, başka hiçbir şey olmasa bile, savaşı getiriyormuş ya evimize? PvP'si RvR formatında inanılmaz erişilebilir ve inanılmaz zevkliydi WAR'ın, sadece bu bile savaşın gelmesine yeterli olabilirdi. Ama yetmedi. Warhammer Online her ırka bambaşka bir atmosfer verdi, savaşın bambaşka bir tarafını yansıtan. Dark Elf'ler sapık bir zevk alıyordu savaşın vahşetinden... Chaos o vahşeti disiplinize ederek saldırıyordu Empire'daki kuzenlerine. Empire vebayla onurlu bir şekilde boğuşmaya çalışıyordu. Dwarf'lar gururlarına ve komplekslerine güvenerek savaşa bağlanıyorlarken High Elf'ler asaletlerini korumak üzerine yoğunlaşıyorlardı. Her ırkın bu kadar net bir atmosferi olması bile etkileyiciyken, yeterli olabilecekken, hepsinin bu kadar net savaşa bağlı olması daha çarpıcıydı. Ve bir şekilde WAR, tüm kusurlarına rağmen, hakikaten de savaşın geldiği oyun oluvermişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Senenin en iyi oyunu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;FABLE II&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;(2007'nin en iyi oyunu: SUPER MARIO GALAXY)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Şüpheniz mi vardı? Karakterlerce, harflerce övdükten sonra, şu raddeye geldiğinizde başka bir şey söylememi mi bekliyordunuz? Beni sıkıştıran, sinirlendiren, kızdıran, sevindiren, garip şeyler yaşamamı bekleyen bir oyundu Fable 2. Oyundaki karakterimi değil, rolünü yaptığım şeyi değil, beni. Fable 2, karakterimi "oynattığım" "oynadığım" veya "izlediğim" bir oyun değildi. Fable 2 benim Albion'da geçirdiğim 20-25 saatin dökümanıydı. Değiştirdiğim şehirlerin, çocuklarımın, anılarımın olduğu bir 25 saat. En önemlisi de, köpüşümün olduğu bir 25 saat. Bir şekilde Fable 2 bana bir oyun tecrübesi değil, Albion'a bir astral seyahat bileti çıkarmıştı 60 dolarlık kutusunun içinden. Önceleri çok fiks bir tecrübe yaşıyor herkes sanmıştım fakat konuştuğum hiç kimsenin Fable 2 macerası aynı olmayınca, kimse aynı şeyleri benim gibi yaşamış çıkmayınca, tek bir şeye kanaat getirdim. Fable 2, bu senenin en iyi oyunuydu ve muhtemelen benim tüm zamanlarda oynadığım en iyi oyunlar listesinde en üst sıralara çok yakındı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-3904826344746449676?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/3904826344746449676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=3904826344746449676' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3904826344746449676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/3904826344746449676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/12/oh-cheeky-cheeky-oh-naughty-sneaky.html' title='Oh cheeky cheeky, oh naughty sneaky.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-8625288498370822571</id><published>2008-12-26T05:09:00.002+02:00</published><updated>2008-12-26T06:02:08.227+02:00</updated><title type='text'>Photographers snip snap, take your time she's only learning.</title><content type='html'>Bir silah var. Bir adamın ufak bir eli var silahı tutan. Sonra bir silah daha var, karşı karşıya duruyorlar diğer silahla. Bir başka bir adam, bir başka el var silaha tüm yaşamı oymuş gibi sarılan. İlk el titriyor yavaşça, ateş etmek istiyor, dayanamıyor karşısındakine. Her şeyinden tiksiniyor onun, kokusundan, nefesinden, renginden, silahından. Fakat vurmuyor... kendi elindeki silah ateş alırsa sadece kendi intiharını teyit ettireceğini biliyor, öyle sanıyor, zorlamak istemiyor. Riskler alınmıyor hiçbir zaman o iki silahın karşı karşıya durduğu dünyada. İlk el asla nefretini barut yardımıyla kusmuyor karşıdakine. Ve sıkışmış durumda hissediyor kendini, nefretini aşacağını biliyor, ama bu seferlik nefretimi kusmayı hak ettim diyor kendi kendine. Bu seferlik hakettim diyor ama asla ateş almıyor o silah. Ve o ufak el indiriyor silahını. Sırtını dönüyor ve oturuyor yere yavaşça ve sakince şarkı söylemeye başlıyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tucson'daki denge halimi benimsemişim ben lan... Portland'da kar yüzünden tıkılı geçirdiğim her an Tucson'daki odamı, konsollarımı, arada gidip buzdolabından kola açıp koltukta NFL seyreden host babama "naber Jim" demeyi özlemişim. Portland'da inişler ve çıkışlar var fakat ben denge hususunda takılı kalmışım. Başka kelimelerle çok şanslıymışım ve üstelik farkındaymışım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İzlemem gereken çok 2008 filmi, dinlemem gereken çok 2008 albümü var, fakat garip bir şekilde her sene geride kalan oyun kategorisinde bu sene bir açık yok. Geçen senelerde olmayan Oyungezer bu sene yeşillenmişti biliyordum ama bu kadar net bir etkisi olmasını da beklemiyordum. 