A day of freedom he shall proclaim, for the son and the daughter.

bazen buraya bir noktanın çarpıcılığında yazılar yazmak istiyorum. yani bir iki cümleyi aşmamalı o yazılar, okuyucu onlara bir bakış attığında hayatının bir şekilde değiştiğini anlamalı. yani öyle bir gücü olsun istiyorum o birkaç satırlık yazıların.

henüz böyle bir şey olmadı.

***

bir şey var, sadece yazı yazarken dokunabildiğim. sanki göğsüm yükseliyor yazı yazarken ve birileri benim üzerimden size bir şey anlatıyor... ya da ben size yalan söylüyorum.

yazmak yalan söylemektir demişti mehmet, ama yazar yalancı değildir.

çünkü çok güzel bir yalandır yazmak, ve güzel olan her şey gibi söyleyene değil, söylenene aittir. yalancı olan okuyucudur yani, çünkü yazar anın peşindeyken okuyucu anı kontrol eder. yazar okuyucunun ne aldığına karışmayı sadece umut eder, okuyucunun bir şeyi alması ise sadece o şeyi okuduğu şeyde görmesine ve her şeyden önemlisi, bizzat kendi geçmişinden oluşmuş süzgecinden geçirmesine bakar.

o yüzden sembolist hikayelerime biraz daha katlanmak zorundasınız.

***

en sevdiğim ses ve en sevdiğim koku ikilisinde açıklayamadığım bir gariplik var; biri bir ağıt, yani bir çığlık veya yakarış değil, mağrur bir ağıt, diğeri ise mcdonald's'ın eve gidecek kişilere verdiği poşetin içindeki patates kızartması kokusu. sebeplerini, hatta bırakın sebeplerini, tam olarak ne olduklarını bile açıklayabileceğimi sanmıyorum.

***

sürreal hikayelere kim oy verdi yahu? ve çok alakasız olarak, halüsinojen'i okuyan var mı?

***

dünya üzerinde en sevdiğim kitap amerikan tanrıları, dünya üzerinde en sevdiğim dizi rome, dünya üzerinde en sevdiğim film dancer in the dark, dünya üzerinde en sevdiğim şarkı oceansize'ın commemorative 9/11 t-shirt'ü, dünya üzerinde en sevdiğim albüm pink floyd'un the wall'ı, dünya üzerinde en sevdiğim oyun ise kotor 2. 

bilin istedim.

Yorumlar

Gord10 dedi ki…
Evet, yazarlar yalancı değildir. Biraz önce Erasmus Fry ile konuştum, o da aynı fikirde olduğunu beyan etti. :P
-

Bugün ben de eve McDonalds'tan paket getirirken tam da aynı şeyi düşündüm. "En sevdiğim koku" diyebileceğim kadar sevdiğim bir koku olmasa da, kimya/gıda mühendisliği harikası olduğunu düşünüyorum.

-

Sürrealist öykülere oy veren kişi bendim (eğer yanlış hatırlamıyorsam birden çok şıkka oy verebiliyorduk, seçeneklerimden birisi sürrealist öykülerdi). Leviathan'da da Delirium yazısını en çok beğenen tek ben olmuşum yine.

Halüsinojen'i pek takip ettiğimi söyleyemem, neden bilmiyorum, herhangi bir tüketim ürünüyle ilgili inceleme yazıları pek ilgimi çekmiyor. Dergilerdeki incelemeleri sadece canım çok sıkıldığında kafamın dağılması için okuyorum; ama tuhaftır ki, kişisel bloglar, okunmak için daha fazla emek isteseler bile kafam çok bulanık olmadığı zamanlar haricinde bana oldukça çekici geliyorlar.

Popüler Yayınlar