Reach out and touch faith.

Birşeyler yazmak, yazabildiğimi kanıtlamak ve tek yeteneğimi dünyaya haykırmak istiyorum. Ama yapıp yapabildiğim tek şey yazamadığım ama ne kadar yazmayı istediğim hakkında gerizekalı birkaç satırdan ibaret. İşin kötüsü bu "self-redemptive" hadiseyi daha önce de yapmıştım.

***

Dizi olayına baya sarıyorum ben. Önceleri Futurama'nın bir iki bölümünü indiriyordum hafif hafif, sonra Pokemon derken Heroes, House, Veronica Mars ve Prison Break. İndirme makinesi oldum psikopata bağlayacağımdan korkuyorum. Ama hepsi de çok güzel be.

***

Heroes'da 2. volüm bitti. Son iki bölüm anlaşılmaz bir fast forward havasındaydı. Ne ara Bennet salındı, ne ara Nathan'le Matt bu kadar güvenir oldu birbirlerine, n'oluyor anasını satayım? Onun dışında Prison Break'in üçüncü sezonuna başlamış bulundum, o neyse ki beni hayal kırıklığına uğratmadı. Adamlar üç sezonda üç farklı dizi yaratmışlar resmen. İlk sezonda bir "big picture" olayı ve bize yem olarak verilen ipuçları vardı hatırlarsanız. İkinci sezonda tamamen uzun bir yol-kaçış filmi tadındaydı, komplo teorileri ve büyük resim hala vardı ama bir bilinmezlik duygusu da vardı. Şimdi üçüncü sezonda dizi yine tamamen değişmiş. Alakası yok artık Fox River'la, tamamen emprovize bir Michael görüyoruz, bocalıyor, korkuyor, kaçıyor, tereddüt ediyor. Wentworth Miller işini de mükemmel yapıyor tabii bu sırada.
Bir de Veronica Mars var. Tutuldum bu diziye, ama niye bilmiyorum. Öyle bir büyüsü var dizinin, Kristen Bell kaynaklı olması muhtemel. Müthiş bir kadın bu yahu. Heroes'da da tapıyorum kendisine. Müthiş de bir karakter oyuncusuymuş yani, yaralı bir lise öğrencisinden sosyopat bir elektrik manipülatörüne bu kadar kolay geçtiğine inanmak istemiyorum yahu. Ne ara babanın davalarını çözüyordun, ne ara elektrik çıkardın elinden?
Tabii dizi deyince Sopranos'u da bir kenara yazmak gerekir. James Gandolfini mükemmel bir oyuncu ya. Steve Buscemi de öyle, Edie Falco ve Michael Imperioli'de. Hepsi mükemmel olur mu arkadaş?

***

Akşam Makinist var tv8'de. Ama 11'e koyduklarından ve benim sabah 6'da kalkmam zorunlu olduğundan seyredemeyeceğim. Of ulan, ergen tribine girmek istemezdim ama, gerçekten hayatımı kendi elime almayı istiyorum şu senenin geçen her günü.

***

Tomb Raider Legend'a başladım. Hatta baya ilerledim. Painkiller Overdose yüzünden biraz baltalanacak büyük ihtimalle ama fena oyun değilmiş açıkçası. Yalnız ben daha fazla atlamak zıplamak istiyorum ya. Bana ne abi silahlı adamlardan. Bana bir sopa, bir de tutunacak kenarlı küp verin ben oynarım onlarla saatlerce.
Sonra Trackmania Nations var. Zaten TM serisinin kendine has çarpıcılığını hep biliyordum ama bu çok tatlı olmuş. İlk Trackmania'nın havası yok, evet, ama yine de hoş. Düz yarış tipindeki track'ler felaket ama atlamalı zıplamalı olanları orgazmik.
Bir ara Portal başladı ve bitti, çok kısaydı ama zaten uzun oyun sevmediğim için koymadı. Sanırım ömrümde oynadığım en iyi FPS'ydi kendisi. Ve evet HL1-2'yi de oynadım ben.
Oblivion'dan sıkılınıldı. Ve oyunla ilgili net bir fikir edinildi: oyun lineer. Evet bunu duymayı beklemiyordunuz ama öyle. Dark Brotherhood'a katılıp onlarca adamı katletmişim (sessiz pek olamam da, malum Battlemage) hala imparatorun karşısına gidip "I'll die for you" diyorum. Ne rezalet bu be? Farzedin ben Dark Brotherhood'da ebesinin damı oldum, imparatoru katledeceğim. N'olacak? Allah Allah ya. Bırak kardeşim bırak, lineer bir oyun Oblivion. Kötü olmama bile izin vermiyorsun arkadaş sen, neren open ended senin? Tek bir sonun var işte. KotOR; map'leri koridorumsu ve sınırları olan mekanlardan oluşan KotOR bile bu kadar lineer değildi. Lineersiniz işte. Ben o ağaçları altımda ezemiyorsam, iki guild görevini önce yapmışım ne yazar. Hey Allah'ım ya.

***

Pirates of the Burning Sea betasını çıktığı an indireceğim. Ayrıca da Warhammer Online görevlilerine oyunu Türkçe yapıp Türkiye'ye prepaid kart getirmeleri için bir mail attım. Çok idealistim, takacaklarını düşünüyorum. Ama olayı "fact" seviyesine getirirsek almayacakları bariz. Neyse. PotBS ftw.

***

ÖSS çalışmaları tam gaz gidiyor. Bugün 17'si biyoloji, 70 kadarı Mat-Geo ve geri kalanı edebiyat-tarih-coğrafya olmak üzere 160 küsur soru çözdüm. Nöbetçiydim. Süper birşey nöbetçilik. Arada müdür yardımcısının çay istemesi dışında hiçbir sıkıntı olmadı. Üstelik eve geldim Tomb Raider oynadım, revanla geyik yaptım. Hala biraz vicdan azabı hissediyorum eve gelip onu 200'e niye tamamlamadım diye. Aman neyse de demek istemiyorum, bu vicdan azabı genelde beni tutan şey oluyor. Hay ulan, bitsin şu sene bitecekse be.

***

Oyungezer'da bir oyun kapmak için lobi yapmaya başladım. Serpil ablaya Super Smash Bros. ön incelemesi yapmak istediğimi söyledim, Sinan abi'ye Nights dergiye gelirse incelemek istediğimi söyledim (gelmese de ben alacağım zaten oyunu), MoH: Heroes 2 için de hafif göndermeler yaptım. Bu işler böyle yürüyor arkadaş. Ali abi elimden Resident Evil: Umbrella Chronicles'ı kapınca anladım bunu. Yani elimden kapmadı aslında, adam önceden istiyormuş. Ama bu savımı çürütmüyor. Lobi olayı pis birşey ve gerekli birşey.

Yorumlar

Popüler Yayınlar