2008'in en iyi filmi nedir net bir şekilde söyleyecek kadar bile film seyredemedim fakat 2008'in tür tür en iyi oyunları konusunda ahkam tutabiliyorum rahat rahat. Ben bir Gomorra'yı seyredeyim, Curious Case'e de gitmeye çalışayım en iyisi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mosmor her yer, parlıyor neredeyse. Hiçbir şeyin anlamının olmadığı fakat her şeyin birbiriyle bağlantılı yaşadığı gerizekalı bir sığlık var o morluğun sularında. Tek bir parça bile yok bir şey ifade eden, her şey susmuş, herkes bırakmış tüm sözlükleri. Herkesin canı acıyor ve hiç kimsenin aspirini yok, köpekler bile ömürlerinin son günlerinde söyleyecek bir şey bulmaktan acizler. Tüm varlıklar te bir yıldızın üstünde buluşmuş gibi sanki, her şey ve herkes birbirine yavaşça bakıp hızlıca kafa sallıyor. Kimse düşünmemiş ilerisini ve gerisini ve herkes aynı yerde aynı şekilde ölmeye hazır. Gözler kapatılıp şarkılar söylenmeye başlamış saçları suratında olan adamlardan, gözler parlamış flaşların ışıltılı yansımalarında. Yalanlar söylenmiş ve doğrulara inanılmış. Sonra çok da uzun olmayan bir sürenin sounda,  bir adam, sakince bir nokta koymuş bir yazıya.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-8625288498370822571?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/8625288498370822571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=8625288498370822571' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8625288498370822571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/8625288498370822571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/12/photographers-snip-snap-take-your-time.html' title='Photographers snip snap, take your time she&apos;s only learning.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-4657409485266838666</id><published>2008-12-12T10:19:00.002+02:00</published><updated>2008-12-12T10:30:53.528+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>beni düşündüren filmler, onları izledikten sonra üzerlerine düşündüğüm, yazdığım, birilerine anlattığım filmler. o kadar fazla yaşadım, tecrübe ettim ki bunları, artık bizzat hayatımın bir parçasılar, benler, birikimimler, eksiksiz. çok gördüm böyle filmleri, çok, çok fazla gördüm hem de.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama beni &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;susturan&lt;/span&gt; bir film hiç görmemiştim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dancer in the dark'ı seyrettim isabetli bir gece. bitti, kapı çaldı, etkilenmemiş gözükmeye çalışarak açtım, birileri bir şeyler söyledi, ben cevap verdim, bir şeyler bile yapmış olabilirim belki, ama en sonunda... çöktüm, yere, olduğum yere, ayaklarımın durduğu yere oturdum, kafamı ellerimin arasına aldım ve dinledim. her yerimi saran duygularımı, hislerimi, ağlamaya hiç olmadığı kadar yaklaşmış gözlerimi dinledim, bekledim ve beklemekten başka hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi hissettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kalktım, pc'nin başına oturdum, birisi bir şeyler dedi msn'den, cevap vermek istediğim birisi'ydi, az önce hayatımın filmini seyrettim dedim ona, sözünü keserek. herkese böyle anlatmıştım across the universe'i, fountain'i, ondan çok önce seven'ı, fight club'ı ve çok küçükken braveheart'ı. ama ondan sonra hangi film, niye hayatının filmi dedi, across the universe'i de, fountain'ı da, seven'ı da anlattığım kişiler de demişti bunu. onlara uzun uzun filmin niye bu kadar büyülü olduğunu anlatmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ona cevap veremedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;vermek istemedim, dancer in the dark'ın bendeki izi kalsın istedim, biraz daha sarılmak istedim o filmin bana dokunduğu yerlere. beklemek istedim tekrar ve bir anda ellerim kafamı sarmalarken i've seen it all'ı söylüyordum kendi kendime. görecek ne var ki demek istiyordum, inanmama rağmen, o kadar güzel söylenmişti ki bu, o kadar hissedilmişti ki anlatılırken, su gördüm, ve su, sadece sudur demek istedim hiçbir şeye dokunmadan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dancer in the dark'ı izleyeli üç gün geçti, hiç bu kadar beklememiştim sevdiğim, aşık olduğum bir şeyi anlatmak için. güç topladım, anlatabilmek için, bekledim biraz. tek fark, kafam ellerimin arasında değildi bu sefer, zihnimdi sarmalanmaya, durmaya ve beklemeye ihtiyaç duyan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rahatlıktan başka bir kaygısı olmayan amerikan sinemalarıyla o kadar uzun süredir muhattaptım ki, there will be blood'dan beridir ana gayesi duygularını çevirmek, öldürmek, yaşatmak ve duygular yaratmak olan bir film seyretmemiştim. korkutan, iğrendiren, sevdiren ve sevdirten bir film olarak bıraktı hayatıma izini dancer in the dark. her şeyini, her karesini sevmedim, sevmem de gerekmiyordu, sevmemem gerekiyordu, anlıyordum çünkü peter stormare'in karakteri müzikallerde insanlar neden şarkı söylemeye başlar ki dediğinde, von trier'in neden kamerayı salladığını, renklerin neden selma'nın zihninde parlak, dünyasında sönük olduğunu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dancer in the dark.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;beni konuşturan onlarca filmin arasından, yüzlercesinin arasından, beni üç gün boyunca susturanına hiç rastlamamıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;teşekkür ederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok teşekkür ederim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-4657409485266838666?