She's the kinda girl you want so much it makes you sorry, still you don't regret a single day.

okunmak

aranan bir şey.

***

across the universe'in en sevdiğim, en favori, en hayran-manyak-aşık olduğum film olduğuna bir daha kanaat getirdim. sanatı, sahneleri, oyunculuğu, beatles'ıyla, bir daha kanaat getirdim, bir daha da getiririm, bir daha da getireceğim.

başka hiç favori filmim yok, olmadı benim. across the universe'dir olan, olmuş, olacak.

***

hayatım şu an eğlence bazında House, In Cold Blood, Lost, Warhammer Online ve Spore etrafında dönüyor. eğleniyor muyum? tabii ki. hele bir de pazartesi bunlara How I Met Your Mother, üçünde de Life katılacak, daha da bir zevke geleceğim.

***

aslında bir şey yazmayı planlamıyordum, bir şey de yazmadığımı biliyorum. yazdıklarımın sanatsal veya estetik bir değeri yok, birkaç gereksiz yaşantıyı anlatan birkaç gereksiz kelimeden ibaretler. doğal bir anlamları yok. ama, olması da gerekmiyor. yazmak, zihnimden gelen soyut kelimeleri sinir uçlarım aracılığıyla sinapslar atlatarak parmaklarımdan ekrana ulaştırmak ve rahatlamak, gayet kafi.

gayet.

***

dünyanın bir anlamının olduğuna kanaat getirdim. dünyanın anlamı benim onun içerisinde yaşamamdan kaynaklanıyor. aylar önce zıt nedir diye sorduğumda aldığım cevaplardan ne beklediğimi hatırlamıyorum, ama bugün ulaştığım bir anlam parçasına zıt nedire cevap olabilecek bir soruyla ulaştığımı biliyorum. zıt eğer karanlığın ışığın yokluğu olması gibi, sıfır ve bir arasındaki ilişkiyseo o halde dünya üzerindeki her şey benim zıttım dedim önce. çünkü ben kendi düşüncelerim yoluyla, düşündüğümü kanıtlayabiliyordum, onların düşündüklerini ise kanıtlamam imkansızdı. yani onlarda bulunmayan kanıt, beni onların zıttı yapıyordu. o halde yalnızdım, herkes sıfırdı ve ben birdim.

sonra, olasılıklar geldi aklıma. onların sıfır olması bir olasılıktı, varlıklarını kanıtlayamadığım gibi yokluklarını da kanıtlayamıyordum, sadece yok olmaları varlıklarının kanıtlanamayışı daha kesin bir olgu olduğu için akla daha yatkındı. ama sorun buydu işte, her şey akla yatkın olmak veya olmamaktan geçiyorsa ve o akıl benimse, ve onların varlığı bir ilüzyonsa dahi sarsılamayan bir ilüzyon olduğu bariz bir varlık ise, neden onların var olduğuna inanmayı seçmiyorum? ben, dünyadaki her parçanın ve zerrenin bir din olabileceğine inanan ben, bunların seçimde bittiğine inanan ben, neden bunu seçmeyi seçmiyorum?

e bundan sonrası için bu soruyu olabildiğine iptal etmeyi planlıyorum. dünya artık var, bir anlamı var ve o anlamın içerisinden yaşamaya devam edeceğim ben.

hayırlısı.


Yorumlar

Adsız dedi ki…
zıt, aynılıkla eşittir zaten. zira neyin negatif olduğunun bilinebilmesi için neyin pozitif olduğunun bilinmesi gerekir önce. hepsi aynıdır yani. ikisi de şarttır, denktir birbirine.
yiğitcan dedi ki…
birbirinin bilinme ön koşulu olan iki objenin bu ilişkilerinin zıtlık veya aynılık konseptiyle alakası var mı peki gerçekten? aynılık, özellikle, çakışıklık değil mi? doğada fizik kanunları uyarınca aynı olmamız mümkün mü herhangi bir şeyle?

pek sanasım gelmiyor =)
Adsız dedi ki…
ikisi de 'bir'dir. aynı işte:) gece olmasa, gündüz olur muydu sence? yani hep gece olsa, gündüzü bilir miydik ki?

Popüler Yayınlar