My eyes don't see, though my mind wants to cry out loud.

yazmak, sakat olacağını bileceğin bir bebek doğurmak gibi şu an benim için. suratım buruşmuş, ellerim klavyeden bazı şanslı kelimelerin ölümden çekip çıkarılmasına karar verme amacıyla ayrılıyor sadece. kulağımda tanrının sesleri yankılanıyor, başka ellerin, başka klavyelerden yarattıkları ağızlarla anlatıyor her şey herkesi. herkes gibi, hiç kimse hiç kimseye benzemiyor ve her ses gibi, hiçbir ses mantıksal bir eksen içerisine peydahlanmıyor sen aksini iddia edene kadar. her şey farklı bir gözü diğerinden küçük şu yazıyı kanattığım ve beynimi kafatasımın içinde hissettiğim bu gecede.

tekrarlarla tanıdık bir kontekst yaratıyor bir gitar kulağımda. her dönüşte yeni bir notanın duyulmamış bir sesini çıkarmanın o ahenksiz yanlışlığı yerine her nüans bir öncekinin ufak bir varyasyonu sadece, rahat ve korkak. ama en azından iki gözü de aynı boyda bu şarkının.

sözcükler anlamsız, onların anlamlarını hatırlamıyorum zira. bir şeyler kıpırdanıyor içimde doğru bir yazıyı okurken, fakat öyle bir şeyi yazamayacağım gerçeği o kadar kanıksanmış ki tarafımdan, öldürüyorum o kıpırtıyı. beni normalde açık yeşil bir dalganın beyaz köpükleriyle galeyana getirtecek o his gelmiyor hiç, denizin başladığı yeri görebiliyorum kıyıdan, ama gözlerimi kapatıp siliyorum gelmesin buraya diye. ondan sonra göz kapaklarımın beni görmeye mecbur ettiği kuma dalmaya çalışıyorum, fakat kum katı geliyor. bileklerim ağrıyor sanki klavye üzerinde hareket etmeden dakikalarca durmuşlar gibi.

kipler ve kelimeler benden uzak yaşıyorlar, ölümleri bile başka bir şehirde olacakmış gibi geliyor. dokunamıyorum onlara, kimse de bana dokunmak istemiyor. inkar edilebilme ihtimalinin arkasına sığınarak yakınıyorum blog arayüzünün renksiz ruhunun parçalanmayarak bana açtığı delikten. her şey garip.

geri dönüp okuyamıyorum yazdıklarımı. okuduğumda bulduğum şeylerin benden istenenlerle aynı renk olmadığını görmek yaralıyor beni, veya aynı renk olduğunu düşündüğümde o rengi belirleyenler tarafından yanlışlanmak, doğru bir şekilde de olsa acıtıyor derimin altındaki derimi. kendimi taklit etmek yapabileceğim en iyi şeymiş gibi hissediyorum sonra, bir ben var bunları yapabilen, fakat o ben birinci tekil şahsımdan nefret ediyormuş gibi geliyor bana şimdi. 

yazı kesiliyor ve yeniden başlıyor üst paragrafta kaybolmuş bir noktada, hafif bir tat geliyor o yazmanın, ne yacacağını önceden tahmin edip onunla gurur duymanın verdiği o muazzam macera takibine dair, kaybediyorum o hissi ilk backspace darbemin ardından, her şey tekrar yalın olmaya yakın şimdi, hisler ve yok oluşa yakın varlıklar yok, ama en azından uzun ve sonlara doğru uzamasını haklı gösterecek bir cümle var şimdi elimde. üşüyorum tekrar.

Olduğun gibi gel diyor Cobain, vaktiyle olduğun şey gibi, gelmeni istediğim şekildeki gibi. Bir alakası olsun ve beni bu sapık ve bencil çaresizliğin yarattığı sonsuzluktan kurtarsın istiyorum, fakat hayat çok nadir durumlarda bana bir son cümle veriyor kullanmam için. Cobain yemin ediyor bir silahı olmadığına, fakat benim yazımın son cümlesi olacak hiçbir şey yok söyledikleri arasında.

Hey sen, diyor Damo Suzuki, c vitaminini kaybediyorsun.
Tek bir şey hatırlıyorum, diyor Belew, saatlerimi aldı ve onunla işim bittiğinde, o kadar meşguldüm ki, ne düşüneceğimi bilmiyordum. Günlerce yanımda taşıdım, oyunlar oynadım, bazen tüm bir gün boyunca bile bakmadım, sonra baktım, hala beğenip beğenmediğimi görmek için. Beğeniyormuşum.

Sonra alakasız bir şarkı açıyor winamp.

Her şey garip yine.

Yeterli.

Yorumlar

homesick alien dedi ki…
sözcükler herkese başka şeyler söylüyor, tıklanan her harfin başka bir sesi var, nerde yazdığına, kim olarak anlattığına göre değişiyor. ve ben bazen yazıldığı anı, yazan kafayı, çıkan sesi tanıyorum, biliyorum, aksine hiç ihtimal vermiyorum.

bu yazı da onlardan biri. çok özel, çok sesli, çok güzeldi okumak. bir de bana senin yazdıklarının asla bitmeyeceğini, bitmemesi gerektiğini fark ettirdi yine.
Acetaminophen dedi ki…
böyle çok güzel şeyler geliyo insanın başına arada, sanırım senin bu yorumunu okumak da bunlardan biriydi =) ne güzel oldu hem de..

Popüler Yayınlar