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/4657409485266838666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=4657409485266838666' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4657409485266838666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/4657409485266838666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/12/beni-dndren-filmler-onlar-izledikten.html' title=''/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7451600341697537114</id><published>2008-12-09T08:44:00.002+02:00</published><updated>2008-12-09T08:50:35.202+02:00</updated><title type='text'>I cannot believe my eyes, how the world's filled with filth and lies, and it's plain to see that the evil inside of me is on the rise.</title><content type='html'>Dr. Horrible's Sing-Along Blog... ömrümde 43 dakikaya sığan bu kadar bütün, bu kadar hissiyatlı, bu kadar tamamlanmış bir şey seyretmemiştim. Her yerde defalarca söylerim, buradan da söyledim milyonlarca kere, ben, seyrettikten sonra bana günlerce kendisini düşündürten üç şey seyretmiştim Dr. Horrible'a kadar, A Clockwork Orange, The Fountain ve Across the Universe. Hepsi bana göre mükemmel filmlerdir, hepsinden aklımda mükemmel müzikler, mükemmel sahneler ve mükemmel oyunculuklar kalmıştır ama hiçbirini, bugün, tüm bu mükemmelliklerinin farkında olarak, Dr. Horrible'ın önüne koyamıyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dr. Horrible's Sing-Along Blog, benim ömrümde seyrettiğim en iyi "şeylerden" biri... ve ben onu anlatmak zorundayım kesinlikle. Çünkü başından sonuna kadar tek bir sahnenin kopuk, tek bir konunun eksik hissedilmediği çok iş göremezsiniz sanat dünyasında. Her şeyin bir kusuru varmış gibi gelir... Dr. Horrible, 43 dakikayla sınırlı kalmasını kurban olarak veriyor bütünlük için ve bu bütünlük o kadar büyülü ki tekrar defalarca izlediğinizden, şarkılarını dinlediğinizden hiç umursamıyorsunuz kaç dakikaymış. İki kere seyrettim dünden beri... bir kere daha seyredebilirim, sonra bir defa daha... hiç umrumda değil, çünkü söyledim ve daha çok daha söyleyeceğim, Dr. Horrible benim seyrettiğim en iyi "şeylerden" biri ve ben onu seyretmeye doyacak gibi gözükmüyorum şu an.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7451600341697537114?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7451600341697537114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7451600341697537114' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7451600341697537114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7451600341697537114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/12/i-cannot-believe-my-eyes-how-worlds.html' title='I cannot believe my eyes, how the world&apos;s filled with filth and lies, and it&apos;s plain to see that the evil inside of me is on the rise.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7000243603879524463</id><published>2008-11-28T05:48:00.002+02:00</published><updated>2008-11-28T06:29:16.171+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler: bölüm üç</title><content type='html'>Her şey kapkaranlık mı olacak o an? Yani, hayatım gözlerimin önünden geçtiği an değil, o andan sonra, kararacak mı her şey? Sesi duyacak mıyım mesela? Yoksa parlayacak mı her şey? Hani, gitme der gibi, sen onu terk etmeye hazırlanırken seninle sevişmeye çalışan bir kız gibi, birden aklanacak mı her şey?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Acaba gazetelere çıkar mıyım? Kafamın yerde yuvarlanışını çeken fotoğrafçı duygularımı kopuk kafamın olduğundan daha iyi yansıtırsa ona bir ödül falan verirler mi acaba? İlk konserimizde bizi çeken fotoğrafçı ödül almıştı, hatırlıyorum. Ödülün ismine dair hiçbir fikrim yok, unuttum, ama prestijli bir şeydi, bir buket göndermişti soyunma odasına. O sıralar kullanıyor muyduk ya? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dördüncü konserdi, Prag. Üç Çek kız gelmişti, biri on beş, diğer ikisi on altı yaşında. Biz yirmi beş falandık sanırım o sene... belki yirmi altı. Kim getirmişti bilmiyorum, birden ortaya çıkmıştı ama. Kızların gözlerinde korkuyu görebiliyordum, endişeyi... niye yaptılar bilmiyorum, keşke yapmasalardı. Paketi onlar açmıştı çünkü, bembeyaz tozu masaya boşaltan da sanırım on beş yaşında olandı. İlk önce onlara denettik... yirmi beş yaşındaydık, şimdi hatırlıyorum çünkü ben on beş yaşındakini almıştım ve bütün gece boyunca bundan sonra hep on yaş büyüklerimle yatacağım diye bağırmıştı. Biz o gece mi başladık? Yo hayır, o gece biz kullanmadık, onu hatırlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Altıncı konserdeydi, Moskova'da. Evet bu sefer eminim, çünkü kız falan yoktu, sıkılmıştık ve gitarları taşıyan biri getirmişti. O gece biri yirmi altısına giriyordu çünkü en kötü doğum günü olarak adlandırmıştık sonra onu, kimdi acaba? Hatırlamıyorum hiç... belki o gece çok kullandığımızdan, belki o gece yaptıklarımı hatırlamak istemediğimden. Sanırım tüm gece sürmüştü, üç erkek, fazla sürmez diyorsunuz değil mi? Evet, eminim, altıncı konserde başlamıştık, çünkü gruptan biri o gece utanıp gruptan ayrılmıştı... biz niye ayrılmadık bilmiyorum... parası iyiydi ve sanırım birinin malikane taksidi vardı. Haa... bendim sanırım o.