kelimelerim yoklar hiçbir yerde. söyleyecek, söylemeye değer hiçbir şeyim yok. yalnızım. hep öyle oldum.
aşk nedir bilmiyorum ama aşık olmuştum ben. prenses gibi değildi benim dokunamadığım bu kız, ama yine de bir okyanus, yüz bir dağ ötedeydi. kelimelerim küçüktü o zaman. güçlü değillerdi dünki ve bugünki kadar. o gün ufak bir insandım ben karşısında. aşık olmuştum işte o ufak halimle, aşık olmuştum aşkı bir kelime sanırken.
yalnızım ben. hep öyle oldum. insanlara baktım hep, onlardan beni değil, onlara sunduklarını sevmelerini istedim. hep insanlara insanları anlattım, onların hatalarını, onların hatıralarını ve onların harikalarını. kendimi anlatmadım hiç kimseye, kimse sormasın istedim. cevap vermedim kemiğimin altını merak eden sorulara, yalan söyledim. bir seçimdi benimkisi. korkunun ve yaşantının ürettiği bir seçim. yalnız kaldım ben. kendi kendimi yalnız bıraktım daha kötüsüne hazırlık olsun diye.
kendimi sevmiyorum ben. özel hiçbir tarafım yok bu dünyada, kanım sizden farklı akmıyor, hataların sizden daha az veya daha fazla acıtmıyor. şu anlattığım şeylerin hepsini yaşadınız siz de, hatta benden daha kötüydü büyük ihtimalle tecrübeleriniz. büyük ihtimalle siz de yalnızsınız kalabalıklarınızın arasında. hatalı, sürüklenen ve tekrar eden bir şeyim ben. söylediklerimin kulağa sahte gelmeyenlerinin değeri yok, değeri olanları da söylemenin yazmaktan başka bir yolu yok. herkesin yazdığı bir nesle yazar olarak doğmuşum ben. özel bir acım, özel bir kazancım yok bu dünyadan. aksi gibi özel olmaktan başka bir amacım da yok.
ama aşık oldum ben.
ve işte aşıkken, onun gözlerine milyonlarca sıfır ve birin varoluşsuz yaratıları arasından bakarken sanki güneşin gözlerine bakıyormuşum gibi... mantıklıydım ben. hatalarım, kusurlarım ve güvensizliklerim onun yanında anlamlıydı. ben bendim. ben her şeydim, sakindim, oturuyordum, duruyordum, tamamdım, olmuştum. hayal edemediğim kadar mantıklıydım ben. hayal etmeyi bile umamayacağım kadar yerli yerindeydim.
ve daha da çok aşık oldum ben.
ve daha da çok gitti elimden her şey.
cebimde bir not var. ufak bir not, kenarları karışmış üç gündür kanımla etime en yakın yerlerde taşıdığım için onu. siyah, beyaz ve gri bilekliğime sürtüyor kağıdın defterden kopardığım yerleri. not "keşke, zaman ve yaşam olmadan önce" diyor, "onunla tanışsaydım. keşke yaşantılar sarsmamışken tutabilseydim ellerini. hiç bırakmazdım. yürürdük beraber kadıköydeki ufak bir çay bahçesine. bir elimizde sıcacık bir çay olurdu, diğer elimizde ise daha sıcak ellerimiz. üşürdük beraber. yaşlanırdık üşüyerek. her şey geçer demezdi kimse bize. hiçbir şey geçmezdi işte o zaman."
aşığım ben.
ve gitti elimden her şey.
keşke tutabilsem.
Harry Potter and the Prisoner of Azkaban
4 ay önce