I know your anger, I know your dreams: I've been everything you want to be.

Rayman Raving Rabbids 2 açıklandığını belirterek yazıma girmek istiyorum. Sonra da çok alakasız birşeyden bahsedersem affedin beni. Bir ara da LotRO'ya girip 16 olmak istiyorum zaten.

İnsanların cinsel istekleri vardır değil mi? Bununla baş edebiliyor muyuz sizce, yoksa Freud haklı mı? Yaşamımızı cinsel organımız mı yönetiyor acaba, bu gerçekle başedebilir miyiz? Bu soruları cevaplamayacağım, aksine daha çok soru sormaya niyetim var.

Kadınlar ve erkekler, bu dünyadaki herşey gibi birbirlerinin zıttılardır ve birbirlerini dengelerler. Kadınlar naif ve güzeldir, erkekler ise sert ve kabalardır. Kadınlar estetik düşünmeye daha yatkınken, erkekler özgür düşünmeye daha yatkınlardır. Kadınlar zekice kararlar verebilir ve zekice şeyler söyleyebilirler, fakat erkekler bu kadar zeki değildir. Öte yandan erkekler dava adamı olabilirler, fakat bunu yapan kadın çok bulamazsınız.

Cinsellik konusunda da bu böyledir, erkekler fiziksel olarak tahrik olmaya daha yatkınken, kadınlar duygusallık olmadan cinselliği araya pek koymazlar. Peki nedir bu hadiseyi daha karmaşıklaştıran, hem de zaten hadise yeterince karışıkken.

Erkekler zaaflıdır. Kadınlardır erkeklerin zaafları, onları baştan çıkaran ve zihinlerini bulandıran. Çoğu erkek bir kadınla kardeş olduğunu iddia eder fakat dikkatli bakarsanız o erkeği "kardeşinin" gömleğinin içinden gözüken sütyenine bakarken bulabilirsiniz. Ya da etek giymiş kardeşi bacak bacak attığı zaman onun bacağını incelediğini. Belki hanımlar bunun farkındadır, belki de "ben şöyle şöyle kişiye şunu şunu hissetmiyorum, kardeşiz işte" diyenler çıkabilir. Beni kandırabilirler, "kardeşlerini" kandırabilirler, ama kendileri biliyorlar. Buraya itiraz edebilirsiniz. Ben de ederdim.

Benim için özel olan, fakat birşeyler hissetmediğim bir kız vardı, en azından birşeyler hissetmediğimi sandığım. Önceleri sadece etrafında olmak yetiyordu, ona kardeşim diyordum. Sonraları koluma girmesi için yanına girdiğimi farkettim, diğer arkadaşlarımın koluna girdiğinde onlara kıskançlıkla baktığımı farkettim. Sonra eteğini kıvırıp okula geldiğinde ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarına bakmaktan kendimi alamadığımı keşfettim, sonraları halihazırda dar olan pantolonunu giydiğinde poposunun ne kadar güzel olduğunu farkettim. Bu olay burada son bulmalıydı, kendime yalan söyledim, ona kötü davranarak durumu dengelemeye çalıştım, en sonunda eften bir nedenle kızla konuşmamaya başladım. Geçenlerde ise bir hata yaparak onunla ilgili en derin ve en şehvetli fantezilerimin zihnimi doldurmasına izin verdim, genelde bastırdığım şeylerin, konuşmadığım ve yakınına gitmediğim için sorun olmayacağını zannederek. Sorun ise şuydu, onları orada tutmak için verdiğim savaşın tüm zerresini bu hareketle harcamış olduğumun bilincinde değildim. Şimdi o duygular beni sıkıştırıyor ve gözüme devamlı onun ilahi kalçaları geliyor.

En acı tarafı ne biliyor musunuz? Tahmin edebiliyorsunuzdur, kızı sevmiyorum. Sevdiğim kızlar ile fantezilerime girecek kızlar arasındaki farkı biliyorum, ve bu kızı sevmiyorum. Ondan hoşlanmıyorum veya ona aşık da değilim. Hormonlarımın ve penisimin yönelttiği bir yolda ilerliyorum, kalbim bu konuda mantığımla müttefik fakat tarafsız.

Benim için üç kız vardır, herhangi bir şekilde hoşuma gitmeyen kızlar -ki üzülerek söylüyorum (merak etmeyin iki yüzlü değilim, en azından anladığınız biçimde, bu yazıyı mantığım yazıyor.) bu fizikseldir genelde- hoşuma gidenler veya bir zamanlar gitmişler, ve ablalarım. Ablalar ve hoşuma gitmeyen kızlar oturup "ya ulan bu da güzel kız ha" muhabbeti yapabileceğim insanlardır ve onlar ulaşılmayan bölgeye uzaklaştırılmışlardır. Hoşuma giden veya bir zamanlar gitmişlerde ise durum genelde cinsel dürtülerimle şekillenir, kız bana bir gülümseyegörsün, zihnimin kırmızı köşeleri çalışmaya başlar, bütün düşüncelerim ona odaklanır ve bir anda değişiveririm. Bu hep böyle ve hep böyle olacak.

Çünkü ben orada burada görüyorum çok pis arkadaş olan erkek ve kızları, kendi durumumdan biraz değişik veya çok değişik, ama temelde aynı durumda olan ikilileri. Değişmiyorlar ve değişmeyecekler, çünkü birinin ötekini dengelemesi gerekiyor.

O yüzden sorum "Bu neden böyle?" değil. Onun cevabını biliyorum. Sorum şu, "Bu dengede ikinci taraf neler hissediyor? Onların equilibrium'daki nihai görevi ne? Biz eğer hormonal tarafı bu kadar net ve acı verici bir biçimde yaşıyorsak, onların ikili ilişkilerin hazzına varmak için ödedikleri bedel ne oluyor?"

Bunu cevaplayabilecek insan çok az sanırım.

I need a mirror to check my face is in place,
Incase of upheaval, fundamental movement below,
What's really going on I want to know,
But yo, we don't show on the outside, so slide.
Just below my skin I'm screaming...

Yorumlar

ASLI dedi ki…
Buna yanıt verebilirim sanırım. Ama nereden başlamalı.

Dişi kişilerin de cinsal hazları vardır elbette ama ödemeleri gereken bedeller farklı tabi. Belki daha ağırlarını ödüyor olabiliriz.

Evet, seks konusunda erkekler kadar zaaflı olmayabiliriz ama aşk konusunda zaafı vardır kadının. Aşık olan kadın bağlanır ve acı çeker, erkeklerde bu bağlanma çok fazla olmaz. Hormonal ve genetik bir durum sanırım. Erkek maksimum dişi döllemeye çalışırken dişi en iyi babayı arar ve bu yüzden seçicidir, seçtikten sonra da o babaya saplanıp kalır. Bu saplanması sebebiyle erkek uzaklaştığında (aldatma) acı çeker. (Kadın da aldatır tabi ama kadının aldatması ile erkeğin aldatması arasındaki fark, başka konuda tartışılmalı.)

Sonra aylık sancılar vardır, regl olayı. Bu da doğanın bize ödememiz için verdiği bir başka ağır bedel. Sonra, hamilelik var. Var oğlu var, kısacası hormonal tarafı acı dolu yaşayan taraf erkekler olmasa gerek.

Popüler Yayınlar