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki o eroin parası için o azman herifle yattığım konser hangisiydi ya? Sanırım dokuzuncu konserdi... ama dokuzuncu konser neredeydi? Aa evet ilk Amerika konseriydi o... Oregon'daydık, Portland'da. O gece ömrümde ilk defa ağlamıştım... tabii ya... o geceydi. O beni bulmuştu, on iki yaşındaydı, ben yirmi altı yaşındaydım. On iki yaşındaki birine göre çok gelişkindi, dikkatimi çektiğimi hatırlıyorum. Onu ilk gördüğümde kafam hala iyi sanmıştım, parlıyordu çünkü. Kolumdaki iğnelere bakınca beni temiz mahallesinden kovacak sanmıştım, ama kovmamıştı. Yanıma gelip sarılmış ve beni öpmüştü... on iki yaşındaki birine göre çok gelişkindi, ama bunu söylemiştim zaten, ama öyleydi. O gece ilk gecemizdi ve sanırım son konser oydu... yok yok, sonra başka bir eyalete gitmiştik ve onu yanımda götürmüştüm, ailesinden kaçmak istiyordu. Son konserimin o eyalette olmasını bütün yolu onunla geçirince istemiştim, çünkü kafam güzel değilken bile o parlıyordu. Ve Allah'ım, on iki yaşındaki birine göre ne kadar gelişkindi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra n'oldu bilmiyorum, sanırım ailesi umursamadı, çünkü yasal bir durum olmamıştı. Gördüğüm herkese yeğenim olarak tanıtıyordum, hatırlıyorum bir dergide onun benim yasadışı çocuğum olduğu söylentileri vardı, ben on dört yaşındayken peydahlamıştım onu. Sanırım dört sene beraber yaşadık İrlanda'da... kimse sormadı. Ne acayip değil mi? Dört sene onunla yaşadım ve kimse gelip sevişip sevişmediğimizi sormadı... sorsalardı söylerdim çünkü. Onun birlikte olduğum en iyi kalpli, en güzel, en tatlı kız olduğunu anlatabilmek için söylerdim. Sonra, o on altı yaşındayken, beraber iğneyi basmadığımız tek sefer, her şey bulanıklaşırken birbirimizin gözüne bakmadığımız tek sefer... o... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok zordu benim için. Ondan sonra her şey üstüme yıkıldı, her şey parçalanmaya başladı. Tek başıma geçirdiğim her saniye, onsuz yaptığım her iğne, kokladığım her toz batmaya başladı. Herkes sorular sormaya, dört sene umursamayan ebeveynlerinin ve arkadaşlarının dava celpleri kapımda belirmeye başladı. Her şey elimden gitti ve tutmaya çalışmadım. Benden her şeyi alabilirler diye düşünüyordum, o gittikten sonra önemi yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi benden kasten almadıkları bir silaha bakıyorum... kimsenin benden bunu alacak kadar merhameti yoktu. Acaba acıyacak mı? Bir şey düşünecek, bir şey hissedecek miyim acaba? Eğer ölümden sonra yaşam varsa, onunla yanabilecek miyiz? Eğer yoksa... eğer yoksa, film şeridine ihtiyacım olacak, onu son kez görmeye. Sonra... sonra hiçbir şeyin daha karanlık olma ihtimali yok zaten. Eğer onu o son sahnede göreceksem, eğer hissedeceksem... hiçbir şeyin daha karanlık olma ihtimali yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Seni seviyorum... lütfen... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Heh...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sağol...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7000243603879524463?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7000243603879524463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7000243603879524463' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7000243603879524463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7000243603879524463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/11/yanl-hikayeler-blm.html' title='yanlış hikayeler: bölüm üç'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-7426382264390089532</id><published>2008-11-25T02:24:00.003+02:00</published><updated>2008-11-25T02:49:40.984+02:00</updated><title type='text'>Math, science, history unravelling the mysteries that all started with the big bang.</title><content type='html'>Sanırım üç dört ay falan oldu Chrome çıkalı. Çıktığı gün indirmiştim, zira açıklanan özellikleri beni bir browser hakkında gaza getiren nadir şeylerdendi. Şimdi bu kadar zaman kullandıktan sonra hakkında heyecanlanmam gereken asıl bir özellik olduğunu görüyorum çok net bir şekilde, browser'ın beni tanıması. History'den falan bahsetmiyorum, her çıkan yeni sekmede bana çok dolaştığım siteleri göstermesi, tek bir harfe basınca o harfle başlayan favori sitemin linkini direk yazması falan sörf yapmayı inanılmaz kolaylaştırıyor, ve dönüp bakınca da çok neşeleniyorsunuz, vay be diye. Ben de bu neşelenmeyi sizle paylaşayım dedim, zira zaten bu blogda üç yıldır yaptığım şey kendimi anlatmak, hazır Chrome bana beni anlatıyor, benim size Chrome'daki beni anlatmamda bir sakınca görmedim ben de. İşte Chrome'un her harf için bana önerdiği siteler.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;A - allgame.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Oyun çıkış tarihlerini kontrol etmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;B - bobiler.org&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Komik ya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;C - cad-comic.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: CAD webcomic'ini okumak için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;D - deviantart.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Garip resimlerimi paylaşmak ve başka resimlere bakmak için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;E - en.wikipedia.org&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Bilmiyorum aslında, wikipedia benim için senelerdir bir vaha.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;F - facebook.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Minimal iletişmek istediğim insanlarla minimal iletişebilmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;G - gmail.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Mail'lerimi kontrol etmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;H - hqgamers.com/forum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Kullanmıyorum, buradaki soru da zaten "Niye H'yle başlayan hiç site kullanmıyorum?" olucak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İ - inevitablehappyending.blogspot.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Bloga gelen yorumları takip etmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;J - joystiq.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Console Master'a haber toplamak için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;K - kylieireland.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Yani sitenin artı onsekiz olmasını geçtim, bu siteyi de ne zaman kullandım hatırlamıyorum hakikaten.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;L - listen.grooveshark.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Bana kendini indirtecek kadar sevdiremeyen şarkılara erişim için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;M - mininova.org&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Tamamen yasadışı şeyler için. Ben yapıyorum siz yapmayın... eee...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;N - nbc.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Haftada bir Chuck, estikçe de Life izlemek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O - oyungezer.com.tr/component/option,com_smf/Itemid,26/&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Bilmiyorum, belki forumunda moderatör, dergisinde yazar olduğum içindir?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;P - posta.oyungezer.com.tr&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Oyungezer ahalisiyle iletişebilmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Q - questionablecontent.net&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: QC webcomic'ini okuyabilmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;R - radiooyunezer.blogspot.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Aslında kullanamıyorum, router yüzünden açılmıyor, fakat o kadar fazla denedim ki buraya girmiş artık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;S - swtor.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Beta olursa beni de seçsinler diye forumlarında kendimi göstermek amacıyla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;T - traileraddict.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Trailer seyretmek hoşuma gidiyor ya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;U - ugo.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Asıl neden HeroMachine, fakat genel site içeriği de fena değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;V - virtualnes.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Çocukluğuma dönmek için. Eheh.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;W - warhammeronline.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Valla oyunu bırakalı da kaç ay oldu, kullanıyor muyum ya?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;X - xkcd.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: xkcd webcomic'ini okuyabilmek için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Y - youtube.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Youtube'u tahmin edebileceğiniz üzere yumurta pişirmek için kullanıyorum tabii ki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Z - zango.com&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siteyi neden kullanıyorum: Yani temelde mininova'nın yasal olanı bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet... seni seviyorum Chrome.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok tatmin edici bir ayı grip olarak kapatıyorum, inşallah aralık daha boş, daha beleş ve daha şaşırtıcı olucak, sonra Ocak'ta çok güzel gelişmelere gebe olmaya aday bir ay zaten. Ve eğer her şey umduğum gibi giderse, Şubat ve Mart da. Ama her şey rezalet de olabilir, kepazeliğe de dönüşebilir tabii... bakıcaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-7426382264390089532?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/7426382264390089532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=7426382264390089532' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7426382264390089532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/7426382264390089532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/11/math-science-history-unravelling.html' title='Math, science, history unravelling the mysteries that all started with the big bang.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-6746088728443615486</id><published>2008-11-20T02:00:00.003+02:00</published><updated>2008-11-20T02:33:06.651+02:00</updated><title type='text'>I was alone, staring over the ledge, trying my best not to forget.</title><content type='html'>Önce bir duyurum var blogumu okuyan azınlığa,  yanlış hikayeler devam edebilir de, etmeyebilir de. Tamamen benim keyfime ve işlerime kalmış bir şey. Aklımda bazı hikayeler var, fakat önce aklımdaki diğer bir takım şeyleri de o hikayeyle bağlantılı olarak ayırt etmem gerekiyor. Seriyi şok değeri için veya "hepimizin içinde bir kötülük vardır" gibi bir mesaja itaat etsin diye yazmıyorum, yazmayacağım da. Yine, yaptığım tek şey, her zaman yaptığım gibi, sadece bir şey söylemek, ve söyleyeceğim bir şey olduğu zaman basitçe söyleyeceğim her zaman yaptığım gibi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öz nedir? Buradan soruyu neyim ben'e getirebilir miyim bilmiyorum, gelip gelmemesi çok önemli değil zaten. Fakat yine de... öz nedir? Yani Siddartha'nın aradığı şey ne? Ben öz diye şahsımdan farklı bir şey düşünmemiştim bugüne kadar, düşünmek de hala saçma geliyor. Benim şahsım her zaman bildiklerim oldu benim gözümde, özüm de öyle. Bu yüzden gördüğüm her sanatın peşine düşüp onu kovaladım, annemin deyimiyle "tuvaldaki izimi güçlendirebilmek için bulabildiğim her renk boyayı katmaya çalıştım paletime". Ama doğu felsefesinin batı felsefesi tarafından yorumlanmış kısmı, ya da hadise pespembeyse belki gerçekten de doğu felsefesi, bana katılmıyor. Onların iddiası bilginin çekirdeğin dışında olduğu yönünde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama sorun ne biliyor musunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O çekirdeğin varlığından haberdar olmak bile bir bilgi. Ve burası, tam bu "bilgi", benim tüm o teorilere itiraz ettiğim nokta oluyor. Onlar temelde çekirdeğin dışını soymak için çekirdeğin dışındakileri kullanıp sonra atmayı savunuyorlar, ve ben çekirdeğe ulaşmak istemiyorum. Bu hayatımda artık çok büyük bir yer taşıyan bir şey değil... oysa ki öyleydi. Bilmek için bilmek, ne kadar hoş geliyor değil mi kulağa? Bana gelmiyor artık. Bir arkadaşla konuşurken söyledi birden, "ölmekten gocunmam, çünkü ölünce en büyük sırrı açığa kavuşturmuş olacağım". "ama bununla övünemeyeceksin" dedi. Garip garip baktı bana, "övünmek değil ki olay" dedi. Bu diyalogun öteki tarafındaydım ben. Ne zaman değiştim bilmiyorum, ama değiştim, tamamen. Ölümün arkasında ne var bilmek istemiyorum artık, bilmek için bilmek beni ilgilendirmiyor. Hayatımı yaşamak hayatımı öğrenmekten çok daha vahim bir hale gelmiş benim için ve bunu böyle yazabilmem bundan gurur duyduğumu gösteriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve ben bu yüzden, kabuğumsa eğer şu an tanıdığım, yarattığım ve büyüttüğüm, onu bırakmak istemiyorum. Ben bu kabuğun her köşesinden sorumluyum, her yanını biliyorum ve bilmem gereken tek şeyin o olduğuna da yüzde yüz ikna olmuş durumdayım. Ve doğu neye inanırsa inansın, ben hiçbir şeyi öze ulaşmak için yok etmeye niyetli değilim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kasım bitiyor lan... ne zaman başladı ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taa bir buçuk sene önce, zamanın yavaş ilerlediği bir gün, not defterine "en önemli şey kontrol" demişim sakince.  Dediğim bir şeyi kavramamın, tam anlamıyla farkına varıp kavramamın bir buçuk sene sürmesi ne kadar acayip bir şey olmuş. Hoş bir acayiplik.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-6746088728443615486?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/6746088728443615486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=6746088728443615486' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6746088728443615486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/6746088728443615486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/11/i-was-alone-staring-over-ledge-trying.html' title='I was alone, staring over the ledge, trying my best not to forget.'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-626497664662235105</id><published>2008-11-16T05:45:00.003+02:00</published><updated>2008-11-16T23:21:09.236+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler: bölüm iki</title><content type='html'>Hiç kendinizi ortada hissettiniz mi? Bir değişimin ortasında, alacakaranlıkta, gündüzün geceye dönmesini beklerken. Bir sürecin içerisinde, sürecin biteceğinden emin bir şekilde. İşkenceye dayanması gerekenlere öğretilen bir şeydir bu, sürecin bir şekilde biteceğine sarılmak. Uykuyla uyanıklık arasındaki o an en kolayıdır bu değişimlerin, kısa sürer, siz uyanacağınzdan şüphe bile edemeden gözleriniz açar size dünyayı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki hiç ortada yaşadınız mı? Orta anını ziyaret etmekten bir sonraki seviyeye atlayıp evinizi, yaşamınızı ve ahlaki değerlerinizi oraya gömdünüz mü? Temelleriniz binalarınıza orada dönüştü mi hiç? Daha da kötüsü, hiç ortada doğdunuz mu siz? Acının, düpedüz acının ve mutluluğun tam ortasında. Ne cennete dokunabilen, ne de cehennemin yakabildiği. Yakınması ayıplanacak kadar iyi ama mutlu olması beklenmeyecek kadar rezalet bir hayatı tecrübe ettiniz mi hiç?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sizin gibi o süreci yaşayanların yere tükürse papatya peydahlayacak kadar iyi niyetleri hiç lanetledi mi sizi, beni lanetlediği gibi? Onların bu araf yaşamını kucaklamaları sizi daha da sıkıştırdı mı hiç? İntiharın, o gerizekalı neşe ampulleri yüzünden güçsüzlük sayıldığı, yaşamanın ise insanların o böceklere tapmasını sağlayan handikap yüzünden mümkün olmadığı bir dünyada yaşamadınız değil mi? Şanslısınız, çünkü ben o dünyaya doğdum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annem ve babamın suratını görmek isterdim 30 Mart 1981 günü. Mükemmel bir adamla mükemmel bir kadın, mükemmel bir evliliğin mükemmel olması beklenen bir meyvasını beyaz masaya yumurtlamak üzere giriyorlar mükemmel bir hastaneye. Mükemmel bir hemşire karşılıyor onları, mükemmel temizlenmiş yerlerin mükemmel temizlenmelerinden sorumlu olan mükemmel hademe iyi şanslar diliyor mükemmel mustakbel anneye. Mükemmel, beyaz bir yatakta, mükemmel doktorun elleri annemin mükemmel organında, beni bekliyorlar hepsi birden. Ben, suratımda kıpkırmızı kanla, karanlıktan çekilmenin azabıyla ağlayacağım az sonra, bundan herkes emin. Ama ağlamıyorum. Mükemmel an sessizlikle yok oluyor, doktorun önlüğü kan ve pislikle kirlenmiş, annemin suratı terli, buruşmuş ve gözleri yamyaş. Babamın elleri annem tarafından çürütülmüş, hemşireler kirlenmiş, yorulmuş. Mükemmel dünya sessizlikle yıkılıyor o an, parçalanıyor ve ben değiştiriyorum her şeyi. Doktor ölü doğduğumdan korkuyor, elini boynuma götürüyor, nabzı buluyor. Nabız düzensiz, ritmsiz, normal insan nabzından farklı. Bir şey daha farklı, bir şeyi daha keşfediyor doktor, o gün o mükemmel beyaz yatağa doğan tam gelişememiş beyaz sperm sağır, duyamıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böyle bir yıkıma doğuyorum, böyle bir yıkım doğuruyorum sessizliğimle. Doktorlar niye sağır doğduğumu muhtemelen mükemmellikleri parçalanmış ebeveynlerime açıklıyorlar, ama ben duymuyorum onları. Benim için oynayan ağızlar büyük bir karanlık, beyaz, mükemmel bir karanlık, ve benim hayatımdaki tek mükemmel şeyin o karanlık oluşu diğer her şeyi değiştiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Seneler geçiyor aradan, sessiz çığlıkların atıldığı seneler. Ebeveynlerim odama gittiğimde kırılan vazoyu duyamadığımı sanıyorlar, duyamıyorum, ama biliyorum. Mükemmel evlilikten kalan fotoğraflarla karşılaştırabiliyorum annemi. Babamın takım elbiselerinin düğündeki keskinlikte olmadığını biliyorum, görebiliyorum her şeyi. Babam anneme vuruyor, biliyorum, tokatın sesini duymuyorum, veya kapıdan içkili gelen babamın annemi yere yatırıp tecavüz ettiği geceki çığlıklar aşmıyor karanlığımı. Ama hepsini biliyorum, izlerini ve gerçekliklerni hissedebiliyorum. Ama onlar bilmiyorlar bildiğimi ve dünya bilmeye zahmet etmediği için annemin babamı bıçaklamasıyla biten olay zincirini takip etmeye kimse yanaşmıyor. Herkes şaşırıyor babamın kızıl kanıyla boyanmış mükemmel mutfağı görünce. Herkes o sağır çocuklarını suçluyor mükemmel çiftin, herkes benim on beş sene yaptığımı bir gecede yapıyor. Karşılaştırmalar ve nostaljiler belirliyor suçluyu, ve o sağır çocuk, annesi hapiste, babası yerin iki metre seksen santim altında, yetimhaneye gönderiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir sene geçiyor etrafımdaki her şeyi idrak edebilmem için. On altı yaşındaki sağır çocuk, arafta sıkıştığı on altı seneyi sayıyor yavaş yavaş. Ve sayarken, yolları beliriyor önümde. Birini biliyorum, sonunu biliyorum, ulaşamayacağımı biliyorum. Mükemmel ailenin mükemmel mutfağına kimin kanının sıçradığını biliyorum, mükemmel olma şansıyla doğmadığımı da. O yolun benim dalaklarımın sabah kahvesinin içinden çıkmasıyla sonuçlanacağını görebiliyorum o yolun dibine gitmeden. Öteki yol daha da kararlılaşıyor gözümde, daha aydınlanıyor, doğasının aksine.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir gece, bir arka sokağa giriyorum. Yetimhaneden kaçmış, parasız, ama amaçlı bir şekilde bakıyorum etrafıma, ve onu görüyorum. Tanımıyorum, o da beni tanımıyor. Bana geliyor, bir şeyler diyor. Annemin çığlıklarını bana göndermeyen karanlık tutuyor onları, ve bir an her şey aydınlanıyor tekrar gözümde. Amaç, sağır çocuğa sesleniyor, çağırıyor onu. Kadının kolunu tutup arkasında büküyorum, etrafımda kimse yok, gördüm, biliyorum. Kadını yere atıyorum, kıpırdadığı her an için biraz daha sıkıyorum kolunun etrafındaki elimi. Diğer elimle önce kendi pantolonumu, sonra onunkini indiriyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siz hiç tecavüz edilen bir kadının çığlıklarını duydunuz mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben hiç duymadım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O gece de duymuyorum. Anneminkileri duymadığım gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O geceden sonrakileri duymadığım gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-626497664662235105?l=inevitablehappyending.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/feeds/626497664662235105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28886894&amp;postID=626497664662235105' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/626497664662235105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28886894/posts/default/626497664662235105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inevitablehappyending.blogspot.com/2008/11/yanl-hikayeler-blm-iki.html' title='yanlış hikayeler: bölüm iki'/><author><name>acyberexile</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17987382041486166358</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28886894.post-3662413651898034367</id><published>2008-11-16T05:24:00.003+02:00</published><updated>2008-11-16T05:44:34.028+02:00</updated><title type='text'>yanlış hikayeler: bölüm bir</title><content type='html'>"Yapma. Lütfen, yapma, konuşma, bakma, lütfen." dedi kararlı bir titremeyle. Gözleri karşısındaki kadına kilitlenmişti, ona yalvarıyor gibiydi, lütfen diyordu gözleriyle, lütfen beni bunları bir daha söylemeye zorlama. Kadın tekrarlatmadı ona.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Buraya geldiğimden beri... bu evde yalnız ikimiz kaldığımız her anda, misafirler veya başka insanlar yokken, sen... seni düşünüyorum, sana dokunduğumu, seni öptüğümü, kimse bakmazken, kimse ayıplamayacakken. Çünkü bana bakıyorsun, ve bir şeyler kopuyor, biliyorum. Etrafımdaki her şey uyuşuklaşırken ben uyanıyorum. Ama uyanmamam gerekiyor, seni öpmeyi istememem gerekiyor, seni arzulamamam, yapıyorum, ama biliyorum yapmamam gerektiğini. Yapma... lütfen, lütfen, bana bunu yapma."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sesi titriyordu, tüm vücudu gibi. Dişlerinin sesinin karşısındaki kadına gitmemiş olmasını umuyordu çocukça, elleri bembeyazdı, ama gözleri kararlıydı, korkuyordu ve yalvarıyordu. Kadın hiçbir şey demedi. Şaşırmamıştı, üzülmemişti, öylece durdu orada.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Neden yapıyorsun bunu bana?" dedi birden, kadının ifadesizliği üzerine. "Neden ben? Niye... niye, nasıl ben... ben hep..." durdu, kadın ona yaklaşıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Hayır lütfen, lütfen, dur yapma, lütfen, yalvarırım sana dur. İstemiyorum, yapamam, lütfen, yalvarırım dur." dedi kadın yaklaşmaya devam ederken.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kadın genç adamın beline koydu elini. Vücutları birden birleşti, genç adam kadının göğüslerini hissetti bedeninde. Yakarışları, çığlıkları daha belirleyici oldu birden, sesi daha çok titremeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ben..." dedi, kadının nefeslerini hissedebiliyordu suratında, kadın öyle güzeldi ki...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Yapma..." dedi aldığından daha derin bir nefesi vererek. Kadının parmakları belinden boynuna doğru kayarak yükseliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Lütfen..." dedi gözyaşlarının arasından kadına bakmaya çalışarak. Kadın artık boynuna hayat gibi dokunan elini zarifçe adamın gözlerinin altına getirdi. Yavaşça tuttu gözyaşı damlasını, damlanın adamın suratında kendine açtığı yolu takip edip, gözlerinin altını sildi yavaşça ona bakan adamın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Anne... lütfen... anne, yapma, lütfen..." dedi adam, kadının suratı ona yaklaşırken. Kırmızı rujlu dudaklar bembeyaz kesilmiş dudaklarla birleşti, adam direnmedi, direnemedi. Kadın geri çekildi, gözleri kapalıydı, oğlunun da öyle. Adam az önceki anı tekrar yaşıyormuş gibi durdu bir an, sonra kapalı gözlerinden bir damla süzüldü bembeyaz dudaklarına. Kadın o damlayı yakaladı tekrar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Anne..." dedi adam titremesini kontrol altına alıp almadığını umursamayarak. Annesi ıslak parmağını oğlunun suratında gezdirip, bembeyaz dudakları buldu. Parmaklarının tüm asaletiyle adamın bembeyaz dudaklarını kapattı. Oğlunun üzerindeki beyaz gömleği yavaşça çıkardı ve ışıkları kapattı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28886894-36
